Şimdi yükleniyor

Nesri Sipahi Kıratlı: Dilini, Dinini ve Tarihini Siyasete Feda Eden Bir Toplum: “Bulgaristan Türkleri”

Dilini, Dinini ve Tarihini Siyasete Feda Eden Bir Toplum: “Bulgaristan Türkleri”
Bulgaristan Türkleri, üç temel millî değerini —dilini, dinini ve tarihini— günlük siyasetin malzemesi hâline getirerek zamanla feda etmiştir.
Bugün ortaya çıkan tabloya bakıldığında, bu değerlerin zayıflamasının başlıca sorumlusunun siyaset olduğu açıktır.
Sıralamak gerekirse:
1-Göçler Tarihi: “Bilinçli Bir Çarpıtma”
Birinci mesele, göçler tarihinin eksik ve yönlendirilmiş biçimde anlatılmasıdır.
Bulgaristan Türkleri Türkiye’de çoğunlukla Naim Süleymanoğlu ve Türkan Çeşme üzerinden tanıtılmıştır. Oysa asıl belirleyici olan 1968–1978 gönüllü göç süreci, kamuoyundan bilinçli olarak uzak tutulmuştur.
Bu göç, Bulgaristan’daki sistemin Türkler için açık bir tehdit hâline geldiğini önceden öngörenlerin tercihiydi. Bu insanlar,(babam da) emeklilik haklarından vazgeçerek, her iki devletten de hiçbir talepte bulunmadan göç ettiler.
Ben bu göçün ve göçler tarihinin canlı şahidiyim.
Tarihî gerçekler sistemli biçimde saptırılmış; Türklerin isimlerinin sanki bir gecede, aniden değiştirildiği algısı oluşturulmuştur. Oysa 1968–1978 göçü, bu asimilasyon politikasının önceden görüldüğünün ve buna karşı alınmış tarihî bir tavrın açık göstergesidir.
1989 zorunlu göçü ise, bu Türk kalmak adına gerçekleşen gönüllü göçü gölgede bırakmış; siyasetçiler “37 yıl boyunca 1989’u dillerine dolayarak” bu trajediye “sadece sığınmışlardır”, zira anlatacaklari başka bir konu bulamamışlardır.
2-Din: Bir İnanç Alanından- Siyasi bir parti vesayetine..
İkinci mesele, dinin siyasete alet edilmesidir.
Bulgaristan’daki en eski kurumlardan biri olan Müftülük dahi, siyasi parti gölgesinde kalmış, pekçok Bulgaristan Türkü, dinden uzaklaşmıştır.Yakın bir gelecekte camilerde Türkçe konuşan müslümanlar görmek mümkün olmayacaktır..
3-Anadili: Rakamların İnkâr Edilemeyecek Dili
Üçüncü mesele, anadilinin siyasi bir argüman olarak kullanılması; ancak somut hiçbir ilerleme sağlanmamasıdır.
1995 yılında anadilini okuyan öğrenci sayısı “100 binlerle” ifade edilirken, “2025–2026 eğitim yılında bu sayı 2.700’lere kadar düşmüştür”. Bu tablo, gerçekleri tüm çıplaklığıyla ortaya koymaktadır.
1999 yılından sonra anadili konusunda kayda değer tek bir yapısal gelişme yaşanmamıştır. Şahsımın ısrarlı girişimleri ve anadili sorununu sürekli gündeme getirmem neticesinde, Kırcaali Belediye Başkanları ile dönemin Eğitim Bakanı arasında bir toplantı yapılmış olsa da, bu girişim takip edilmemiş ve sonuçsuz bırakılmıştır.
Sonuç: Bölünme, Dağılma ve Kayıp
Özetle; tarihimiz, dilimiz ve dinimiz siyasete feda edilmiştir.
2017 yılından sonra Türklerin bölünmesi hızlanmış, bugün Türk toplumu çok sayıda partiye dağılmış durumdadır. Bu noktadan sonra Türklük adına yapılan her girişim büyük ölçüde “nafiledir”. Zira son on beş yılda süreç geri dönülmez bir eşiği aşmıştır.
Tarihe baktığımızda, Türklerin birliğini esas alan atalarımızın yerini, Türklerin bölünmesinden beslenen bir anlayışın aldığı görülmektedir.
Oysa geçmişte büyüklerimiz son derece sağlam bir zemin bırakmışlardı.1989 da karda kışta Sofya’ya yürüdüler..kimlikleri uğruna can verdiler.
Bugün bu tarihin tekrarlandığını varsayacak olursak;
ne karda Sofya’ ya yürüyen, ne de kimliği uğruna canını veren olmayacaktır. Zemin, giderek başka yönlere doğru kaymaktadır.Bugün, zorunlu asimilasyonun yerini, gönüllü asimilasyon almıştır..
Yazan:
Nesrin Sipahi Kıratlı
28 ocak 2026,Filibe
Nesrin Sipahi Kıratlı( İspova) kim mi? 07 Aralık 1955 te Şark-ı Rumeli’ nin başkenti olan Filibe’ ye bağlı Ustina köyünde doğdu. Çocukluğu Türklerin beşiği sayılan Kriçim ve Ustina’ da geçti.Türklük şuuru burada oluştu ve gelişti. 1972 de ailesisyle birlikte Türkiye’ ye göç etti .Son 15 yıldır Bulgaristana dönüp, anadili çalışmalarını sürdürmektedir…
Yazılarını “cesur bir üslupla” kaleme alan,metinlerini masa başı yorumlardan değil, “saha gözlemlerine, birebir tanıklığa ve doğrudan deneyime dayandıran, çalismaları fenomenolojik bir yaklaşım taşıyan bir yazardır..
.Olayları dışardan anlatmaz, bizzat yaşanmışlıkların içinden konuşur.
Gördüğünü,tanık olduğunu ve deneyimlediğini merkeze alır.Eleştirel ve sert metinler üretir.Yazılarında resmi anlatılarla örtülen veya bilinçli biçimde çarpıtılan tarihsel gerçekleri açığa çıkarmayı amaçlar ve canlı bir tanık olarak yazıya taşır.
Metinleri , duygusal hamaset değil,”olgusal birikimden,sahadan beslenen”, bilgi ve tanıklıktan güç alır.
Kalemi uzlaştiricı degil”hesap soran”, süsleyici değil,” açığa çıkarıcıdır.”
özetle, gördüğünü yazan, tanıklığını saklamayan, sessizleştirilmiş hakikatleri kalemiyle görünür kılan, kişileri değil, davasını kale alan bir yazar , Bulgaristan genelinde okullara, kültürevlerine 15 bin üzerinde kitap hediye eden, Türkiyenin doğusunda ise isminin yazıldığı 20 ye yakın okul kütüphanesi açan bir egitim gönüllüsüdür.
Nesri Sipahi Kıratlı

Yorum gönder