“Beklenen gün gelecekse, çekilen çile kutsaldır” sözü, halk arasında genellikle Fransız yazar Victor Hugo’ya atfedilen özlü bir sözdür. Biz Türklerde de“Bekleyen Derviş Muradına Ermiş” gibi benzer bir söz mevcuttur.
Gelecekte yaşanacak güzel bir gün veya büyük bir amaç olduğuna inanıldığında, o an çekilen zorluklar ve acılar anlam kazanır. Yani Umut ve Sabır birlikte çekilen çileyi, boş bir eziyet olmaktan çıkarıp, hedefe ulaşmak için ödenen değerli bir bedel haline getirir.
Bazı düşünce yapılarına göre ise bu anlayış pasifliği tetikleyebilir; önemli olanın sadece beklemek değil, o çileyi çektiren sebebi ortadan kaldırmak için çabalamak olduğu savunulur.
Ancak yaklaşık iki yıldır bilinen bir soygunu yani borsa spekülasyonunu çıplak gözle izleyen yetkililerin yada ekonomi yönetiminin yaptığı kesinlikle bu değil.
Tüm Türkiye, olası seçimler öncesi çalışan ve emeklilere karşı bir takım iyileştirmeleri beklerken ‘al sana’ dercesine adeta sosyal bir bombardımana maruz kaldık.
Diğer taraftan Modern Hukukta Fail ŞEYTAN, Suç da GÜNAH Değildir.
Hukukun en önemli kopuşlarından biri burada başlar. Modern ceza hukuku, kötülüğü metafizik bir kategori olarak değil, kanunun tanımladığı bir fiil olarak ele alır. Fail de “kötü insan” olduğu için değil, belirli bir fiili gerçekleştirdiği ve bu fiilin hukuki unsurları oluştuğu ölçüde sorumludur.
Bu yüzden hukuk, günah ile suçu; şeytan ile faili birbirinden ayırır.
Actus reus fiildir.
Mensa rea ise failin hukuken önem taşıyan kastı veya zihinsel unsurudur.
Dolayısıyla mahkemenin işi “Bu insan kötü müdür?” sorusuna cevap vermek değildir.
Soru şudur:
Ne oldu, kim yaptı, hangi hukuki unsur gerçekleşti ve kanun buna hangi sonucu bağlıyor?
Buradan etkin pişmanlık meselesine geliyoruz.
Fiil gerçekleşmiş olabilir:
Quod factum est, infectum fieri nequit.
Olmuş olan, olmamış kılınamaz.
Fakat modern hukuk, failin fiilden sonraki davranışını da hesaba katabilir. İade, zararın giderilmesi, mağdurun zararının telafisi veya soruşturma makamlarıyla iş birliği gibi davranışlara kanun belirli sonuçlar bağlayabilir.
Burada suç ile günah arasındaki ayrım yeniden önem kazanır.
Günahın mantığı tövbe ve kefaret olabilir.
Hukukun mantığı ise sorumluluk, yaptırım ve telafidir.
Bu nedenle:
İade etmek, tövbe etmek değildir.
Etkin pişmanlık, suçun hiç işlenmemiş olması değildir.
Zararın giderilmesi, geçmişin silinmesi değildir.
Restitutio crimen non tollit.
İade, gerçekleşmiş fiili kendiliğinden ortadan kaldırmaz.
Mecelle’nin diliyle:
“Zarar izâle olunur.”
Ama zarar giderildi diye vakıa değişmez.
Tam tersine, modern hukuk açısından asıl mesele şudur: Kanun, fiilden sonra yapılan telafiye hangi hukuki değeri verecektir?
Bu değerin sınırı kaybolduğunda hukuk ile muhasebe birbirine yaklaşır:
Vurgun yap → yakalan → iade et → hesap kapansın.
İşte burada hukuk felsefesinin sorusu değişir.
Artık “Zarar giderildi mi?” sorusundan önce şunu sormak gerekir:
Hukuk, ihlali mi düzenliyor; yoksa ihlalin sonradan satın alınabilir bir maliyetini mi belirliyor?
Çünkü modern hukukta fail şeytan değildir.
Bu aslında hukukun gücüdür.
Faili şeytanlaştırmaz; fiili somutlaştırır.
Suçu günahla özdeşleştirmez; hukuki unsurlara ayırır.
Ve tam da bu nedenle, kim olduğuna bakmaksızın aynı fiile aynı hukuki ölçüyü uygulamak zorundadır.
Quidquid Latine dictum sit, altum videtur.
Latince ne kadar görkemli söylenirse söylensin, mesele sonunda oldukça yalındır:
Günahın kefareti olabilir.
Zararın telafisi olabilir.
Cezanın hukuken değişen sonuçları olabilir.
Ama:
Quod factum est, infectum fieri nequit.
Olmuş olan, olmamış kılınamaz.
Modern hukukun asıl sınavı da burada başlar:
Fiili şeytana atfetmeden faili yargılayabilmek; fiili yargılarken de failin gücü karşısında hukuku değiştirmemek.
Çünkü hukuk, şeytanlarla savaşmak için değil, insanların fiillerini — kim olduklarına bakmaksızın — aynı kurallar altında değerlendirmek için vardır.

