SƏRKİSYAN “QARABAĞ KARTIN”DAN İSTİFADƏ EDİR

Suudi Arabistan’da darbe!

Rus uzman: Altınlarını ABD’den getiren Türkiye demek ki S-400 füzesini kesin alacak!

Rus milletvekili: Erdoğan S-400 konusunda ABD’nin baskısına boyun eğmeyecek

PYD Bölünecek Mi?

Gündem 28 Kasım 2017
124

Suriye krizinin çözümüne yönelik olarak Rusya, Türkiye ve İran’ın başlattığı süreç bölgede dengeleri tamamen değiştirebilecek bir güce sahiptir. Özellikle, Rusya ve İran aracılığıyla Suriye rejiminin bu çözüm sürecine dahil edilmesi ve sahadaki diğer aktörler ve paramiliter yapılar ile kurulan dolaylı temaslar bu sürecin etkin bir biçimde sürdürülebileceği yönünde işaretler olarak algılanmaktadır. Bölgedeki ve sahadaki unsurların büyük bir çoğunluğunun Rusya-Türkiye-İran üçlüsünün sahip olduğu tutum ve çizgide hareket etmesi süreç adına umut verirken sürecin kilidini ise Kürt kantonları ve PYD/YPG terör örgütünün varlığı meselesi oluşturmaktadır.
PYD/YPG’nin ABD ile yoğun ilişkisi, ABD’nin bu yapıya vermiş olduğu ekonomik, siyasi ve askeri destek ve bu yapının bölgede ABD’nin bir kara gücü niteliğine kavuşması ve dönüşmesi gelinen son noktada bir değişim zorunluluğunu ortaya çıkarmıştır. Suriye rejimi ve Rusya-Türkiye-İran üçlüsü arasındaki tavır ve tutum birliği, bölgede ABD desteği ile güçlenen PYD için varılabilecek en son noktaya gelindiğine ve bu noktadan ötesine geçilemeyeceğine, PYD, bölgesel aktörleri göz ardı ederek yalnızca ABD desteği ve ABD ile ittifak stratejisinin sonuna geldiğine işaret etmektedir. Gelecek süreçte PYD’nin önünde 2 farklı yol bulunmaktadır. Bunlardan bir tanesi bölgesel aktörlerin çözüm planına dahil olarak sürece katkı sağlamak ve ABD ile mesafeli bir ilişki geliştirmektir. ABD’nin PYD’ye yönelik desteği ve PYD üzerindeki nüfuzu bu olasılığı ve seçeneği büyük ölçüde işlevsiz bırakmaktadır. İkinci olasılığa göre PYD içerisinde, siyasi olarak kendisine karşıt bir tutum sergilemeyen ve desteğini gösteren Rusya’ya yönelik bir eğilimin ortaya çıkması, PYD’nin bir iç ayrışma yaşaması ve Rusya-Türkiye-İran öncüğündeki çözüm ittifakının ortaya koyduğu çerçeveye uygun bir aktör haline gelen bir hizbin ortaya çıkmasıdır. Bu durumda ABD’nin tepkisi ve PYD üzerindeki nüfuzunu bütünsel olarak koruma çabası kendisini gösterecektir. Hatta, geride bıraktığımız günlerde ABD başkanının YPG’ye silah desteği verilmesinin saçmalıktan ibaret olduğu yönündeki açıklamasını ABD’nin söz konusu iç ayrışma potansiyelinin sinyallerine yönelik bir cevap olarak okumak mümkündür.
Nihayet, ABD’nin tepkisi ve müdahalesi bir yana bırakıldığında PYD içerisinde, bu yapının bölgesel aktörlere rağmen bölgede hayatta kalabilmesinin ve yalnız ABD’ye dayalı bir stratejinin mümkün olamayacağını savunan bir hizbin ortaya çıkması kuvvetle muhtemeldir. Bu bağlamda ilerleyen günlerde Kuzey Suriye’de önemi gelişmelerin yaşanmasını beklemek yanlık olmayacaktır.

Çağatay BALCI

Yorumlar