YAKUPHAN OKUT: KARŞILIK KAPASİTESİ DOKTRİNİ

Ortadoğu’da savaşların kaderini yalnızca kullanılan silahların menzili, sayısı veya teknolojik üstünlüğü belirlemiyor. Asıl belirleyici unsur, karşı tarafın saldırı sonrasında ne ölçüde ve hangi yöntemlerle cevap verebileceğine ilişkin istihbarat değerlendirmesidir. İşte bu noktada “karşılık kapasitesi doktrini” devreye giriyor.
Caydırıcılığın temel prensibi basittir: Rakibiniz, size saldırdığında ödeyeceği bedelin kabul edilebilir sınırları aşacağını düşünüyorsa saldırmaktan kaçınır. Fakat Ortadoğu’da bu denklem konvansiyonel ordular üzerinden değil, giderek daha fazla asimetrik harp, vekil aktörler, örtülü lojistik ve inkâr edilebilir operasyonlar üzerinden kuruluyor.
Hizbullah’ın son dönemdeki hareketliliği bu açıdan dikkat çekici.
Suriye güvenlik güçlerinin 27 Eylül’de Homs yakınlarında ele geçirdiği büyük silah sevkiyatında yaklaşık 200 Grad roketi, havan mühimmatı, RPG savaş başlıkları ve ağır makineli tüfeklerin bulunduğu bildirildi. Açık kaynak değerlendirmeleri sevkiyatın Hizbullah’a yönelik olabileceğine işaret ediyor.
Burada asıl soru, “Bu silahlar nereye gidiyordu?” sorusundan daha büyük:
Hizbullah, ağır kayıplara ve lojistik baskıya rağmen yeniden silah tedarik edecek operasyonel kapasiteyi nereden buluyor?
Cevap, tek bir depoda veya tek bir sınır kapısında aranamaz.
İstihbarat terminolojisiyle bakıldığında karşımızda dağıtık lojistik ağ, hücre tipi yapılanma, gizli ikmal hatları, yerel insan istihbaratı (HUMINT) ve muhtemelen İran bağlantılı uzun süreli force generation kapasitesinin birleşimi bulunuyor. Hizbullah’ın gücü yalnızca füze veya İHA stokundan ibaret değil; stokları yeniden oluşturabilmesini sağlayan tedarik zincirinin dayanıklılığı asıl kritik unsur.
Suriye ise bu zincirin en hassas düğümlerinden biri.
Homs–Kusayr hattı, Lübnan’ın Bekaa Vadisi’ne açılan coğrafi koridorlarla bağlantılı. Dolayısıyla burada yakalanan bir sevkiyat, yalnızca birkaç kamyon mühimmatın kaybı anlamına gelmeyebilir. İstihbarat açısından daha değerli olan, sevkiyatın kaynak, güzergâh, ara depo, taşıyıcı ve alıcı hücrelerini ortaya çıkarabilecek bir “istihbarat sömürüsü” fırsatı yaratmasıdır.
Ancak tam burada başka bir gerçek ortaya çıkıyor: Bir lojistik hattının bir kez deşifre edilmesi, ağın tamamının çökmesi anlamına gelmez.
Çünkü vekil savaş aktörlerinin en önemli avantajı adaptasyon kapasitesidir. Güzergâh değiştirilir, sevkiyat küçültülür, ara depolar çoğaltılır, ticari lojistik kanalları kullanılabilir ve iletişim disiplini yeniden düzenlenebilir.
Lübnan’daki çerçeve anlaşmanın aşınması da bu nedenle yalnızca diplomatik bir sorun değildir. İsrail ile Lübnan arasında Haziran sonunda oluşturulan çerçevenin uygulanmasında tarafların farklı koşullar öne sürdüğü ve sahadaki askerî faaliyetlerin anlaşmanın uygulanmasını zorlaştırdığı görülüyor.
Hizbullah’ın burada elde ettiği “muktedir güç”, yalnızca İran’dan gelen mühimmat değildir. Örgütsel hafıza, yerel ağlar, saha istihbaratı, komuta-kontrol kabiliyeti ve asimetrik harp tecrübesi de bu kapasitenin parçalarıdır.
Peki Körfez monarşileri neden yeniden enerji güvenliğini merkeze alıyor?
Çünkü denklem artık petrol kuyusundan çok ulaştırma hattının güvenliğiyle ilgili. Hürmüz’den geçen tanker trafiğinin savaş öncesi seviyelere kıyasla dramatik biçimde azalması ve Suudi Arabistan’ın Kızıldeniz’deki Doğu-Batı boru hattına yönelik saldırının ardından ihracatının bir bölümünü yeniden Basra Körfezi terminallerine kaydırması, enerji güvenliğinin ne kadar kırılgan olduğunu gösteriyor.
Dolayısıyla Körfez başkentleri artık sadece “İran saldırır mı?” sorusuna bakmıyor. İran’ın doğrudan kapasitesi kadar vekil aktörlerin kapasitesini, deniz trafiğini, enerji altyapısını, İHA tehdidini ve istihbarat boşluklarını birlikte değerlendiriyor.
Karşılık kapasitesi doktrininin gerçek gücü de burada ortaya çıkıyor:
Saldırmak zorunda kalmadan, karşı saldırının mümkün olduğunu inandırıcı biçimde göstermek.
Ortadoğu’da önümüzdeki dönemin en kritik istihbarat sorusu bu nedenle “Kim kimi vuracak?” olmayabilir.
Daha önemli soru şudur:
Kim, saldırıya uğradığında karşılık verebileceğini hâlâ inandırıcı biçimde gösterebiliyor?
Çünkü caydırıcılık, kullanılan silahtan önce rakibin zihninde oluşturulan kapasite algısıdır.

YAKUPHAN OKUT

Kafkassam Editör
YAZAR

Kafkassam Editör

Yeni bir dünyaya uyanmak, dünyayı yeniden okumak isteyenler için, söylenecek sözü olanlar için merkezi Ankara’da olan KAFKASSAM’ı kurduk. Erivan, Bakü, Tiflis, Tebriz, Grozni, Moskova, Mahaçkale, Nazrin, Nalçik, Saratov, Ufa ve Sochi’de ofislerimiz temsilcilerimiz var. Kafkassam genelde kafkasya çalışmak için kuruldu Kafkasya genelinde çalışır. Ermenice Rusça Gürcüce İngilizce dillerinde yayın yapan kafkassam genç akademisyen ve stratejistlerle çalışmaya özen gösterir. KAFKASSAM’ın internet sitesi 2 Ocak 2010’da yayına girdi. İnternet sitesinde Kafkasya’daki ülkeler ve Türkiye ile ilişkileri hakkında makaleler, ropörtajlar, analizler ve yorumlara yer verilmektedir.

Yorum Yaz

Share a useful thought, question, or feedback.