Rus uzman: Aliyev ve Nazarbayev SSCB’nin başına geçseydi ülke dağılmazdı

İranı ahvazda kim vurdu ?

İdlib anlaşmasına Amerika təhlükəsi

İranda askeri geçit törenine saldırı

Her Şeyin Sorumlusu Yunus Emre mi? İbn Arabi mi? Şeyh Bedreddin mi?

Gündem 17 Temmuz 2017
318

Yunus Emre, Mevlana, İbn Arabi, Konevi, Davudü’l-Kayseri, Şeyh Bedreddin, Ankaravî ve Niyazi Mısrî’nin ve daha birçok filozof sûfinin, “Varlığın Birliği” ve “tecellisi” temeline dayalı varlık anlayışından (ontolojisinden), derinlikli, hakikati sadece görünene indirgemeyen ve pozitivist tavrı engelleyici yapıdaki akılcı bilgi teorisinden (epistemolojisinden), savunmacı ve iknacı kısır kelam anlayışından uzak durmaya çalışan felsefi teolojisinden ve nihayet erdeme dayalı evrensel insan ve ahlâk anlayışından, bu anlayışlarının birbiri içerisindeki mükemmel bağlantılarından ve dahası bunların Farabi, İbn Sina ve Fahreddin Razi gibi büyük filozoflarla olan fikrî yakınlığından zerre nasibi olmayan insanlar, bu düşünürleri; halihazırdaki kokuşmuş, cahil, bilgisiz yobaz ve selefi kılıklı sözde tasavvufi zümrelerle ilişkilendirme basiretsizliğini gösteriyorlar. Hatta bu filozof sûfilerin sapkın birer Batınî olduğunu açıkça beyan ediyorlar ve günümüzdeki sıkıntıları bunlara bağlıyorlar. Bunların karşısında duranların büyük çoğunluğu da, cahilliklerine/taklitçiliklerine bakmadan, kendilerini bu büyük filozof sûfilerin mirasçısı vehmediyorlar. Bir kısım tefsirciler, hadisciler ve fıkıhçılar da; kelam, felsefe ve tasavvuf geleneğini anlamadan, Kur’an’ı ve Sünnet’i anlayabileceklerini zannediyorlar.İslam düşüncesinin felsefe, tasavvuf ve kelam ile bir bütün teşkil ettiğini, bu üç geleneği iyice anlamadan sadece birisine vukûfiyet kazanabileceklerini zanneden bu zihniyetlerin büyük çoğunluğu Şiî-Batınî temelli “irfan”, kavramıyla sûfi ve filozofların akılcı “irfan”ını birbirine karıştırıyorlar. Bugün ülkemizde “tasavvuftan” geçinen ve tasavvufçu geçinenlerin hiçbirisi, tasavvufu araştıranların da önemli bir kısmı ve hatta kelamcı, tefsirci, hadisçi ve fıkıhçıların çok önemli bir kısmı, maalesef, ya bu derin felsefeyi araştırmak bile istemiyor veya kavrayacak anlayışta, güçte veyahut da birikimde değildir. Ya da böyle bir niyeti yoktur. Çünkü, bu tarz kişilerin, ister akademisyen olsun isterse olmasın, işin “Hakikat”ini öğrenme çabalarına; ya yalın ve mürekkep cahillikleri, ya dar ve mutaassıp ideolojileri, ya yanlış ve gereksiz alışkanlıkları, ya akıllarına gelenleri, sırf karşıdakinde bir etki uyandırmak için, devamlı çelişkiye ve tutarsızlığa düşmek pahasına konuşmaları, ya delilsiz ve sloganik büyük laf etme alışkanlıkları, ya duyduklarının ve yanlarında doyduklarının düşüncelerini taklit etmeleri, ya bilerek/bilmeden felsefe ve akla olan düşmanlıkları, ya düşünmemeleri veyahut da düşünmek istememeleri engel olmaktadır. Allah en doğrusunu bilir.
İbrahim Maraş

Yorumlar