EMRE DİNER: AFGANİSTAN- PAKİSTAN ÇATIŞMASININ ARKA PLANLARI NE?
Herkes ABD-İran ile topyekun bir savaş riskini beklerken, Afganistan ile Pakistan arasında biranda “Açık Savaş” çıkıverdi.
Gözlerse aniden Güney Asya’ya çevrildi.
Elbette Kabil ile İslamabad arasındaki bu savaş tesadüfideğil.
Taraflar arasında yaşanan kriz öncesi Hindistan’ın Başbakanı Narendra Modi İsrail Başbakanı BenyaminNetanyahu’yu ziyaret ediyor.
Karşılıklı destek açıklamaları, Netanyahu’nun Modi’yiHint kıyafetiyle karşılaması vs…
Tüm bu gelişmeler yaşanırken, iki ülke arasındaki çatışma basit bir sınır krizi olarak okunmamalı.
Çatışmanın çok yönlü bir projeksiyon olduğu kesin…
Gerilime, İsrail açısından bakılacak olursa, Hindistan-Pakistan-Afganistan üçlüsü arasındaki krizden pay çıkarmak isteyeceği mümkün…
Nedeni ise, Afganistan ile Pakistan arasındaki kriz büyüdükçe, meydana gelebilecek koordinasyon boşluğu İsrail’e daha geniş bir manevra alanı açma riski doğabilir.
İkincisi, Çin’in yatırımlarının baltalanması olarak da bakabiliriz.
Afganistan’ın Ağustos 2025’te başlatılan Kuşak ve Yol Girişimi (Belt and Road Initiative) entegrasyonunutehlikeye atmak için suni bir çatışmadan savaşa evrilmeplanı muhtemel.
Hali hazırda, Kabil–Peşaver koridorunda meydana gelebilecek “güvensizlik” Çin öncülüğündeki altyapı vemadencilik yatırımlarını askıya alınmasına yol açabilir.
Neticede taraflar arasındaki çatışma bölgedeki altyapı girişimleri için doğrudan bir tehdit oluşturmakta…
İki ülke arasındaki “açık savaş”, Kabil’in Çin-Pakistan Ekonomik Koridoru çerçevesine dahil edilmesini tehlikeye atabilir.
Dolayısıyla ABD-Çin arasındaki ticari koridor rekabetinin de bir ürünü olarak da okunabilir.
GERİLİMİN BARINDIRDIĞI KÜRESEL RİSKLER?
Neticede sınır çatışması olarak başlayan gerilim, aslında bölgesel jeopolitik riskleri arttırmaya doğru da büyüyebilir
Peki gerilim başka hangi riskleri barındırıyor?
Sonuçta çıkan çatışmanın küresel ölçekte bir başka boyutu da Pakistan-Suudi Arabistan-Türkiye ittifakını kırmak olarak da okuyabiliriz.
Pakistan-Afganistan çatışmasının başlamasıyla (başlatılmasıyla) bir başka deyişle İslamabad’ın nükleer ve konvansiyonel gücü, Ankara’nın diplomasi, askeri kabiliyet derinliği ve Suudi Arabistan’ın finansal açıdan sahip olduğu avantajı birleştirme stratejisiyle yeni bir “güvenlik koridoru” oluşturma çabasının ilerlemesine set vurulması olarak da algılanabilir.
İZLENMESİ GEREKEN POLİTİKA NE OLMALI?
*Savaşın uzun sürmesi durumunda “olası” mülteci hareketlerini yönetmek amacıyla İran’ın doğu sınırlarına güvenlik bariyeri kurulabilir.
*Basra’dan Güney Asya’ya sıçrayan güvenlik koridorunun sarsılacağı yeni bir döneme girilmemesi adına Türkiye ve Katar Ekim 2025’te üstlendiği arabuluculuğunu bir kez daha üstlenmeli…
Körfez’in güvenliği Pakistan’dan başladığını da ifade edersek, Suudi Arabistan’ın da İslamabad’ın zayıflamasını engellemek için Türkiye ve Katar’a destek olabilir.
EMRE DİNER
Gazeteci, Dış Politika Uzmanı ve TESPAM Uluslararası Koordinatörü
E-mail: [email protected]



Yorum gönder