Sirojiddin Tolibov: Hhamenei Sonrası İran: Sınanan Bir Sistem
Tahran yönetiminin Ali Hhamenei’nin vefatını resmen açıklaması artık an meselesi. Başkan Trump’ın bu çapta bir açıklamayı sebepsiz yere yapmayacağını varsayarsak, İranlı yetkililer her ne kadar bu süreci kontrollü bir şekilde yönetmeye çalışsalar da, uzun süreli bir belirsizliğin ne sürdürülebilir ne de stratejik bir faydası var.
Hhamenei’nin vefatının resmileşmesi, rejimin otomatik olarak çökeceği anlamına gelmiyor. İran kaynakları, bir süredir olası bir acil durum için önceden belirlenmiş, hiyerarşik bir “dört kademeli haleflik sistemi”nden bahsediyor. Bu durum, siyasi yapının bu kritik anı uzun süredir beklediğini ve gücü devretmek için titiz bir mekanizma kurguladığını gösteriyor.
Kısa Vadede İstikrar: Kuşatma Altında Dayanışma
Kısa vadede bu süreç sistemi zayıflatmak yerine, aksine daha da kenetleyebilir. İran şu an sıcak çatışmaların, topraklarına yönelik saldırıların ve hasar gören bir altyapının merkezinde. Böyle bir ortamda, “kuşatılmış millet” anlatısı son derece güçlü bir birleştirici unsur olarak devreye girer. Hiyerarşinin üst kademesinden kim çıkarsa çıksın, sarsılmaz bir irade ve süreklilik sergilemek zorunda kalacaktır; zira en ufak bir tereddüt işareti, içeride siyasi bir bedel doğurur.
Kurumsal Mimari ve İç Çekişmeler
Dört kademeli modelin temel işlevi, seçkinler arasındaki panik havasını dağıtmaktır. Güvenlik ve bürokrasinin lider kadrosu, önceden çizilmiş sınırlar içinde hareket edecektir. Elbette etkili olma yarışı devam edecektir; ancak bu rekabetin sistemin aleyhine değil, sistemin kendi iç mekanizmaları çerçevesinde ilerlemesi beklenir.
Toplumsal Gerçeklik ve Yapısal Sorunlar
İran toplumu için resim çok daha karmaşık. Bir kesim için Hhamenei’nin gidişi bir devrin sonunu simgelerken, bir diğeri için dış tehdide karşı duruşu daha da keskinleştirebilir. Ancak şu bir gerçektir ki; ülkenin karşı karşıya olduğu yaptırımlar, ekonomik darboğaz, nesiller arası kopukluk ve sosyal yorgunluk gibi yapısal sorunlar, tepedeki tek bir figürün değişmesiyle ortadan kalkmaz. Liderlik değişikliği, halkın yaşadığı günlük gerçekliği hemen değiştirmeyecektir.
Dış Politikada Beklenen Süreklilik
Dış politikada dramatik bir “U dönüşü” beklemek oldukça zayıf bir ihtimal. İslam Cumhuriyeti’nin katı yapısı gereği, halefler temel ideolojik ilkelere sadakatlerine göre seçilirler. Bu da İran’ın ABD ve İsrail’e karşı tutumunun ve bölgesel müttefikleriyle olan ilişkisinin aynen süreceği anlamına gelir. Hatta yeni lider, otoritesini ve meşruiyetini perçinlemek için ilk aylarda dış politikada daha sert ve uzlaşmaz bir dil kullanabilir.
Stratejik Bir Yanılgı mı?
Washington ve Kudüs için Hhamenei’nin gidişi belirleyici bir stratejik zafer gibi görünebilir. Ancak halef mekanizması kusursuz işlerse, İran bu geçiş dönemini zayıflık değil, “kurumsal dirençlilik” kanıtı olarak dünyaya pazarlayacaktır. Bu durumda sonuç, bir istikrarsızlık değil, bir konsolidasyon (güç toplama) olabilir.
Sonuç olarak; artık temel soru “Yüce Lider koltuğuna kimin oturacağı” değil. Asıl kritik soru şudur: En güçlü figürünü kaybetmiş bu sistem, dış çatışmaların ortasında, içeriden gelen devasa toplumsal baskılara rağmen ayakta kalabilecek mi?
Hhamenei’nin ölümü tarihi bir kırılma noktasıdır; ancak İran’ın gelecekteki rotası, bir liderin eksikliğinden ziyade, tam da bu an için kurgulanmış olan siyasi mimarinin dayanıklılığı ile belirlenecektir.



Yorum gönder