YAKUPHAN OKUT: SINIRDA SINIRSIZ SULH

Ortadoğu’da sınırlar uzun yıllardır yalnızca devletleri birbirinden ayırmıyor; savaşları, silahlı örgütleri, vekâlet mücadelelerini ve istikrarsızlığı da birbirinden diğerine taşıyor. Türkiye’nin bugün Suriye ve Irak merkezli güvenlik yaklaşımında dikkat çeken temel değişim ise tam burada ortaya çıkıyor: Ankara, güvenliği yalnızca kendi sınır hattının içinde değil, sınırın ötesindeki siyasi ve güvenlik düzeninin niteliğinde arıyor.
30 Eylül 2026 tarihli Milli Güvenlik Kurulu bildirisi bu yaklaşımı oldukça açık biçimde ortaya koydu. Bildiride “Terörsüz Türkiye” ile birlikte “Terörsüz Bölge” hedefinden söz edildi; bu hedefin Türkiye’nin yanı sıra komşuların huzur ve refahıyla birlikte ele alındığı belirtildi. Suriye’nin birliği, devlet otoritesinin ülke sathına yayılması ve entegrasyon sürecindeki gelişmeler de aynı güvenlik çerçevesinin içine yerleştirildi.
Buradaki kritik parametre, askeri güçten önce devlet kapasitesidir.
Ankara’nın Şam’la yürüttüğü diplomatik temasların merkezinde, Suriye’deki bütün silahlı yapıların merkezi devlet çatısı altında birleşmesi bulunuyor. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın 13 Eylül’deki açıklamaları, SDG’nin kendisini feshetme ve Suriye devlet kurumlarına entegre olma deklarasyonunun önemli bulunduğunu; ancak asıl meselenin bunun sahada uygulanması olduğunu gösteriyor. Fidan ayrıca Suriye’deki bütün silahlı unsurların merkezi devlet yapısı altında birleşmesini ülkenin egemenliği ve toprak bütünlüğü açısından gerekli gördüklerini açıkladı.
Bu yaklaşımın istihbari açıdan karşılığı da oldukça somut: Silahlı yapıların isimlerinin değişmesi yeterli görülmüyor; komuta zincirlerinin, ağır silahların, sınır güvenliğinin ve devlet dışı güvenlik kapasitesinin nasıl yapılandırıldığı izleniyor.
Diplomatik denklemde ise Ankara’nın Şam’la ilişkileri belirleyici hale geliyor. Türkiye, Suriye’nin yeniden yapılanmasını yalnızca insani veya ekonomik bir mesele olarak değil, doğrudan bölgesel güvenlik meselesi olarak değerlendiriyor. Fidan’ın açıklamalarında Suriye’nin ekonomik olarak yeniden dünya sistemiyle bütünleşmesi, yatırım ortamının oluşması ve vatandaşların güven içinde yaşaması da güvenlik mimarisinin parçaları olarak ele alınıyor.
Türkiye açısından ikinci önemli cephe Irak.
MGK bildirisinde Irak’ın huzur ve istikrarının bütün bölge açısından kritik olduğu vurgulanırken, Bağdat’ın devlet egemenliğini ülke genelinde güçlendirme çabalarına destek verileceği ve stratejik işbirliğinin ilerletileceği belirtildi.
Bu nedenle Ankara’nın ortaya koyduğu model, basitçe “sınır ötesindeki terör tehdidine karşı askeri operasyon” şeklinde okunamayacak kadar genişliyor.
Modelin temel taşları şunlar: merkezi devletlerin güçlendirilmesi, silahlı yapıların devlet kurumlarına entegrasyonu, istihbarat paylaşımı, sınır güvenliğinin güçlendirilmesi, ekonomik bağlantıların artırılması ve diplomatik kanalların açık tutulması.
Fakat bu denklemde ciddi bir başka aktör daha bulunuyor: İsrail.
Türkiye, İsrail’in Suriye’deki askeri faaliyetlerini Şam’ın egemenliği ve bölgesel istikrar açısından sorunlu görüyor. Fidan da Suriye’nin kendi güvenliğini sağlama ve askeri kapasitesini geliştirme hakkının egemenlik çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğini savunuyor.
Dolayısıyla önümüzdeki dönemin asıl sınavı, Türkiye’nin askeri kapasitesinden çok diplomasi, istihbarat ve devlet kapasitesinin birlikte çalışabilmesi olacak.
“Sınırda sınırsız sulh” fikrinin gerçek karşılığı da burada yatıyor.
Çünkü kalıcı güvenlik, yalnızca sınır kapılarında daha fazla asker bulundurmakla değil; sınırın ötesinde silahın yerine hukukun, parçalanmış yapıların yerine devlet kurumlarının, vekâlet savaşlarının yerine diplomatik mekanizmaların geçmesiyle mümkün olabilir.
Türkiye’nin resmi söyleminde artık güvenlik hedefi yalnızca “Türkiye’nin terörden arındırılması” değil, komşu coğrafyanın da terör ve silahlı yapıların etkisinden çıkarılması olarak tarif ediliyor. Bunun gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini ise önümüzdeki dönemde Suriye’deki entegrasyonun sahadaki uygulaması, Irak’la güvenlik işbirliğinin derinliği ve bölgesel aktörlerin birbirlerinin egemenlik sınırlarına ne ölçüde riayet edeceği belirleyecek.
Ortadoğu’nun en büyük ihtiyacı belki de yeni sınırlar çizmek değil, mevcut sınırların içinde nihayet gerçek bir huzur inşa edebilmek.
Ve Türkiye’nin önündeki asıl diplomatik sınav tam olarak burada başlıyor.

YAKUPHAN OKUT

Kafkassam Editör
YAZAR

Kafkassam Editör

Yeni bir dünyaya uyanmak, dünyayı yeniden okumak isteyenler için, söylenecek sözü olanlar için merkezi Ankara’da olan KAFKASSAM’ı kurduk. Erivan, Bakü, Tiflis, Tebriz, Grozni, Moskova, Mahaçkale, Nazrin, Nalçik, Saratov, Ufa ve Sochi’de ofislerimiz temsilcilerimiz var. Kafkassam genelde kafkasya çalışmak için kuruldu Kafkasya genelinde çalışır. Ermenice Rusça Gürcüce İngilizce dillerinde yayın yapan kafkassam genç akademisyen ve stratejistlerle çalışmaya özen gösterir. KAFKASSAM’ın internet sitesi 2 Ocak 2010’da yayına girdi. İnternet sitesinde Kafkasya’daki ülkeler ve Türkiye ile ilişkileri hakkında makaleler, ropörtajlar, analizler ve yorumlara yer verilmektedir.

Yorum Yaz

Share a useful thought, question, or feedback.