NESRİN SİPAHİ KIRATLI: BİLİYOR MUSUNUZ?

Bulgaristan’da, Jivkov hükümeti döneminde zorla verilen Bulgar isimlerini geri almaya başlayan Türkler var.
Öte yandan son yıllarda bazı Türk ailelerin yeni doğan çocuklarına AREL, MÈRLİN, MÈLİS, DÈNİS, ÈRİK, SÀNYA, ALMİRA, ELİN gibi isimler verdiğini görüyoruz.
Burada önemli bir ayrım yapmak gerekiyor:
Bir çocuğa verilen isim, her şeyden önce ailenin kişisel tercihidir.
Bu tercihleri geçmişte zorla gerçekleştirilen isim değişiklikleriyle aynı şey olarak görmek doğru değildir.
Fakat benim asıl dikkat çekmek istediğim nokta isimler değil.
ASIL MESELE DİL VE KİMLİK!
Çünkü bir toplumun kimliği yalnızca taşıdığı isimlerle değil; konuştuğu dille, yaşattığı kültürle, koruduğu hafızayla ve bunları çocuklarına aktarmasıyla devam eder.
Dün Jivkov yönetimi Türk isimlerini zorla değiştirdi.
Bugün ise bazı aileler kendi iradeleriyle bu isimleri tercih ediyor.
Öyleyse,
JİVKOV NEDEN ZAHMET ETTİ?
Peki ya dilimiz?
Peki ya kültürümüz?
Peki ya gelecek kuşaklara aktaracağımız Türk kimliği?
Asıl üzerinde düşünmemiz gereken mesele budur.
YOKSA BULGARİSTAN TÜRKLERİNE DEMOKRASİ YARAMADI MI?
Bunu kesin bir hüküm olarak değil, kendi gözlemlerim ve yaşadığım değişimler üzerinden soruyorum.
Sosyalist dönemle ilgili bizzat yaşadıklarıma ve gözlemlerime baktığımda, Türk kimliğinin ve Türklük bilincinin bugünkünden farklı olduğunu düşünüyorum.
Ancak burada önemli bir ayrım yapmak gerektiğine inanıyorum:
Bulgaristan Türkleri için Bulgaristan’da tek bir sosyalist dönem yoktur.
Sosyalist dönemi, Türkler açısından Birinci ve İkinci dönem olarak değerlendirmek gerekir.
Birinci dönem, Türklere yönelik daha ılımlı ,sosyal ve kültürel açıdan daha güçlü bir dönemi ifade ederken, 1984 sonrası dönem zorunlu asimilasyonun yaşandığı dönemdir.
Ben şahsen İkinci ve kötü dönemi yaşamayan şanslı nesildenim.
Bu nedenle kendi yaşadıklarım ve gözlemlerim üzerinden baktığımda, birinci dönemdeki Türklük şuurunun neden bugün farklılaştığı sorusu üzerinde özellikle duruyorum.
O günkü Türklük şuuru neden giderek kayboldu?

EVET, 1990 da Bulgaristan Halk Cumhuriyetinin sona ermesi, demokrasiye geçişle birlikte siyasal, ekonomik ve kültürel ağırlık farklılaştı.

Türk azınlığın kimliğini koruma mücadelesi 1999’dan sonra yeni bir döneme girdi.
“Büyük balık–küçük balığı yuttu” misali, işte bu çoğunluk–azınlık arasındaki güç farkına örnektir.
Ancak ne yazık ki ,küçük balık kendi kendini yem etti..
Bazı Türk ailelerde anadile, kültüre ve kimliğe bağlılığın zayıflaması üzerinde düşünülmesi gereken ciddi bir durum olarak karşımıza çıkmaktadır.
Buna bir suçlama değil, geleceğimiz açısından ciddi bir sorun olarak bakmalıyız.
DÜN SİSTEMİN ZORLA BAŞARAMADIĞINI,
BUGÜN KENDİ İRADEMİZLE GERÇEKLEŞTİRİYORUZ?
Bu sorunun cevabını herkes kendi vicdanında aramalıdır.
Dil giderse kültür zayıflar.
Kültür zayıflarsa kimliğin gelecek kuşaklara aktarılması zorlaşır.
BU, SADECE İSİM MESELESİ DEĞİL.
BU, DİL VE KİMLİK MESELESİDİR.
Mesele kimseyi suçlamak değil.
Mesele, neyi kaybettiğimizi fark etmek ve elimizde kalanları gelecek kuşaklara aktarabilmektir.
Çünkü tarih yalnızca geçmişte bize yapılanları değil, bizim gelecek kuşaklara ne bıraktığımızı da yazacaktır.
NESRİN SİPAHİ KIRATLI (İSPOVA)

Kafkassam Editör
YAZAR

Kafkassam Editör

Yeni bir dünyaya uyanmak, dünyayı yeniden okumak isteyenler için, söylenecek sözü olanlar için merkezi Ankara’da olan KAFKASSAM’ı kurduk. Erivan, Bakü, Tiflis, Tebriz, Grozni, Moskova, Mahaçkale, Nazrin, Nalçik, Saratov, Ufa ve Sochi’de ofislerimiz temsilcilerimiz var. Kafkassam genelde kafkasya çalışmak için kuruldu Kafkasya genelinde çalışır. Ermenice Rusça Gürcüce İngilizce dillerinde yayın yapan kafkassam genç akademisyen ve stratejistlerle çalışmaya özen gösterir. KAFKASSAM’ın internet sitesi 2 Ocak 2010’da yayına girdi. İnternet sitesinde Kafkasya’daki ülkeler ve Türkiye ile ilişkileri hakkında makaleler, ropörtajlar, analizler ve yorumlara yer verilmektedir.

Yorum Yaz

Share a useful thought, question, or feedback.