Şimdi yükleniyor

Turan Rzayev: Ne Şah ne Şeyh illa demokrasi

İran’da Güney Azerbaycan bölgesinde geniş çaplı protestolar başladı. Zencan, Urmiye, Hoy, Erdebil, Tebriz, Maraga ve diğer birkaç şehirde kalabalık mitingler düzenlendi. Protestolarda “Azadlık, Adalet, Milli Hükümet”, “Diktatöre Ölüm”, “Azerbaycan şereftir, Besici bişereftir”, “Azerbaycan şereftir, Pehlevi bişereftir”, “Biz ölmeye hazırız, Babek’in askerleriyiz” gibi sloganlar atılıyor.
Özellikle Batı Azerbaycan eyaletinin Hoy şehrindeki mitingin beklenenden daha güçlü ve kalabalık geçtiği bildiriliyor. Mitinglerin yapıldığı şehirlerde hükümet güçleri eylemcilere saldırarak ateş açtı. Birçok tutuklama yapılmış olsa da henüz yaralıların ve gözaltına alınanların kimliklerini ve sayısını belirlemek mümkün olmadı.
Öncelikle şunu belirteyim; bugüne kadar eylemler daha çok Farsların yaşadığı vilayetlerde gerçekleşiyordu. Üstelik buralardaki mevcut rejime karşı eylemler, birçok yerde İran’ın eski şahı Muhammed Rıza Pehlevi’nin oğlu (Rıza Pehlevi) lehine destek sloganlarıyla karakterize ediliyordu. Ancak Güney Azerbaycan’da başlayan protestolarda atılan sloganlara bakıldığında, memnuniyetsizliğin sadece sosyo-ekonomik taleplerle sınırlı kalmadığı görülüyor. Özellikle “Azadlık, Adalet, Milli Hükümet” ve “Diktatöre Ölüm” gibi çağrılar, merkezi yönetimin meşruiyetinin açıkça sorgulandığını gösteriyor. Diğer taraftan, “Azerbaycan şereftir” içerikli sloganlar, Güney Azerbaycan’da etnik-milli kimlik faktörünün protestoların ana ideolojik sütunlarından birine dönüştüğünü ortaya koyuyor. Bu durum, eylemlerin sadece mevcut hükümete değil, aynı zamanda uzun yıllardır devam eden kültürel, dilsel ve siyasi ayrımcılığa yöneldiğini gösteren önemli bir göstergedir.
Veziyetin ciddiyetini ortaya koyan asıl faktör ise Tebriz Çarşısı’nın (Tebriz Pazarı) kapatılmasıdır. Bu konu özel bir önem taşıyor. Çünkü Tebriz Çarşısı sadece bir ticari alan değil; Güney Azerbaycan’ın ekonomik, sosyal ve tarihi sembollerinden biridir. Tarih boyunca Tebriz Çarşısı, siyasi protestoların ve genel grevlerin merkezi olmuştur. 1905–1911 Meşrutiyet hareketinden sonraki dönemlere kadar çarşının kapatılması, yönetim için her zaman ciddi bir uyarı sinyali sayılmıştır.
Çarşının kapatılması üç temel anlam taşıyor:
Protestoların artık sokak eylemlerinden çıkarak ekonomik hayatın felç edilmesi aşamasına geçtiğini gösteriyor;
Esnaf kesimi –yani geleneksel olarak temkinli ve riskten uzak duran sosyal grup– açıkça huzursuzluğa katılıyor;
bu adım, protestoların kısa ömürlü olmadığını ve daha geniş bir sosyal uzlaşı (konsensüs) oluşturduğunu kanıtlıyor.
Tebriz’de İran’ı sarsan adım: Azerbaycanlılar sahneye çıktı – Neler oluyor?
Fikrimce, Tebriz ve genel olarak Güney Azerbaycan şehirlerinin ayaklanmasının ve bu kadar hızla genişlemesinin temel sebebi, eylemlerin ideolojik yönünün değişmesidir. Şöyle ki; Fars merkezli muhalif çevrelerin mitinglerde Şah’ın oğluyla ilgili sloganlar atması ve “Veliaht”ın süreçlerde açık veya dolaylı olarak ilgili bir taraf gibi görünmesi, Güney Azerbaycan’da ciddi rahatsızlık yarattı. Bu durum, protestoların sadece mevcut molla rejimine karşı değil, aynı zamanda alternatif olarak sunulan siyasi modele karşı da bir tepkiye dönüşmesine neden oldu.
Fiilen Veliaht’ın kendisi ve ona bağlı medya organları vasıtasıyla insanları sokağa çağırması, eylemleri yönlendirmeye çalışması; Güney Azerbaycan cemiyetinde “iktidar değişikliği adı altında eski merkeziyetçi-Farsçı sistemin restorasyonu” korkusunu güçlendirdi. İşte bu noktadan sonra Tebriz ve diğer Türk şehirlerinde protestoların çizgisi keskin bir şekilde farklılaşmaya başladı.
Güney Azerbaycan toplumu, molla rejiminin milli, kültürel ve siyasi baskılarını açıkça reddetse de, Pehlevi dönemini bir alternatif veya “kurtuluş modeli” olarak görmüyor. Sürecin gidişatı şunu söyletiyor: Bölge halkı “kötü ile daha kötü” arasında seçim yapmak istemiyor.
Güney Azerbaycan’ın önünde, sürecin gidişatına bağlı olarak iki temel senaryo şekilleniyor:
Birinci Senaryo: Güney Azerbaycan’daki protestoların İran’ın diğer bölgelerindeki eylemlerle senkronize olarak ülke genelinde mevcut rejimin devrilmesine yol açması. Bu durumda Güney Azerbaycanlılar sürecin pasif bir katılımcısı değil, belirleyici bir siyasi aktörü olarak ortaya çıkacak ve yeni kurulacak siyasi sistemden somut taleplerde bulunacaklardır. Bu taleplerin merkezinde ise özerklik, ana dilinde eğitim, yerel öz yönetim ve siyasi temsil gibi meseleler yer alacaktır.
İkinci Senaryo: Daha keskin ve radikal bir karakter taşıyor. Eğer molla rejiminin çöküşünden sonra Pehlevi yönetiminin –ister monarşi ister sembolik bir devamcı formunda– geri dönmesi gündeme gelirse, bu Güney Azerbaycan için kabul edilemez bir siyasi geriye gidiş olarak görülecektir. Böyle bir durumda Güney Azerbaycan kendi kaderini tayin edebilir. Yani süreç artık sistem içinde hak arayışından çıkarak, ayrı bir siyasi özne (subjekt) olarak var olma mücadelesi aşamasına geçebilir.
Analiz ve Son Not
Metinde geçen “Ne Molla Ne Şah” vurgusu, Hasan Oktay’ın “reform” tezi ve Sitrinoviç’in “Pehlevi’nin popülaritesinin sorgulanması” tespitiyle birebir örtüşüyor. Güney Azerbaycan Türklerinin bu “Üçüncü Yol” arayışı, İran’ın geleceğinde Ankara ve Bakü’nün elini güçlendiren en önemli stratejik kart haline gelmiş durumda.

Yorum gönder