Gürkan KARAÇAM: Türkiye-Pakistan-Suudi Arabistan Hattında Dijital Güç Mücadelesi

ALGORİTMİK BABİL
Türkiye-Pakistan-Suudi Arabistan Hattında Dijital Güç Mücadelesi
Bir ülkenin gücünü artık yalnızca ordusunun büyüklüğüyle, füze menzilleriyle veya savunma bütçesiyle ölçemeyiz. Modern savaşlarda asıl farkı, sahadan gelen bilgiyi kimin daha hızlı işlediği, farklı sistemleri ne ölçüde konuşturabildiği ve kritik kararlarını ne kadar bağımsız alabildiği belirliyor. Çünkü geleceğin savaşlarında silah kadar, o silaha doğru bilgiyi ulaştıran görünmez altyapı da belirleyici olacak.
Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasındaki savunma iş birliğine bu açıdan bakmak gerekiyor. Bu üç ülkenin bir araya gelmesi, yalnızca diplomatik yakınlaşma veya silah ticareti meselesi değildir. Asıl stratejik soru şudur: Farklı teknolojik altyapılara, farklı askerî doktrinlere ve farklı tedarik zincirlerine sahip bu ülkeler, gerektiğinde birbirleriyle güvenli ve kesintisiz biçimde çalışabilecek mi? Anlayacağınız karşımızdaki asıl mesele, ALGORİTMİK BABİL’dir.
Türkiye, NATO standartlarıyla şekillenen askerî altyapısını yerli savunma sistemleriyle geliştiriyor. Ayrıca Pakistan, Çin ve Batı kaynaklı farklı teknolojilerden yararlanan bir savunma yapısına sahip. Suudi Arabistan ise Amerikan sistemlerinin önemli yer tuttuğu geniş bir askerî envanter kullanıyor. Elbette bu çeşitlilik, doğru yönetildiğinde bir imkâna dönüşebilir. Ancak ortak standartlar, güvenli veri bağlantıları ve uyumlu komuta-kontrol altyapıları kurulamadığında aynı çeşitliliğin ciddi bir koordinasyon sorununa da dönüşebileceği kesin.
Meselâ; Türk bir insansız hava aracının tespit ettiği hedef bilgisi, Pakistan’ın bir savaş uçağına veya Suudi Arabistan’ın hava savunma ağına ulaştırılmak istendiğinde ne olacak? Neticede bir verinin bir sistemden diğerine gönderilmesi tek başına yeterli değildir. Karşı tarafın bu veriyi doğru yorumlaması, kaynağına güvenebilmesi, doğruluğunu değerlendirmesi ve kendi operasyonel kuralları çerçevesinde kullanabilmesi gerekir. Üstelik her bilginin her ülkeyle paylaşılması da mümkün değildir. Güvenlik, gizlilik ve ulusal kontrol, teknik uyumluluk kadar önemlidir. Aslında asıl mesele yalnızca sistemleri birbirine bağlamak da değildir, birbirine bağlanan sistemler üzerindeki egemenliği de koruyabilmektir.
Burada Türkiye için önemli bir fırsat ortaya çıkıyor. Türkiye’nin savunma sanayiindeki birikimi, insansız sistemleri, elektronik harp kabiliyetleri, haberleşme teknolojileri ve yazılım geliştirme kapasitesi, ortak savunma mimarilerinde daha etkili bir rol üstlenmesinin önünü açabilir. Ancak bu rolü şimdiden gerçekleşmiş bir başarı gibi sunmak doğru olmaz. Türkiye’nin dijital köprü olabilmesi için yalnızca kendi platformlarını üretmesi yetmez. Farklı ülkelerin sistemleriyle uyumlu çalışabilen arayüzler geliştirmesi, ortak test ve doğrulama süreçleri kurması, siber güvenliği güçlendirmesi ve verinin kim tarafından kontrol edileceğini açık biçimde belirlemesi gerekir. Elbette bunun yolu, bütün ülkeleri tek bir yazılıma mahkûm etmekten de geçmiyor. İhtiyaç duyulan şey, farklı sistemlerin kendi ulusal kontrolünü korurken belirlenmiş kurallar çerçevesinde birlikte çalışabilmesini sağlayan esnek ve güvenli bir mimaridir.
Böyle bir yapı, dışa bağımlılığı bir gecede ortadan kaldırmaz elbette. Motorlardan elektronik bileşenlere, kriptografik donanımlardan yazılım güncellemelerine kadar uzanan bağımlılıklar varlığını sürdürebilir. Fakat ortak standartlar, yerli yazılım çözümleri ve alternatif tedarik imkânları, dışarıdan uygulanabilecek kısıtlamaların etkisini azaltabilir. Elbette bunun önünde de ciddi engeller bulunuyor. Ülkeler hassas askerî verilerini paylaşırken ne kadar ileri gidecek? Bir sistemin güvenlik açığından diğer sistemler de etkilenebilecek mi? Ortak geliştirilen yazılımın fikrî mülkiyeti kime ait olacak? Kriz anında teknik desteği kim sağlayacak? En önemlisi, siyasi çıkarlar ayrıştığında ortak altyapı çalışmaya devam edebilecek mi? Bunlar ayrıntı değil, iş birliğinin geleceğini belirleyecek temel sorulardır.
Bu nedenle ilk hedef, hemen ortak bir askerî işletim sistemi kurmak olmamalıdır. Önce güvenli veri paylaşımı, ortak teknik standartlar, simülasyonlar, test merkezleri ve sınırlı görevlerde birlikte çalışabilirlik geliştirilmelidir. Başarı kanıtlandıkça daha kapsamlı bir mimariye geçilebilir.
Dolayısıyla Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasındaki yakınlaşma bu yönde ilerleyebilirse, ortaya yalnızca yeni bir savunma ortaklığı çıkmaz. Aynı zamanda farklı teknolojik ekosistemler arasında bilgi akışını kolaylaştıran, ülkelerin kendi karar yetkilerini koruyan ve dışa bağımlılığı azaltmayı hedefleyen yeni bir iş birliği modeli doğabilir. Fakat unutulmamalıdır ki teknoloji tek başına ittifak kurmaz. Güven, ortak çıkarlar, uzun vadeli finansman ve siyasi irade olmadan en gelişmiş yazılım bile stratejik sonuç üretmekte yetersiz kalır.
Burada Türkiye’nin önündeki asıl fırsat, başkasının kurduğu sistemlere alternatif üretmekle sınırlı değildir. Kendi teknolojisini geliştiren, farklı sistemlerle güvenli biçimde çalışabilen ve kritik kararlarını dışarıdan gelecek izinlere bağımlı bırakmayan bir savunma ekosistemi kurmaktır. Çünkü bağımsızlık, bütün kapıları kapatmak değil; hangi kapıyı, ne zaman ve hangi şartlarla açacağına kendin karar verebilmektir.
Sonuç olarak geleceğin güç mücadelesinde belirleyici olan, yalnızca silahın kimin elinde olduğu değil; verinin kimin kontrolünde bulunduğu, sistemlerin kimin kurallarıyla çalıştığı ve kararın kimin iradesiyle verildiğidir. Türkiye bu gerçeği zamanında kavrar ve teknolojik birikimini sürdürülebilir bir ortak çalışma mimarisine dönüştürebilirse, yalnızca savunma ürünleri ihraç eden bir ülke olmanın ötesine geçebilir mi? Bu pekâlâ mümkün. Elbette asıl hedef, başkalarının kurduğu dijital düzenin içinde yer bulmak değil, kendi sözünü söyleyebileceğin bir düzenin kurulmasına katkı sağlamak olmalıdır. Çünkü gelecekte silahlar kadar, o silahların hangi bilgiyle ve kimin iradesiyle hareket edeceği de egemenliğin sınırlarını belirleyecektir.
Gürkan KARAÇAM

Kafkassam Editör
YAZAR

Kafkassam Editör

Yeni bir dünyaya uyanmak, dünyayı yeniden okumak isteyenler için, söylenecek sözü olanlar için merkezi Ankara’da olan KAFKASSAM’ı kurduk. Erivan, Bakü, Tiflis, Tebriz, Grozni, Moskova, Mahaçkale, Nazrin, Nalçik, Saratov, Ufa ve Sochi’de ofislerimiz temsilcilerimiz var. Kafkassam genelde kafkasya çalışmak için kuruldu Kafkasya genelinde çalışır. Ermenice Rusça Gürcüce İngilizce dillerinde yayın yapan kafkassam genç akademisyen ve stratejistlerle çalışmaya özen gösterir. KAFKASSAM’ın internet sitesi 2 Ocak 2010’da yayına girdi. İnternet sitesinde Kafkasya’daki ülkeler ve Türkiye ile ilişkileri hakkında makaleler, ropörtajlar, analizler ve yorumlara yer verilmektedir.

Yorum Yaz

Share a useful thought, question, or feedback.