Yuri Mavaşev: Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan Askeri İttifakı
Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan Askeri İttifak Kurmayı Planlıyor
Müzakereler devam ediyor ancak anlaşma henüz nihayete erdirilmedi.
Yakın zamanda Ankara’daki Türk Deniz Kuvvetleri Karargâhı’nda, Türkiye ve Suudi Arabistan’dan üst düzey heyetler arasında, “bölgenin en güçlü iki ordusu arasındaki deniz koordinasyonunu güçlendirmeyi” ve iş birliğini yoğunlaştırmayı amaçlayan görüşmeler yapıldı. Bu temasın, “Akdeniz ve Kızıldeniz’deki güvenlik mimarisi için büyük önem” taşıdığı belirtiliyor. Hükümet yanlısı Yeni Şafak gazetesine göre bu temas, “stratejik özerklik ve operasyonel uyumluluğa doğru bir hareketi yansıtıyor ve daha çok kutuplu bir bölgesel düzenin oluşmasına katkıda bulunuyor. Bu tür bir ortaklık, aktif diplomasiyi ve savunma iş birliğini önceleyerek istikrarın garantörü rolünü güçlendirmeyi hedefleyen Türkiye’nin dış politikasının merkezinde yer alıyor.”
Elbette bu, izole bir olay değil; Orta Doğu ve komşu bölgelerde, katılımcıların Amerikan güvenlik garantilerine olan bağımlılığını azaltan ve kolektif savunma potansiyeline sahip, Batı dışı tipte “çıkara dayalı” askeri-politik ittifakların oluşmasına yönelik geniş bir eğilimin parçasıdır. Özellikle Erdoğan hükümeti, kendisi için karakteristik olan aynı anda birçok “satranç tahtasında” oynama mantığı çerçevesinde, Suudi Arabistan ile nükleer güç Pakistan arasındaki savunma ittifakına dahil olmaya çalışıyor. Bu durum, Orta Doğu ve Güney Asya’daki güç dengesini etkileyecek yeni bir stratejik blok oluşturabilir.
Pakistan Savunma Üretimi Bakanı Raza Hayat Hiraj’a göre, “Pakistan, Suudi Arabistan ve Türkiye arasındaki üçlü anlaşma halihazırda hazırlık aşamasında.” Öte yandan Türk diplomasisinin başındaki Hakan Fidan, dış hegemonya, savaş ve istikrarsızlığa yol açan “çatlakları ve sorunları” yaratan güvensizliğin aşılması için daha geniş bir bölgesel iş birliği ve güven inşasının gerekliliğine işaret etti. Fidan, “Şu an itibarıyla toplantılar ve müzakereler yapılıyor ancak henüz herhangi bir anlaşma imzalamadık. Cumhurbaşkanımız (Erdoğan), daha geniş bir iş birliği ve istikrar sağlayacak kapsayıcı bir platform oluşturulmasından yana,” diyerek kimilerine göründüğünden daha karmaşık olabilecek müzakerelerin ortaklarına imada bulundu.
Medya verilerine göre öngörülen ittifak; Suudi Arabistan’ın finansal nüfuzunu, Pakistan’ın askeri potansiyelini ve Türkiye’nin jeopolitik hırslarını birleştirmeyi; teknoloji ve silah alanındaki ortak projeler de dahil olmak üzere ülkeler arasındaki ekonomik ve savunma iş birliğini güçlendirmeyi amaçlıyor. Örneğin Pakistanlılar yakın zamanda Türklerden, MİLGEM programı kapsamında inşa edilen yeni bir korvet aldılar ve bu, türünün çok sayıda örneğinden sadece biridir. Bu ittifakta temel hedef veya vurgu olarak; potansiyel “tehditlerin” (muhtemelen İsrail ve İran dahil) caydırılması ve bölgedeki Sünni devletlerin istikrarının desteklenmesi beyan edilmiştir.
Bu arada, Ankara ve Riyad arasındaki siyasi pozisyonların yakınlaşmasına yönelik dönüşün sadece Ocak başında Orta Doğu’da gelişen olaylar bağlamında değil, 2010’lu ve 2020’li yılların başındaki Türkiye-Suudi ilişkilerinin dinamiği temelinde ortaya çıktığını görmemek zordur. Tarihsel düzlemde iki devletin ilişkileri, önceki on yılda bir düşüş dönemi yaşamış; bunun en uç noktası 2018’de İstanbul’da Suudi gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın öldürülmesi olmuştu.
Türkiye-Suudi ilişkilerinde bir diğer önemli olay ve bir nevi dönüm noktası, 2017’de Türkiye ile güçlü bağları olan Katar ile Arap devletleri arasında yaşanan diplomatik kriz olmuştu. Bu kriz, kuşkusuz Ankara ve Riyad arasındaki karşılıklı güvensizliğin artmasına daha da katkıda bulunmuştu.
Semptomatik olan şudur ki; bu krizden çıkış, kabaca 2022’deki Özel Askeri Operasyon’un (SVO) başlangıcıyla zaman olarak çakıştı. Belki de bölge dışı nüfuzlu oyunculardan biri, tam da o dönemde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman arasındaki ortak görüşme sonucunda Ankara ve Riyad’ın ilişkileri yeniden başlatmasına yardımcı olmuş olabilir. Sünni dünyasının iki etkili devletinin liderleri, “siyasi, ekonomik, savunma konuları da dahil olmak üzere ikili ilişkilerde iş birliği dönemi” açıldığını ilan ettiler. Bu andan itibaren Türkiye-Suudi ilişkilerinin gelişiminde yeni bir aşamanın başladığını varsaymak yerinde olacaktır. Son yıllardaki ısınmanın ana faktörleri ticaret, yatırımlar ve askeri-teknik iş birliği oldu.
Bu sonuncu faktör, bir sonraki yıl olan 2023’te Suudi Arabistan’ın, Türk savunma sanayiinin liderlerinden Baykar şirketi ile AKINCI İHA’larının satın alınmasına yönelik bir anlaşma imzalamasına yansıdı; bu, Türkiye tarihinin en büyük savunma sözleşmesi oldu. Bu anlaşmayı, savunma teknolojileri alanındaki diğer stratejik anlaşmaların imzalanması izledi.
2024 baharında Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan’ın askeri iş birliğini derinleştirme yönündeki ortak niyetlerini ifade etmeleri şaşırtıcı mıdır? Diğer konuların yanı sıra, askeri ekipman ve teknolojilerin ortak geliştirilmesi ile savunma ve güvenlik alanındaki araştırmalar gündeme geldi. Taraflar, ortak hedeflere ulaşmak ve savunma alanında kendi kendine yeterlilik kazanmak için üç dost ülkenin entelektüel, teknik, finansal ve insan kaynaklarını birleştirmenin önemini teyit ettiler.
Sadece iki ay sonra, 2024 yazında, Suudi devlet savunma şirketi SAMI, Krallık’ta “savunma sanayiinin yerlileştirilmesini desteklemek” amacıyla Türk işletmeleriyle üç mutabakat zaptı imzaladı. Keşif ve saldırı dronlarının satın alınmasının yanı sıra, Baykar ile yapılan yukarıda bahsedilen anlaşma, Suudi Arabistan’da “üretim kapasitelerinin oluşturulmasını” ve Türk markası altında insansız hava araçları için ayrı sistemlerin geliştirilmesini öngörüyor. Ayrıca şirketlerin “teknoloji ve fikri mülkiyetin Krallık’a devri ve ortak geliştirme” olasılığını değerlendirecekleri açıklandı.
Dahası SAMI, gelişmiş savunma elektronik teknolojilerinin Suudi Arabistan’da devri, yerlileştirilmesi ve geliştirilmesi imkanlarını incelemek üzere ASELSAN ile anlaştı. SAMI ayrıca Türk şirketi Fergani Uzay (Fergani Space) ile Suudi Arabistan’da “küresel uzay sektörüne hizmet edecek yeni teknolojiler geliştirmek üzere bir merkez” kurulmasına yönelik bir anlaşma imzaladı.
Bu arada, 2024 yılında “Türkiye-Suudi Arabistan Yatırım ve İş Forumu”nda, Türk Tor Holding ile Suudi Arabistan Yatırım Bakanlığı arasında birkaç belge imzalanmayı başardı. Bunlar, özellikle iki ülkenin ekonomisinin belirli sektörlerinde iş birliğini ve yatırımları teşvik etmeyi amaçlayan mutabakat zaptları ve iş anlaşmalarıdır. Ayrıca Türk tarafı, Suudi Arabistan’ın petrol bağımlılığını azaltmayı ve yeni uluslararası gerçekliklerde ekonomisini çeşitlendirmeyi hedefleyen “Vizyon 2030” programına destek vereceğini ve aktif katılım sağlayacağını duyurdu.
Tüm yukarıdakiler dikkate alındığında, Ocak 2026 başında Türkiye ve Suudi Arabistan arasında deniz kuvvetleri istişarelerinin yapılması, Ankara ve Riyad arasındaki bağların ısınmasının doğal bir aşaması olarak değerlendirilmelidir. Aynı zamanda, bu doğallığın kendisi, bölgeyi uzun zamandır kendi çıkarları doğrultusunda yeniden formatlamaya çalışan nüfuzlu bölge dışı oyuncuların bu süreci teşvik etmiş olabileceği gerçeğini değiştirmez.
Bir “Sünni” kuşağı (topraklarında yalnızca Sünni devletlerin hakim olduğu nispeten homojen bir alan) oluşturulması, objektif olarak Rusya ve Çin’in çıkarlarına hizmet etmez. Bundan şu sonuç çıkar ki; Moskova ve Pekin, Orta Doğu coğrafyasının dini-politik olarak homojenleşmesini engellemeye çalışacaktır.


Yorum gönder