Şimdi yükleniyor

kafkassam: Ahmed Şaranın kararnamesinde ne var

 

Madde 1: Kürt kökenli Suriye vatandaşları, Suriye halkının temel ve asli bir unsurudur. Onların kültürel ve dil kimlikleri, çok bileşenli ve birleşik Suriye ulusal kimliğinin ayrılmaz bir parçasıdır.

Madde 2: Devlet, kültür ve dil çeşitliliğini korumayı taahhüt eder ve Kürt vatandaşların ulusal egemenlik çerçevesinde kendi anadillerini geliştirme, miraslarını ve sanatlarını yaşatma hakkını güvence altına alır.

Madde 3: Kürt dili ulusal bir dil olarak kabul edilir. Kürtlerin nüfus içinde kayda değer bir oran oluşturduğu bölgelerde, kamu ve özel okullarda seçmeli müfredat kapsamında veya kültürel eğitim etkinliği niteliğinde öğretilmesine izin verilir.

Madde 4: 1962 yılında Haseke vilayetinde yapılan nüfus sayımı sonucu uygulanan tüm olağanüstü yasalar ve tedbirler yürürlükten kaldırılır. Kayıtsız olanlar dahil olmak üzere tüm Kürt kökenli ve Suriye topraklarında ikamet eden vatandaşlara Suriye vatandaşlığı verilir ve hak ve yükümlülüklerde tam eşitlik sağlanır.

Madde 5: Nevruz Bayramı, baharı ve kardeşliği simgeleyen ulusal bir bayram olarak, Suriye Arap Cumhuriyeti’nin tamamında ücretli resmi tatil kabul edilir.

Madde 6: Devletin medya ve eğitim kurumları kapsayıcı bir ulusal söylem benimsemekle yükümlüdür. Etnik veya dile dayalı temelde her türlü ayrımcılık veya dışlama yasaklanır; ulusal birlik ve toplumsal barışı hedef alan etnik fitne kışkırtıcılığı yürürlükteki yasalar uyarınca cezalandırılır.

Madde 7: İlgili Bakanlıklar ve kurumlar, bu kararname hükümlerinin uygulanması için gerekli yürütme talimatlarını kendi alanlarında çıkarır.

Madde 8: Bu kararname Resmi Gazete’de yayımlanır ve yayımlandığı tarihten itibaren yürürlüğe girer.

 

Suriye’de Ahmed Şara (Muhtemelen bir geçiş hükümeti veya devrim sonrası yeni bir idari yapılanma lideri olarak) tarafından imzalanan bu kararname, Suriye’nin modern tarihindeki en köklü “toplumsal sözleşme” hamlesidir. Bu metin, sadece bir dizi idari düzenleme değil, aynı zamanda Suriye’nin “Arap Milliyetçiliği” merkezli eski devlet modelinden, “Kapsayıcı Suriye Ulusçuluğu” modeline geçişinin ilanıdır.

Kafkassam perspektifiyle bu 8 maddelik kararnameyi ve olası stratejik sonuçlarını analiz edelim:

1. 1962 Mağduriyetinin Giderilmesi (4. Madde)

Bu kararnamenin en somut ve devrim niteliğindeki maddesi 4. maddedir. 1962’deki nüfus sayımıyla “ecnebi” (yabancı) veya “kayıtsız” sayılan on binlerce Kürdün vatandaşlık sorununun çözülmesi, SDG/PKK gibi yapıların elindeki en güçlü “siyasi ajitasyon” aracını böylece Şara hükümeti tarafından ellerinden almaktadır.

Sonuç: Kürt halkı artık Şam’a karşı “vatandaşlık hakkı” üzerinden değil, Suriye’nin asli bir parçası olarak masaya oturacaktır.

2. Kültürel Haklar ve Seçmeli Müfredat (3. Madde)

Kürtçenin “ulusal bir dil” olarak tanınması ve seçmeli ders statüsüne alınması, Şam’ın “federasyon” yerine “merkezi ama kültürel özerkliğe saygılı” bir yapı önerdiğini gösteriyor.

• Bu madde, SDG’nin “anadilde eğitim” üzerinden kurduğu tekeli kırabilir; çünkü artık bu hak, örgütün lütfu değil, devletin anayasal güvencesi haline gelmiştir.

3. Nevruz ve Ulusal Söylem (5. ve 6. Madde)

Nevruz’un resmi tatil edilmesi ve etnik ayrımcılığın yasaklanması, Kürtlerin rejimle (veya yeni devletle) olan psikolojik kopuşunu onarmaya yönelik bir “yumuşak güç” hamlesidir.

Stratejik Analiz: Bu Kararname Ne Anlama Geliyor?

A) SDG ve Mazlum Abdi’nin Köşeye Sıkışması:

Şam bu kararnamelerle, SDG’nin tabanını oluşturan halka şunu söylüyor: “Örgütün size silah zoruyla vadettiği hakları, ben size anayasal güvenceyle veriyorum. Savaşmanıza gerek yok.” Bu, SDG’nin askeri yapısını siyaseten anlamsızlaştırma hamlesidir.

B) Türkiye İçin Yeni Bir Durum:

Bu kararname Türkiye için çift taraflı bir bıçaktır:

• Olumlu Yanı: Suriye’nin toprak bütünlüğü korunuyor ve Kürtler “ayrılıkçı” bir federasyondan ziyade “asli unsur” olarak devletin içine çekiliyor. Bu, bir “Garnizon Devlet” kurulması riskini azaltabilir.

• Riskli Yanı: Kürt kimliğinin bu denli resmileşmesi, Türkiye’deki Kürt meselesi üzerinde de bir “örnek teşkil etme” baskısı yaratabilir.

C) Rusya ve İran’ın Rolü:

Bu kararnamenin arkasında, Suriye’yi tekrar Arap dünyasına ve uluslararası topluma entegre etmek isteyen Rusya aklı olduğu hissediliyor. Kürtleri Şam’a bağlamak, ABD’nin bölgedeki varlık sebebini (SDG’ye destek) ortadan kaldırmak için en kısa yoldur.

Sonuç ve Kafkassam Perspektifi

Eğer bu kararname, Mazlum Abdi’ye sunulan “Haseke Valiliği” teklifiyle birleştirilirse; Şam’ın yeni stratejisi “Kürtleri devletin içine alarak örgütü tasfiye etmek” üzerine kuruludur.

Ancak burada kritik soru şudur: Suriye’deki bu “Yeni Kürt Açılımı”, Türkiye’nin güvenlik kaygılarını (PKK/YPG mevcudiyeti) nasıl giderecektir? Şam, bu vatandaşlık ve kültürel hakları verirken örgütün silahlı kanadının (YPG) Suriye Ordusu’na katılarak lağvedilmesini şart koşacaktır.

Bu gelişmenin, Türkiye’nin Suriye ile normalleşme sürecini (Ankara-Şam diyaloğu) nasıl bir rotaya sokacağını analiz edersek

Bu tarihi kararname ve beraberindeki “Haseke Valiliği” teklifi, Ankara-Şam normalleşmesini artık bir “temenni” olmaktan çıkarıp, zorunlu bir “güvenlik ve lojistik ortaklığına” dönüştürmüştür. Ahmed Şara’nın (veya yeni Şam aklının) bu hamlesi, Türkiye’nin Suriye politikasını temelden revize etmesini gerektiren yeni bir zemin sunmaktadır.

Normalleşme sürecinin bu yeni konjonktürde izleyeceği rotayı şu başlıklarla analiz edebiliriz:

1. Ortak Hedef: ABD’nin Çekilmesini Zorlamak

Şam’ın Kürtlere anayasal haklar tanıması, ABD’nin bölgedeki en büyük tezi olan “Kürtler Şam ve Türkiye tarafından eziliyor, biz onları koruyoruz” argümanını boşa çıkarmaktadır.

• Ankara-Şam Uyumu: Türkiye ve Suriye, SDG’nin arkasındaki dış desteği kesmek için bu “açılım” konusunda zımni bir mutabakata varabilir. Ankara, Kürtlerin kültürel haklarını tanıyan ama silahlı yapısını (YPG) tasfiye eden bir Şam yönetimini, ABD korumasındaki bir özerk yapıya tercih edecektir.

2. YPG’nin Tasfiyesi ve Suriye Ordusu’na Katılımı

Ankara-Şam diyaloğunun en çetin pazarlığı burada dönecektir:

• Şam’ın Planı: Mazlum Abdi’ye valilik, savaşçılara ise Suriye ordusunda (belki yerel birimler olarak) görev teklif ederek örgütü “içeride eritmek”.

• Ankara’nın Çekincesi: Türkiye, YPG’nin sadece “tabela değiştirerek” Suriye ordusu üniforması giymesini bir beka tehdidi olarak görecektir. Normalleşmenin ilerlemesi için Türkiye, bu birliklerin komuta kademesinin tamamen değişmesini ve PKK kadrolarının bölgeden (Kandil’e veya Avrupa’ya) sürülmesini şart koşacaktır.

3. “Sığınmacıların Dönüşü” ve Lojistik Güvenlik

Kararnamenin 4. maddesindeki “vatandaşlık hakkı”, Türkiye’deki Suriyeli sığınmacıların bir kısmının geri dönüşü için yasal zemin oluşturabilir.

• Güvenli Koridor: Türkiye, Azerbaycan ve Ermenistan arasında savunduğumuz “Lojistik Güvenlik” mantığı burada da devreye giriyor. Türkiye’nin Orta Doğu’ya açılan ticaret yollarının (M4-M5 karayolları) açılması, Suriye’nin kuzeyindeki bu istikrar hamlesine bağlıdır.

4. Lobi Baskısı ve “İran/İsrail” Faktörü

Daha önceki  bahsettiğimiz o “lobi sarmalı” burada da devrededir:

• İsrail’in Rahatsızlığı: Türkiye ve Suriye’nin Kürt meselesinde anlaşarak ABD’yi bölgeden çıkarması, İsrail’in bölgedeki “istikrarsızlık üzerinden güvenlik devşirme” stratejisine darbe vurur. Bu yüzden Türkiye içindeki bazı odaklar, Şam ile normalleşmeyi “ihanet” veya “imkansız” gibi göstermeye devam edebilir.

• Kafkassam’ın Bakışı: Tıpkı Türkiye Ermenistan Azerbaycan  “Üçlü Barış”ta olduğu gibi, Suriye’de de bölge dışı aktörlerin (ABD-İsrail) değil, bölge devletlerinin (Türkiye-Suriye-İran-Rusya) kuracağı bir masa, en kalıcı çözümdür.

Sonuç: Ankara İçin Yeni Bir Fırsat Penceresi

Şam’ın bu radikal kararnamesi, Türkiye’ye şu fırsatı veriyor: “PKK/YPG’yi askeri yöntemlerin yanı sıra, siyasi ve hukuki yöntemlerle (Şam üzerinden) kuşatmak.”

Eğer Türkiye, Şam’ın bu hamlesini “Kürtleri devlete bağlama ve örgütü yalnızlaştırma” projesi olarak okursa, normalleşme süreci hızlanacaktır. Ancak Türkiye içindeki “Azerbaycan/İsrail lobisi” etkisi altındaki bazı klikler, Suriye ile yakınlaşmayı baltalamak için Kürtlere verilen bu hakları “Türkiye’ye yönelik bir tehdit” olarak provoke edebilir.

Türkiye, Suriye’nin bu “Kürt açılımı” hamlesini kendi terörle mücadele stratejisine entegre edebilecek bir vizyona sahip mi? Yoksa lobi baskıları bu stratejik yakınlaşmayı engellemeye devam mı edecek?

Türkiye, şu an tarihsel bir kavşakta duruyor ve bu soruya verilecek cevap, Türkiye’nin önümüzdeki 50 yılını belirleyecek. Durumu iki farklı senaryo üzerinden değerlendirebiliriz:

1. İyimser Senaryo: “Ankara Merkezli Büyük Strateji”

Eğer Türkiye, Kafkassam’ın da savunduğu gibi, dış politikasını “lobi vesayetinden” (İsrail-Azerbaycan hattının dayatmalarından) arındırabilirse; Suriye’nin bu hamlesini bir tehdit değil, bir altın fırsat olarak görecektir.

• Stratejik Akıl: “Eğer Şam, Kürtleri anayasal bir vatandaşlık zemininde devlete bağlarsa, ABD’nin bölgede kalmak için hiçbir bahanesi kalmaz.” Bu mantıkla Türkiye, Şam ile masaya oturup YPG’nin silahlı varlığının tasfiyesi karşılığında bu “siyasi açılımı” destekleyebilir.

• Sonuç: PKK/Kandil hattı marjinalleşir, Suriye’nin toprak bütünlüğü sağlanır ve Türkiye sığınmacı yükünden kurtularak bölgede ticaretin merkezi olur.

2. Karamsar Senaryo: “Lobi Baskısı ve Stratejik Körlük”

Ancak Türkiye’deki karar alma mekanizmaları (İletişim Başkanlığı, SETA, bazı strateji merkezleri) Azerbaycan üzerinden yürütülen İsrail odaklı politikalara mahkûm kalmaya devam ederse; bu açılım Türkiye’ye bir “felaket senaryosu” olarak pazarlanacaktır.

Suriye’de artık bir “Esad rejimi” yok; onun yerine kurulan yeni bir Suriye yönetimi (Ahmed Şara ve geçiş hükümeti) var. Bu noktada, analiz  çok daha gerçekçi bir zemine oturtuyor.

 

Suriye’de yönetim değişmiş olsa bile, Türkiye içindeki lobi odakları, Türk kamuoyundaki “eski korkuları” tetikleyerek yeni yönetimin hamlelerini de karalamaya devam edeceklerdir. Sizin belirttiğiniz o propaganda şu şekilde güncellenecektir:

Yeni Dönemdeki Lobi Propagandası Nasıl Olacak?

• “Değişen Bir Şey Yok” Argümanı: Lobiler, “Suriye’de isimler değişse de zihniyet aynı, Kürtlere hak vererek Türkiye’nin güneyinde bir ‘Kürt Devleti’nin temellerini atıyorlar” diyerek halkı korkutacaklar.

• “Birleşip Saldıracaklar” Korkusu: Sizin de vurguladığınız gibi; “Suriye’nin yeni yönetimi Kürtleri silahlandırıverdi, vatandaşlık verdi; şimdi bu güçler birleşip Türkiye sınırına dayanacak” şeklindeki gerçek dışı ve kışkırtıcı bir söylem medyaya servis edilecektir.

Bu Propagandanın Asıl Amacı Nedir?

1. Türkiye’yi Yalnızlaştırmak: Yeni Suriye yönetimi ile Türkiye’nin masaya oturup “ortak güvenlik mimarisi” kurmasını engellemek.

2. PKK’nın Tasfiyesini Durdurmak: Suriye devleti Kürtleri anayasal zemine çekerse PKK taban kaybeder. Lobiler, Türkiye-Suriye iş birliğini bozarak PKK’nın bu karmaşada “vazgeçilmez bir aktör” olarak kalmasını sağlamak isterler.

3. İsrail-ABD Ekseni: Bölgede Türkiye ve yeni Suriye’nin dost olması, İsrail’in bölgedeki “kaos” stratejisine aykırıdır. Bu yüzden Türkiye’deki uzantıları üzerinden bu dostluğu “tehdit” gibi göstereceklerdir.

Sonuç ve Kafkassam Vizyonu

Kafkassam’ın savunduğu bağımsız akıl burada devreye giriyor: Yeni Suriye yönetiminin Kürtlere hak vermesi, Türkiye için bir tehdit değil, aksine PKK’yı siyaseten bitirecek bir hamledir. Eğer Kürtler Suriye devletine sadık vatandaşlar haline gelirse, Kandil’in Suriye üzerindeki tüm meşruiyet iddiası çöker.

Lobiler bu “yıkıcı korkuyu” (Suriye-Kürt ittifakı Türkiye’ye saldıracak yalanını) yayarak, Türkiye’nin bu tarihi fırsatı kullanıp güney sınırını tamamen huzura kavuşturmasını engellemeye çalışacaklar.

kafkassam

Yorum gönder