KAFKASSAM – Kafkasya Stratejik Araştırmalar Merkezi

  1. Anasayfa
  2. »
  3. Türkiye
  4. »
  5. SERDAR BOZDOĞAN: ABD’NİN TÜRKİYE ÜZERİNE YENİ SEVR POLİTİKASI NEDİR?

SERDAR BOZDOĞAN: ABD’NİN TÜRKİYE ÜZERİNE YENİ SEVR POLİTİKASI NEDİR?

Kafkassam Editör Kafkassam Editör - - 11 dk okuma süresi
41 0

Sevr denince akla batılı ülkelerin Osmanlı Devleti’ne baskı ile dayattığı sınır bölgesini ele alan bir antlaşma olarak akla gelir.

Sevr Antlaşması I. Dünya Savaşı sonrasında İtilâf Devletleri ile Osmanlı İmparatorluğu hükûmeti arasında 10 Ağustos 1920’de Fransa’nın başkenti Paris’in 3 km batısındaki Sevr banliyösünde bulunan Seramik Müzesi’nde imzalanan bir antlaşmadır.

Bu antlaşma kadim Türk milleti tarafından kabul görmemiş, Türkiye’nin Selçuklu ve Osmanlı mirasçısı olarak doğması ile tüm dengelerin sarsılıp Türk’ün esir edilemediğinin tüm dünya tarafından görüldüğü bir hadisedir.

Asırlardır dünyaya hüküm süren Osmanlı’nın Fransa’nın küçük bir kasabasının civar köyü olan Sevr’de anlaşmaya zorlanmasının ezoterik bir hedefi bulunmaktadır.

Bu hadise son peygamber olan Hz. Muhammed (S.A.V)’in Mekke’li müşriklerden kaçarken saklandığı ve örümceklerin ağ örerek koruduğu mağaranın adıdır.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kuruluş ana felsefesi Selçuklu ve Osmanlı mirasını muhafaza ederken Türk kimliğinin yok edilmesi üzere dünya genelinde kolektif bir şekilde hareket edilmesine karşı koymak üzeredir.

O dönem Mekke’nin müşriklerinin torunları daha sonraki asırlarda Fransa’da ve diğer batılı ülkelerde önde gelen pagan provokatörleri olduğu için Osmanlı’yı parçalamak, Türk kimliğini tarihten silmek ve İslam’dan öç almak olduğu için Sevr’e çekmek istemişlerdir.

Kadim Türk Devleti tüm dünyaya rağmen bu oyunu bozmuş ve geldikleri gibi tüm batılı pagan provokatörleri ve uşaklarını geri göndermiştir.

ABD öncülüğünde ve bazı batılı ülkeler eşliğinde bugün aynı haslet ve aynı hedef üzerine yeni bir Sevr hadisesi ile karşı karşıyayız. ABD Yunanistan, Suriye, Irak ve Ermenistan üzerinden ortaya koyduğu kolektif eylemler ile birlikte “Türkiye güvenilir bir müttefik değil” diyerek bizi NATO’dan çıkarmak isteyecek.

Daha sonra Kıbrıs’ı tek devlet yapmak için Birleşmiş Milletler aracılığı ile kamuoyu oluşturup referandum talep edecek.

Referanduma Kıbrıs Rum kesimi ve Türk kesimi dâhil edip oldu bitti ye getirecekler. Sonrasında İsrail ile Kıbrıs’ı NATO’ya davet ederek Kıbrıs üzerinden Türkiye’nin Mavi Vatan tezi zayıflatılacak.

Ardından İsrail NATO üyesi yapılıp varlık güvencesini daha korunaklı hale getirecek. İsveç ve Finlandiya vb. ülkeler çok daha rahat üyeliğe dâhil edilecek.

Son olarak NATO müttefik komutanlığına Türkiye’yi hedef gösterip örtülü ve açık operasyonlar ile kuşatma altına alacak.

ABD’nin Türkiye üzerine parçalama planları Türkiye’nin yeni dünya düzeninde güç sahibi olmaması üzerinedir.

İsrail arzumevud politikası için gerçekte olmayan Kürt sorunu üzerinden Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesini kapsayan bir ayrışmayı hedeflemektedir.

2. olarak ABD Türkiye’nin Balkanlar’daki gücünü kırmak için hamle tasarlıyor. Yunanistan’a kurduğu üslerin asıl gayesi Türkiye’yi balkanlardan uzak tutmak, İstanbul’a olası bir kuşatma sürecinde Marmara Bölgesi’ne hâkim olarak boğazların kontrolünü ele geçirmek öncelikli hedefleri arasında yer almaktadır.

Doğudan ve batıdan uzaklaştırılan Türkiye Osmanlıya sunulan Sevr sınırları içerisine sevk edilmek isteniyor.

TÜRKİYE OLARAK NE YAPMALIYIZ?

Öncelikle harp sanatına yönelip tüm hazırlıkların emniyet ve güvenlik birimlerince milli güvenlik stratejisi eşliğinde hazır olması önem teşkil ediyor.

• Halk kitlesinin devlet ve millet bütünlüğünü korumak ve güçlendirmek için kuvvetli adımlar gerekiyor. Söz konusu vatansa gerisi teferruattır bilincinde tek bir çatı olan vatan ekseninde ve bayrak altında buluşmamız için sosyal politikalara ihtiyaç duyuluyor.

• İçinde bulunduğumuz sürecin siyasi partiler tarafından iktidar ve muhalefet çekişmesinin de ötesinde olup, cumhuriyetin 100. Yılına ramak kala milli bir mücadele içerisinde olmamız gerektiğidir.

• Sahil güvenlik çalışmalarının artırılması ile deniz hukuku alanında sahip olduğumuz hakların uluslararası düzeyde korunması için gayretleri artırmalıyız.

• Jandarma Genel Komutanlığı’nın Milli Savunma Bakanlığı’na devri ile sınır iç güvenliği alanındaki çalışmaların daha kapsamlı bir şekilde gerçekleşmesi için adım atmalıyız.

• Sınırlarımızın güvenliğinin Kara Kuvvetleri Komutanlığı tarafından harp sanatına göre korunması esası ile görevlendirmeliyiz.

• Zorunlu göç süreci ile birlikte ülkemize gelen sığınmacılardan Türk soyluları (Afgan, Özbek, Türkmen, Ahıska vb.) Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu bölgesine yerleştirip yerleşik hayata sev ederken gıda, tarım ve hayvancılık alanında deneyimlerinden istifade etmeliyiz. Tüm bunların yanı sıra bu çalışmaları terörle mücadele stratejisine göre planlamalıyız.

• Zorunlu göç evresinde bilinmeyen yönler ile ülkemize giren yabancılardan kimlerin hücre yapısı içerisinde batılı gizli servisler ile temasta olduğunun ivedili bir şekilde tespit edilmesi lazım. Ayrıca sivil toplum çalışmaları içerisinde olan dernek ve vakıfların da faaliyetlerinin denetimli bir şekilde gözden geçirilmesi önem teşkil etmektedir.

• Zorunlu göçün yaşandığı ülkelerin Ankara’ da bulunan diplomatik misyon temsilcilikleri ile stratejik işbirliği eşliğinde çözüm odaklı çalışmalar tertip edilmelidir.

• Emniyet, güvenlik ve istihbarat faaliyetleri koordinasyonlu bir şekilde ilerlerken sınır ötesi çalışmalar ve askeri faaliyetlerin basın, medya, sosyal medya ve parti propagandalarında dile getirilmesine mani olunmalıdır.

• 29 Ekim 2022 Cumhuriyet Bayramı’na yönelik devletimiz ülke genelini kapsayan bir program planlaması tertip edilmelidir.

Ankara, İstanbul, İzmir, Eskişehir, Bursa, Antalya, Malatya, Hatay, Gaziantep, Kahramanmaraş, Şanlı Urfa, Diyarbakır, Trabzon, Rize, Edirne vb. büyük şehirler başlıca olmak üzere tüm ülke genelini kapsayacak bir devlet programı tertip edilmelidir.

Sinevizyon sunumu, Simülasyon gösterisi, Konferans, Mehter Marşı vb. programlar tertip edilmelidir.

• Diyanet İşleri Başkanlığı tüm şehitlerimizi kapsayan her ilde ayrı ayrı 6666 hatim merasimi organize edilip hatim duasını 1. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde Cumhurbaşkanı ve Başkomutan öncülüğünde ve devlet erkânı ile anılmalıdır.

• Özellikle Ankara, İstanbul ve İzmir ilinde çok kapsamlı programlar ile cumhuriyetin nihai amacını ortaya koyan, milli mücadele ruhunu yaşatacak organizasyonlar tertip edilmelidir.

• Şarkıcıların konserleri ile günün önem ve ehemmiyetine yönelik olmayan aykırı bir programa izin verilmemelidir. Gerekli görüldüğü takdirde bu konuda yasal düzenlemeler tertip edilmelidir.

• Yurtdışındaki büyükelçiliklerimiz, başkonsolosluklarımız, eğitim kurumlarımız, sivil toplum kuruluşlarımızın da koordinasyon içerisinde güçlü programlar tertip etmesi gerekiyor.

• 29 Ekim 2022’ de tertip edilecek törenler dost görünümlü düşmanlara veya ittifak çerçevesinden baktığımız ama gerçekte zıt kutuplarda olduğumuz ülkelere karşı büyük bir ders olacaktır.

• 29 Ekim 2022 günü devlet ve millet olarak tek vücut olmak ve milli bir duruş içinde dış dünyaya bir diplomasi başarısı göstermek zorundayız. Bu hususta İletişim Başkanlığı’nın koordinasyonu eşliğinde stratejik bir program çizelgesi tertip edilmesi önem teşkil etmektedir.

• Medya en büyük iletişim ve haberleşme unsurudur. Halk kitlesi güncel konular hakkında gelişmeleri medya aracılığı ile öğrenir. Medya’ da tertip edilen haber programlarının içeriği ülke bütünlüğünü temin edecek şekilde tasarlanmalıdır.

Özellikle kışkırtıcı ve tarafları çatışmaya sevk edecek kişilerin ekranda metanetli ve sağduyulu davranmaları için uyarıcı önlemler alınmalıdır.

Sonuç:

“Yolunda yürüyen bir yolcunun, yalnız ufku görmesi kâfi değildir. Muhakkak ufkun ötesini de görmesi ve bilmesi lazımdır.” diyen Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’ ün tarihe not düştüğü stratejiden feyz alarak yol almalıyız.

Düşman kuvvetlerinin örtülü ve açık bir şekilde ortaya koyduğu bilinen ve bilinmeyen hamlelerine karşı her zaman psikolojik harp teknikleri içerisinde stratejiler tertip etmeliyiz.

Ülkemizin refahı, milletimizin selameti ve devletimizin bekası için hep birlikte mücadele etmeliyiz.

Bu derece önem teşkil eden bir strateji bütünlüğü içerisinde milletçe buluşmamız ülkemizin içinde bulunduğu sorunların çözümünde çok büyük önem teşkil edecektir.

Birliğin, dirliğin olduğu yerde düzen dengesi her zaman güven içerisinde olur.

Güvenin daim olduğu bir devlet yapısı hiçbir düşman hamlesine yenik düşmez.

Bizlere düşen tek vücut halinde sorunlara karşı kenetlenmek olmalıdır. Bunu milli güvenlik politikaları ekseninde ele alarak başarabiliriz. Bu süreçte herkes Türk Bayrağı altında buluşup nitelikli bir mücadele süreci ile düşman unsurlarına karşı galip gelmek için gayret edecektir. Böylece kazanan Türkiye ve Türk Milleti olacaktır.

SERDAR BOZDOĞAN
STRATEJİST

İlgili Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir