Avrupa’nın Çin’le ilişkilerinde yeni bir satranç tahtası kuruluyor. Bu tahtada İspanya, Madrid ile Pekin arasındaki ekonomik ve diplomatik yakınlaşmayı hızlandırırken, Brüksel ise aynı hamleyi Avrupa’nın ortak Çin stratejisi açısından dikkatle izliyor.
Mesele yalnızca İspanya’nın Çin’den yatırım çekmesi değil. Asıl mesele, Avrupa Birliği’nin Çin karşısında ortak bir strateji oluşturmaya çalıştığı bir dönemde Madrid’in kendi ekonomik ve jeopolitik hamle alanını genişletmesidir.
İspanya Başbakanı Pedro Sánchez’in 2025’te Pekin’e yaptığı ziyaret ve ardından 2026’da Çin’le ekonomik, kültürel ve bilimsel-teknolojik işbirliğini genişleten 19 anlaşmanın imzalanması, bu ilişkinin artık sıradan bir ticaret ilişkisinin ötesine geçtiğini gösteriyor. Madrid, Çin yatırımlarının İspanya’da teknoloji, istihdam ve yerel üretim kapasitesi yaratmasını özellikle vurguluyor.
Fakat Brüksel’in satranç tahtasında başka taşlar var.
AB, Çin’i aynı anda “ortak, ekonomik rakip ve sistemik rakip” olarak tanımlıyor. Bunun temelinde yalnızca siyasi farklılıklar değil, büyük bir ticaret dengesizliği bulunuyor. 2024’te AB’nin Çin karşısındaki mal ticareti açığı 305 milyar avroya ulaştı. Brüksel ayrıca Çin’deki devlet destekli üretim politikalarının küresel ölçekte kapasite fazlası oluşturduğunu ve Avrupa şirketlerinin Çin pazarına erişiminde karşılıklılık sorunu yaşadığını savunuyor.
İşte İspanya’nın hamlesi tam bu noktada Brüksel’i düşündürüyor.
Çünkü Çin artık yalnızca ürünlerini Avrupa’ya satmak istemiyor; Avrupa’da üretmek de istiyor. Elektrikli otomobiller, bataryalar, enerji teknolojileri ve yüksek teknoloji bunun öncü alanları. Çinli şirketlerin İspanya’da fabrika ve batarya yatırımları araması Madrid açısından istihdam ve sanayi politikası fırsatı yaratıyor. 2026’da Gotion’un Volkswagen’in Valencia’daki batarya tesisine 1,1 milyar avroluk yatırım yapması bunun güncel örneklerinden biri.
Ancak Brüksel’in sorusu şu:
Çin Avrupa’ya yatırım mı yapıyor, yoksa Avrupa’nın stratejik sanayisinin içine mi yerleşiyor?
Bu soru özellikle otomotiv sektöründe önem kazanıyor. Avrupa Komisyonu Çin menşeli elektrikli araçlara sübvansiyon karşıtı vergiler uyguluyor; 2026’da bazı üreticilerle yatırım ve fiyat taahhütleri karşılığında farklı düzenlemeler de yapılmaya başlandı.
İspanya ise başka bir hesap yapıyor: Çin’i dışarıda tutmak yerine Çin sermayesini Avrupa üretim zincirinin içine çekmek.
Bu yaklaşımın ekonomik mantığı var. Çin’in batarya ve elektrikli araç teknolojisindeki kapasitesi Avrupa’nın yeşil dönüşüm hedefleri açısından önemli. Avrupa’nın Çin’le rekabet edebilmesi için Çin teknolojisini tamamen reddetmek yerine, teknoloji transferi, yerel üretim, istihdam ve Avrupa merkezli tedarik zincirleri üzerinden kullanmak Madrid’in tercih ettiği model gibi görünüyor. İspanya’nın kendisi de Brüksel’den ortak “Made in Europe” kuralları talep ediyor.
Fakat satranç burada yeniden karmaşıklaşıyor.
Çünkü mesele sadece ekonomi değil; veri, siber güvenlik ve stratejik altyapı da oyunun içine giriyor. İspanya’nın Huawei ile yaptığı ve adli dinlemelere ilişkin verilerin depolanmasını kapsayan yaklaşık 12 milyon avroluk sözleşme, Avrupa Parlamentosu’nda güvenlik soruları doğurdu. Bu tartışma, Madrid-Pekin ilişkilerinin ekonomik sınırların ötesine taşınıp taşınmadığı konusundaki kaygıları büyüttü.
Bununla birlikte İspanya’nın Çin’e yönelmesinin bir başka nedeni daha var: stratejik özerklik arayışı.
Washington ile Pekin arasındaki ticaret savaşı Avrupa’yı iki büyük güç arasında sıkıştırırken Sánchez, Çin ile Avrupa arasında ekonomik ve diplomatik bir kanal oluşturmayı tercih ediyor. 2025’te Xi Jinping ile görüşmesinde daha dengeli bir AB-Çin ilişkisini savunması bunun açık göstergelerinden biriydi.
Madrid’in hesabı şu olabilir: Avrupa Çin’le konuşacaksa, bu konuşmanın masasında İspanya da güçlü bir sandalye sahibi olmalı.
Brüksel’in hesabı ise farklı: 27 ayrı Çin politikası ortaya çıkarsa Avrupa’nın pazarlık gücü parçalanabilir.
Satrançta buna açmaz denir.
Avrupa’nın önündeki çözüm Çin’i tamamen dışlamak değil; oyunun kurallarını ortaklaştırmaktır. Çin yatırımlarına Avrupa çapında şeffaf teknoloji transferi, yerel istihdam, veri güvenliği, stratejik sektörlerde mülkiyet sınırları ve tedarik zinciri şartları getirilmelidir. Üye ülkelerin Çin yatırımı çekmek için birbirleriyle yarışması yerine ortak Avrupa standartları oluşturulmalıdır.
İspanya açısından da en rasyonel strateji, Çin’le ilişkileri Brüksel’e rağmen değil, Brüksel’le koordinasyon içinde geliştirmektir.
Çünkü önümüzdeki yıllarda Avrupa-Çin ilişkilerinde şah-mat ihtimali değil, uzun bir satranç maçı var.
Çin Avrupa’da piyonlarını değil, kalelerini yerleştiriyor.
Avrupa ise henüz vezirini nereye süreceğine karar vermeye çalışıyor.
İspanya’nın hamlesi bu nedenle yalnızca Madrid-Pekin ilişkisini değil, Avrupa’nın gelecekteki ekonomik ve jeopolitik mimarisini de etkileyecek.
Asıl soru artık “İspanya Çin’e mi yaklaşıyor?” değil.
Avrupa, Çin’le oynanan bu satrançta kendi hamlesini ne kadar hızlı yapabilecek?
YAKUPHAN OKUT

