Sultan Aliyeva: İran’ın geleceğine dair üç görüş
İran’da ekonomik krizi gerekçe gösterilerek başlatılan gösteriler üzerine İran ile ilgili dikkat eder üç uzmanın görüşlerini analiz ediyoruz.
İsrailli Uzman Dennis Sitrinoviç:
“Protestocular arasında belirli bir koordinasyon olsa bile, internet olmadan (eylemleri) sürdürmek zor olacaktır. Ayrıca, Pehlevi’nin sürece dahil olması kendi popülerliğinden ziyade, onun geri dönmesi için atılan ‘sloganların’ rejimin ‘gözüne parmak sokmak’ olduğunu anladığını gösteriyor. Bu sloganları atanların monarşinin İran’a geri dönmesini gerçekten isteyip istemedikleri şüphelidir.”
>
İranlı Muhafazakar Uzman Ali Ekber Rafipur:
> “İsrail’in Haziran 2025’te İran’a karşı yürüttüğü savaş sırasındaki planı, başlangıçta ayaklanmalar bekleyerek askeri bir saldırı düzenlemekti. Tel Aviv şimdi yaklaşımını değiştirerek, önce sokak protestolarını kışkırtıp ardından İran’a saldırma yoluna gitti. İsrail’in hayata geçirdiği en kötü senaryo, Suriye tipi bir iç savaşla sonuçlanacak ve sınır eyaletlerindeki isyancılara havadan destek verilecektir.”
Dennis Sitrinoviç ve Ali Ekber Rafipur’un “teknik zorluklar” ve “dış müdahale/iç savaş” eksenli görüşlerine, KAFKASSAM Başkanı Hasan Oktay’ın perspektifini eklediğimizde, İran’ın geleceğine dair üç farklı ama birbirini tamamlayan senaryo ortaya çıkıyor.
Hasan Oktay’ın temel tezi, İran’ın binlerce yıllık devlet geleneğine vurgu yaparak, bu ülkenin ne Irak ne de Suriye gibi kolayca parçalanabilecek bir yapı olmadığını savunmasıdır.
Bu üç görüşü birleştiren derin analiz:
1. Devlet Geleneği ve “Irak/Suriye Olamaz” Tezi (Hasan Oktay)
Oktay, İran’ın toprak bütünlüğünü bir “kırmızı çizgi” olarak görür ve şu noktalara dikkat çeker:
• Kurumsal Dayanıklılık: Irak ve Suriye, yapay sınırlar ve nispeten yeni devlet yapıları üzerine kuruluyken; İran, köklü bir bürokrasiye ve “devlet aklı”na sahiptir. Bu akıl, rejim sarsılsa bile devletin bekasını korumak için refleks gösterir.
• İran Türklerinin Rolü: Oktay’a göre İran’daki 35-40 milyonluk Türk nüfusu, dışarıdan kışkırtılan ayrılıkçı bir unsur değil, aksine **”İran devletinin kurucu ve koruyucu unsuru”**dur. Bu yüzden, etnik bir parçalanma senaryosu (Suriye örneğindeki gibi) İran sahasında aynı karşılığı bulmaz.
• Türkiye Modeli: Oktay, çözümün dış müdahale veya kaos değil, İran’ın kendi içinde radikal bir reform sürecine girerek “modern bir yönetim” (Türkiye tipi bir cumhuriyet modeli) ile dönüşmesi olduğunu savunur.
2. Protestoların Sosyolojik Sınırı (Sitrinoviç)
Sitrinoviç, Oktay’ın “devlet aklı” vurgusuna sosyolojik bir şerh düşer:
• Koordinasyon Eksikliği: Devlet geleneği ne kadar güçlü olursa olsun, halkın teknolojik/iletişimsel olarak kesintiye uğratılması (internet kesintileri), protestoların bir “devrime” dönüşmesini engeller.
• Liderlik Boşluğu: Pehlevi gibi figürlerin halk nezdinde gerçek bir liderden ziyade, rejime karşı bir “tepki aracı” olarak görülmesi, Oktay’ın bahsettiği o “içeriden dönüşüm” için gereken güçlü ve yerli liderliğin henüz oluşmadığını teyit eder.
3. En Kötü Senaryo: “Suriyeleşme” Tehdidi (Rafipur)
Muhafazakar kanadın sesi olan Rafipur, Oktay’ın “İran Suriye olamaz” güvenine karşı bir uyarı niteliğindedir:
• Havadan Destek ve Terör: Rafipur, İsrail ve ABD’nin doğrudan işgal yerine, sınır eyaletlerindeki (Belucistan, Kürdistan) huzursuzlukları kaşıyarak ve buralara havadan destek vererek bir “vekalet savaşı” başlatacağını iddia eder. Bu, devlet geleneği ne kadar güçlü olursa olsun, ülkenin bir yıpratma savaşına sokulması demektir
Sonuç ve Değerlendirme
Bu üç görüşün kesişim noktası şudur: İran, 2026 yılına girerken “reform ile kaos” arasında çok ince bir çizgidedir. Hasan Oktay’ın belirttiği gibi İran’ın Irak veya Suriye’ye benzememesi bir avantajdır; ancak Rafipur’un işaret ettiği dış müdahale iştahı ve Sitrinoviç’in belirttiği koordinasyon zayıflığı, bu avantajın bir “çöküşe” dönüşme riskini de beraberinde taşımaktadır.



Yorum gönder