Şimdi yükleniyor

Yulia Medvedeva: Afganistan–Pakistan savaşı sürerken IŞİD sahneye çıkıyor

İslamabad ve Kabil yönetimleri Hayber Geçidi çevresinde adeta klasik bir sınır savaşı yürütürken, güvenlik uzmanlarının dikkati giderek daha öngörülemez bir aktöre kayıyor: Islamic State – Khorasan Province (IŞİD-K).

Bu örgüt için Pakistan ile Taliban arasındaki gerilim yalnızca bölgesel bir kriz değil; Orta Asya’daki radikal İslamcı dengeleri yeniden şekillendirebilecek tarihî bir fırsat anlamına geliyor.

Cephede savaş, arka planda boşluk

Sahadaki tablo iki katmanlı:

  • Pakistan, hava kuvvetleri ve insansız hava araçlarıyla özellikle Khost ve Kunar’daki lojistik hedefleri vuruyor.
  • Taliban ise sınır karakollarına yönelik baskınlarla karada hareket kabiliyetini koruyor.

Ancak asıl risk, iki tarafın da kaynaklarını birbirine karşı tüketirken iç güvenliği ikinci plana itmesi. Bu güç boşluğu, tam da IŞİD-K’nın ihtiyaç duyduğu ortamı yaratıyor.

“Suriye rezervi” ihtimali

Bölgesel güvenlik çevrelerinde en çok tartışılan senaryo, Orta Doğu’dan deneyimli IŞİD militanlarının bölgeye sızma ihtimali.

Özellikle Suriye’nin kuzeyindeki Al-Hol Camp gibi kamplarda yaşanan güvenlik zafiyetleri ve Irak’a yapılan mahkûm transferleri sırasında ortaya çıkan karmaşanın, bazı militan grupların izini kaybettirdiği öne sürülüyor.

Şu an Afganistan’a kitlesel geçişe dair doğrulanmış kanıt bulunmasa da, Irak ve İran üzerinden uzanan gayriresmî geçiş güzergâhları, Pakistan–Afganistan sınırında yeni bir IŞİD-K yoğunlaşmasını mümkün kılıyor.

Eğer bu senaryo gerçekleşirse, IŞİD-K yalnızca sayısal takviye değil; Suriye ve Irak’ta savaşmış, şehir savaşı ve bombalı saldırılar konusunda deneyimli bir komuta kadrosu da kazanabilir. Bu da örgütün hem Taliban’a hem de Pakistan’a karşı eşzamanlı ve karmaşık saldırılar düzenleyebilmesini sağlar.

Taliban için çift yönlü tehdit

Taliban son yıllarda özellikle Nangarhar ve Kunar’da IŞİD-K’ya ağır darbeler vurduğunu ve örgütü dağlık alanlara ittiğini duyurmuştu. Hatta “tam zafer” ilan edildi.

Ancak gerçeklik daha karmaşık. IŞİD-K tamamen yok olmadı; kırsaldan kente, açık çatışmadan hücresel yapılanmaya geçti. Kabil ve Mezar-ı Şerif’teki yeraltı ağları hâlâ aktif.

2026 başında diplomatik temsilciliklere ve ticari hedeflere yönelik saldırılar — Çinli işletmelere yapılan son saldırı dahil — örgütün şehir içindeki kapasitesini koruduğunu gösteriyor.

Dahası IŞİD-K, Taliban’ın dış güçlerle müzakere arayışını “yumuşaklık” ve “uzlaşmacılık” olarak niteleyerek radikal unsurları kendi saflarına çekmeye çalışıyor. Bu söylem, Taliban’ın iç bütünlüğünü zedeleyebilecek potansiyele sahip.

Pakistan’da daha elverişli zemin

Afganistan’da Taliban yönetimi IŞİD-K’yı aktif biçimde bastırmaya çalışırken, Pakistan’daki ortam örgüt için daha geçirgen görünüyor.

Özellikle Belucistan’daki istikrarsızlık ve yerel silahlı yapılar, IŞİD-K’ya manevra alanı açıyor. 6 Şubat 2026’da İslamabad’daki bir Şii camisine yönelik ve 30’dan fazla kişinin ölümüne yol açan saldırının sorumluluğunu IŞİD-K’nın üstlenmesi, örgütün Pakistan’ın kalbinde dahi eylem yapabildiğini gösterdi.

Pakistan’da IŞİD-K’nın yerel radikal Sünni gruplarla geçici ittifaklar kurması, istihbarat takibini daha da zorlaştırıyor. Bu ağ yapısı, merkezi bir örgütten ziyade dağınık ama esnek bir tehdit anlamına geliyor.

Yeni savaşın kazananı kim?

Bugünkü tabloya bakıldığında:

  • Pakistan hava sahasında üstünlük kuruyor.
  • Taliban sınır hattında direnç gösteriyor.
  • Ancak IŞİD-K, iki tarafın da yıpranmasını bekleyen üçüncü aktör olarak konumlanıyor.

Eğer “Suriye rezervi” senaryosu doğruysa, çatışma yalnızca bir sınır savaşı olmaktan çıkar; mezhep temelli, şehir merkezli ve çok aktörlü bir güvenlik krizine dönüşebilir.

Bu durumda kazanan ne Kabil olur ne İslamabad.

Asıl kazanan, kaosun derinleşmesini stratejik fırsata dönüştüren ve iki tarafın da en zayıf anını bekleyen örgüt olabilir.

Yorum gönder