Adıgüzel Memmedov: “ABD’nin stratejik bakışında ‘Büyük Azerbaycan’ kavramı yoktur”
– Adıgüzel hocam, sizi bir kez daha selamlıyoruz. Röportajlarınız, okurlar tarafından hem entelektüel hem de derin analitik yaklaşımıyla öne çıkan metinler olarak değerlendiriliyor. Bu kez İran’da yaşanan son gelişmelerle ilgili görüşlerinizi almak istiyoruz. İran’da neler oluyor?
– Öncelikle şunu vurgulamak isterim ki, şu anda bölgede yaşanan süreçler henüz Azerbaycan’ın ulusal çıkarlarına doğrudan hizmet etmiyor. Bunun temel nedeni, ABD’nin stratejik bakışında ‘Büyük Azerbaycan’ kavramının yer almaması ve görünen o ki bu yaklaşımın yakın vadede de değişmeyecek olmasıdır.
ABD açısından Azerbaycan’ın mevcut jeopolitik konumu, onun küresel çıkar sistemiyle tam olarak örtüşmemektedir. Bu nedenle dış güçlerin önceliklerine değil, kendi ulusal stratejimize dayanmalıyız. Bu strateji açık, uzun vadeli ve tutarlı bir nitelik taşımalıdır.
Bu bağlamda temel stratejik hat, açık denizlere çıkış, daha net bir ifadeyle Büyük Azerbaycan Yolunda Arap Körfezi’ne çıkış stratejisidir. Bazı kaynaklarda bu coğrafya yanlış biçimde “Basra Körfezi” olarak adlandırılmaktadır; ancak tarihsel ve jeopolitik gerçekler meseleye farklı bir perspektiften bakmayı zorunlu kılmaktadır.
Azerbaycan, bölgesel ve küresel ölçekte rolünü güçlendirmek amacıyla Orta Doğu’nun zengin enerji ve jeopolitik kaynaklarından faydalanmayı hedeflemektedir. Bu doğrultuda ülkemiz, tarihsel bağlarına dayanarak geleneksel stratejik ortaklarıyla koordineli biçimde hareket etmeli ve bölgenin önde gelen aktörlerinden birine dönüşmelidir.
Avrupa siyasetinde gerçek etki gücü elde etmenin temel şartlarından biri Orta Doğu’da varlık göstermektir. Çünkü Avrupa ekonomisinin ana dayanaklarından biri enerji güzergâhlarıdır. Bu açıdan Büyük Azerbaycan’ın Orta Doğu’da güçlenmesi, Avrupa’ya uzanan alternatif enerji koridorları üzerinde denetim potansiyeli yaratabilir.
Prensip olarak Büyük Azerbaycan; Irak, Katar, Suudi Arabistan ve Kuveyt gibi ülkelerin petrol ve doğalgaz ihracatını, Avrupa’ya daha yakın olan Şattülarap Vadisi üzerinden TAP projesine entegre ederek (boru hattının bu vadiden uzatılması şartıyla) Avrupa’yı daha uygun fiyatlarla enerji kaynaklarıyla buluşturabilir.
– Bu çerçevede Türkiye ile ilişkiler nasıl düzenlenmelidir?
– Bu stratejik hedefler doğrultusunda Büyük Azerbaycan’ın Türkiye ile bir tandem halinde yakınlaşması özel bir önem taşımaktadır.
Türkiye, Orta Doğu enerji kaynaklarının Suriye toprakları üzerinden Avrupa’ya taşınmasında çıkar sahibi değildir. Bu nedenle Ankara, olası Suriye transit hattı boyunca Avrupa ve ABD tarafından oluşturulmaya çalışılan “Kürt koridoru”nun önünü kesmek için ciddi çaba sarf etmektedir.
Aslında bu politika, stratejik açıdan Türkiye’yi, Rusya’yı ve Büyük Azerbaycan’ı aynı jeopolitik hat üzerinde birleştirmektedir. Bu üç aktör, Orta Doğu enerji kaynaklarının Suriye ya da Kürt kontrolündeki bölgeler üzerinden ihraç edilmesinde çıkar sahibi değildir.
Rusya–Türkiye ilişkilerinin gergin olduğu dönemlerde dahi Moskova’nın Kürt faktörünü kullanması daha çok konjonktürel bir nitelik taşımıştır. Kürtlerle derin ve uzun vadeli stratejik ortaklık, Rusya’nın temel çıkarlarıyla örtüşmemektedir. Bu nedenle bölgede söz sahibi olabilmek açısından Rusya–Türkiye–Büyük Azerbaycan yakınlaşması jeopolitik bir zorunluluk olarak ortaya çıkmaktadır. Bu yakınlaşma, siyasi liderlerin öznel tercihlerinden değil, nesnel jeopolitik gerçekliklerden kaynaklanmaktadır.
Rusya’nın Avrupa’yı enerji güzergâhları açısından izole etme politikası yalnızca kısa vadeli taktik hedeflere hizmet etmektedir. Bu, Moskova’nın tarihsel jeopolitik manevralarının bir parçasıdır. Asıl stratejik soru, Rus siyasi elitinin şekillenmekte olan Büyük Azerbaycan gerçeğini nasıl algılayacağıdır. Asıl mesele de budur.
Bu süreçlerde bize ne ABD, ne Avrupa ne de Çin gerçek anlamda destek verecektir.
– Çin ve ABD meselesi anlaşılır. Peki Avrupa neden destek vermesin?
Avrupa uygarlığı hızla bir gerileme evresine yaklaşmaktadır ve yakın gelecekte küresel değerler sisteminin yeni uygarlıklar tarafından şekillendirilmesi kaçınılmaz görünmektedir. Avrupa merkezli ideolojiler çökmekte, yerlerini insan psikolojisinin dikte ettiği, geriye dönük hafızaya dayalı mental değerler sistemi almaktadır.
Bu yeni uygarlık modelleri; Çin, Hint ve eski Altın Orda uygarlıklarının çeşitli biçimlerde yeniden tezahürü olarak ortaya çıkabilir. Altın Orda uygarlığı, Slav, Türk, Ortodoks ve İslam unsurlarının sentezi üzerine kurulmuştu. Bu bağlamda, modern zihinsel (mental) mühendisliğin araçsal yöntemlerinden yararlanarak daha üretken bir toplum modeli oluşturmak mümkündür.
Son yıllarda Rusya’da İslam kültürüne, camilere ve dini kurumlara artan ilgi de bu sürecin bir göstergesidir. Sovyet döneminin ideolojik “komünist cihadı”ndan vazgeçilmesinin ardından Rusya, Orta Doğu’dan ihraç edilen radikal dini akımlarla karşı karşıya kalmış ve bu tehdit Moskova’yı Orta Doğu’da aktif ve öncü bir aktör olmaya zorlamıştır.
– Bu koşullarda Azerbaycan’ın Orta Doğu’daki konumu nasıl olmalıdır?
Bu aşamada Azerbaycan, Orta Doğu’da son derece esnek, dengeli ve çok boyutlu bir politika izlemelidir. Birbiriyle çelişen pozisyonlara sahip tüm devletlerle paralel diplomatik ilişkiler kurmak hayati önem taşımaktadır.
Örneğin İsrail’de, Azerbaycan’ın çıkarlarına hizmet edebilecek, yeterince siyasallaşmış Rusça konuşan bir diaspora mevcuttur ve bu unsur göz ardı edilmemelidir. Aynı zamanda ABD ve İsrail ile ilişkileri gergin olan Mısır ve Suudi Arabistan ile stratejik iş birliği daha da derinleştirilmelidir.
Büyük Azerbaycan, Orta Doğu’nun tüm jeopolitik alanında varlık göstererek bölgenin askerî-siyasi dengesine gerçek anlamda etki edebilmelidir. Bu yaklaşım, Tebriz merkezli yeni bir uygarlık inşası sürecine de ideolojik bir zemin hazırlayabilir.
Bu strateji, Moskova’nın desteğini sağlayabilecek retrospektif hafızanın modern döneme aktarılması işlevini taşımaktadır. XXI. yüzyılda şekillenen mental mühendislik yaklaşımı, XIX. yüzyılda temelleri atılmış Rus düşünce okulu ile Türk-Fars entelektüel geleneğinin sentezinden doğan yeni ideolojik-jeopolitik yapının mantıksal devamıdır.
Bu bağlamda Konstantin Leontyev, Lev Gumilyov, P. Savitski, İsmail Gaspıralı, Ahmet Bey Ağaoğlu, M. Sancavi ve Ebulkasım Kaşani gibi düşünürlerin mirası özel bir önem taşımaktadır. Günümüzde bu çizginin siyasal yansımalarından biri olarak Mesud Pezeşkiyan gibi figürler de anılabilir.
Son olarak Harun Reşid’in meşhur sözü bugün de güncelliğini korumaktadır:
“Halkların kaderini coğrafya belirler.”



Yorum gönder