Nazım Muradov: BİR MEKTUBUN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ
Giriş
Biz, insan eseri olan her şeyin birer metin olduğunu düşünüyoruz. Soyut kavramların belki kendileri olamasa bile, onlar hakkında yazılanlar, kavramsal açıklamalar da aynı şekilde– birer metindirler.
Azerbaycan Milli Bilimler Akademisi Edebiyat Enstitüsüteorisyen bilgelerinden Prof. Dr. Tahire Memmed’e göre “Metin – çeşitli varlıkları (sübjektif ve objektif) sanatın gücüyle bir araya getiren, onların yeniden imali (yeni sanat eserlerine malzeme olması) ile gerçekleşen bir mevcutluktur.” (Memmed, 2020: 6)
Tarihe damgasını vuran şahsiyetlerin yazıp yayınladıkları metinler de bizce perspektif strateji niteliğindeki birer belgedir. Gaspıralı İsmail Bey, Mehmet Emin Resulzade, Mirze Bala Mehmedzade, Zeki Velidi Togan, Turan Yazgan, Baymırza Hayıt, Ebülfez Elçibey ve diğer önemli kişilerin kaleme aldıkları metinlerde zaman, mekân, insan, olay, değer… kavramlarına yapılan vurgular da metin analizi sırasında önemsenmelidir. Diyelim ki, Türk Dünyasının birbirinden uzak tarihi coğrafyalarında yaşamış olan büyük Türklerin aynı metin içinde buluşturulması da bizce retrospektif bir stratejidir…
Dahi şairimiz Sabir, Namık Kemal’in bir şiirine yazdığı nazireyi Sabirane bir ustalıkla “Fahriye” adlandırmış, oldukça derin bir kara mizah ve sarkazm ile Türklüye hizmet etmesi gerekirken zarar veren “devlet ve siyaset adamlarını” yani büyük güçleri eleştirmiştir. Selçuklu Sultanı Alparslan Melikşah’ın ölümünden sonra Vezir Nizamü’l-mülk’ün yapmış olduğu namertlikler; Cengiz ordusuna taraftar olup Harezmlileri mahveylememiz; Haçlı seferlerine karşı perişanlığımız; Karakoyunlu – Akkoyunlu savaşlarının tarafları olmamız; Emir Timur ile Yıldırım Beyazıt arasındaki Ankara Savaşı’nda iki tarafın da bizlerden oluşması; Timur ile Toktamış arasındaki savaşın iki tarafında da bizim olmamız; Kızıl (Altın) Orda imparatorluğunu çökertip Moskova’yı sevindirmemiz; [Şah İsmail ile Şeybaniler arasındaki savaş]; Şah İsmail ve Yavuz Sultan Selim taraftarı olup Çaldıran’da birbirimizi katletmemiz; bizi bu belalardan kurtarmaya çalışan Nadir Şah (Afşar)’ı suikastla öldürmemiz; ‘İranlılık’ (Şii), ‘Osmanlılık’ (Sünni) kimliği ile birbirimizi yıpratmamız vb.), tarihimizin kara lekelerinden olup Türklüğümüze, ne yazık ki büyük ölçüde darbeler vurmuştur.
Can – sözdür eger bilirse insan,
Sözdür ki deyirler özgedir can.
ya da
Eşqdir ol neşe-yi kâmil kim ondandır müdam
Meyde teşvir-i hararet, neyde tesir-i seda
beyitlerini sırf bu yönüyle yani soyut (abstract, mücerret, öznel) ve somut (konkret, müşahhas, nesnel) taraflarıyla incelersek, aşağı–yukarı şu durumla karşılaşırız: ‘Ruh’ (çoğulu ‘ervâh’: âlem-i ervâh – ruhlar âlemi) anlamına gelen “can”, -Fuzûliye göre – kavram yönünden “ruh” ile sinonim (eş anlamlı) olup somutlaşmakta, beş duyudan neredeyse üçüne yani görme, dokunma, işitme duyularına olumlu cevap vermektedir.
İkinci örnek ise daha ilginç olup soyut “aşk” kavramı neredeyse pozitif bilimlerin verileriyle açıklanmış, aşk = mey (mayi + sıcaklık) + ney (toprak, hava) denklemiyle de yetinilmemiş, “anasır-ı erbaa” (her şeyin özü olan dört temel unsur) ustalıkla eklenmiştir.
Demek ki, herhangi bir metnin tam olarak anlaşılabilmesi, mecazi bir ifadeyle 4 x 4 (dört dörtlük) olabilmesi için öncelikle onun;
I.1. Seçme (X ve Y hatlarından dikey, düşey, vertikal olan art zamanlı ya da çok zamanlı çizgide,
I.2. Yerleştirme (yatay, horizontal, ufukî ya da eş zamanlı (sinkretik), tek zamanlı çizgide
I.3. Derinlik kazan(dır)ma ve
I.4. Etkileme yönlerinden kusursuz olması;
tüm
II.1. Dil bilgisel (ilgili gramerin tüm kategorilerine uygun olması);
II.2. Dilbilimsel (lengüistik yani gramerin de içinde yer aldığı çok daha geniş alana, örneğin iç ve dış dilbilime, imla, alfabe, dil siyaseti, dil sosyolojisi vb.) kurallara uyması;
II.3. Mantık ile çelişmemesi, mantık kurallarına uygun olması;
II.4. Dilin doğal, canlı, etik, estetik; dilsel kategorilerin de hiyerarşik düzeniyle uyumlu olması.
kavramsal olarak üzerindeki
k.1. Mana,
k.2. Muhteva,
k.3. Karakter,
k.4. Şümul boyutlarının irdelenmesi;
felsefi yönden ise
f.1. Ontoloji, (Ontologiya: Yun. ontos – varlık, logos – talim) varlık felsefesidir, mevcutluğun temel formalarını, varlığın mahiyetini ve onun hangi statüde mevcutolduğunu araştırıp inceler. Ontolojik yaklaşım insanın vemilletin tekçe empirik bir olgu gibi değil, hangi felsefi anlam taşıyarak varoluşunu netliğe kavuşturur.(İbrahimli, 2025: ?)
f.2. Epistomoloji, (Epistemologiya: Yun. epistēmē – bilik, logos – talim) bilgi teorisidir ve “bilgi nedir?” (bilginin mahiyeti), “bilgi nasıl oluşur?” (bilginin temeli ve kaynakları), “bilgi ne zaman muteber ve güvenilirdir?” (doğruluk ve kanıtlama), aynı zamanda “bilginin subjesi ve objesi arasındaki ilişki nasıl kurulur?” sorularını yanıtlar. (İbrahimli, 2025: ?)
f.3. Hermenevtik, (Hermenevtika: Yun. hermēneuein – izah etmek, şerh etmek) metinlərin ve ideyaların anlamını kavramak ve şerh etme teorisidir. Hermenevtik yaklaşım, metni sadece sözlerin zahiri anlamı ile değil, onun tarixi şartları, müellifin amacı ve okuyucu tarafından nasıl anlaşıldığı yönünden de analiz eder. (İbrahimli, 2025: ?)
f.4. Discours analize (söylem analizi) yönlerinin ortaya konması gerekir. (bkz. Muradov, 2018: ?)
Herhangi bir metni felsefi yönden irdelemenin sonucu olarak –epistemolojik, ontolojik, hermenevtik ve (discours analize) söylemsel analiz yaklaşımlarının dört boyutlu tahlili,diyelim ki, Resulzadənin “İnsanlara Hürriyete, Milletlereİstiklal!” söyleminin sıradan bir slogan ya da siyasi bir şiar olmadığını açıkça ortaya koyuyor. Bu fikir, özgür düşünce, özgürce varoluş, anlamlı bir tarih idraki ve içinde eleştirel düşünceyi bütün yönleriyle ifade etme hakkı-hukuku da bulunan ideyalarını özünde birleştiren derin felsefi formuldür. Söylem, insanın ve özgür milletin -aynı zamanda idrak, varlık, anlamlandırma ve bunların tamamıyla birlikte metin dışına itilmiş manayı metnin içinde görme, gördüğünü ifade etme ve yorumlama müstevilerinde özgür olmanın kaçınılmazlığını ifade eden konseptual bir dünya görüşü olarak gün geçtikçe daha çok dikkat çekmektedir…
Erkân-ı kalemiyeŋizden olan Molla Abbas Fransevî acaba kaydadır? Eserleri Tercüman’da daha görünür mü acaba? Suale mecburum çünkü [Molla Abbas Fransevî], gazete okumayı mekruh ve bid’at itikat eden “eski”leri kıraate alıştırdı ve bal gibi aziz ve kılınç gibi ötkün sözleri ve ifadâtı ile gözlerini, fikirlerini açmış idi. Gazete okumak hevesinde olanlar şimdi az değildir lâkin gayri bir mâni daha görüyorum. Bir hayli adamlar vardır, meselâ ulemadan, okuya hevesleri var, kitap ve gazete almaya akçeleri yoktur. Bir hayli adamlar var, mesela tüccardan ve avamdan, okumak bilmezler ama kitap ve gazete almaya akçeleri var. Bu halleri mülahaza edüp bir fikre tüştüm ki budur: Her karyede ve avulda ya ki mahallede cemaat ittifak edüp öz araları her sene üç beş akçeler cem edüp birer kıraathane açsalar pek yahşı olur idi. Her sene yeŋi çıkan her türlü kitaplardan ve gazetelerden aldırup işten boş vakitlerde ve cumalarda kıraathaneye toplaşup meclis ve mülahaza etseler, faideden boş kalmaz idi zannederim. Bilenler okurlar idi, bilmeyen bunlardan işidüp hisse alurlar idi. Üç beş seneler geçtikten soŋ her mahallede her karyede ufak ufak kütüphaneler hasıl olur idi. Sıbyan ve talebe ve cümle nas için ilim ve hüner çeşmesi tesis olunmuş olur idi… Belki bu fikri icra eden mahalle ya karye bulunur ümidi ile yazdım.
Karye-i Kültes- Molla Şemseddin”
Tercüman: Fikriŋiz pek dürüst, pek müfiddir (faydalıdır), edasını dahi kütermiz. (sizinle aynı düşüncedeyiz; söylediklerinizi yerine yetirmek için biz de uğraşıyoruz anlamında)
Molla Abbas, Tercüman’ı terk edeceklerden değildir, yazacakları şeyler var.
Tatar Türkü Molla Şemseddin, bu mektubunda Molla Abbas Fransevî’nin karakter çizgilerini özetlemiş, bu çizgilerle Gaspıralı’nın idealist ve o kadar da realist eğitimci kişiliğini tasvir etmiştir.
Molla Abbas Fransevî,
IV.1. Öncelikle, Tercüman’ın erkân-ı kalemiyelerinden yani bugünkü tabirle köşe [taşı olan] yazarlarındandır.
IV.2. “Rükn” niteliğindeki bu yazar [yani Gaspıralı], sadece T ercüman gazetesinin değil, Çarlık Rusya Türklüğünün aydınlık yolunu belirleyen bir pusula gibidir. Zira o yıllarda Tercüman dışında herhangi bir Türkçe gazete çıkmamaktadır.
IV.3. XIX. yüzyılın en etkili aydınlanma aracının matbuat (basın) olduğunu iyice benimseyen Gaspıralı’nın “kadimciler”le mücadelesinden (neler yaptığından) söz etmektedir: Molla Abbas Fransevî yani Gaspıralı İsmail Bey sayesinde, gazete çıkarmak ve okumak mekruh ve bid’at değildir, İslamiyet’e de ters düşmez…
IV.4. “Eskileri” kıraate alıştıran Molla Abbas Fransevî yani Gaspıralı, aslında muhafazakâr Müslümanları, temel anlamı “okumak” olan Kuran-ı Kerim’in emirlerine yönlendirerek İslam’a hizmet etmektedir.
IV.5. Bu hizmeti (neleri) yaparken Molla Abbas’ın hangi yollara başvurduğunu (nasıl yaptığını) “bal gibi aziz ve kılınç gibi ötkün sözleri ve ifadâtı” sözleriyle anlatmaktadır. Gerçekten de Gaspıralı, yazı üslubuna çok dikkat ediyor ve kullandığı her bir sözü defalarca tartarak kaleme alıyordu.
IV.6. Molla Abbas’ın hedefi, ikna edeceğine emin olduğu soydaş ve dindaşlarının “gözlerini, fikirlerini açmak” idi çünkü Rusya Türklerinin, millet olarak varlığını sürdürebilmesinin tek yolu eğitim idi.
IV.7. Sırf Molla Abbas’ın [Gaspıralı’nın] ve Tercüman’ın sayesinde “Gazete okumak hevesinde olanlar şimdi az değildir.” Demek ki Molla Abbas Fransevî’nin teşvik ettiği şeyle yani gazete okuyup aydınlanmakla “İlim, Müslümanın yitik malıdır.” hadisine de uyulmaktadır. İyi bir gözlemci olan mektup yazarı Molla Şemseddin, tıpkı Gaspıralı gibi geleceğe ümitle bakan bir kişidir. O, Tercüman’ın çıkmaya başladığı on yıldan beri Rusya Türklerinin elde ettiği kazançları görebilen ve bu sonuçları küçücük mektubunda ifade etmeyi başaran basiretli bir Usul-i Ceditçidir. Mektup yazarı, Molla Abbas Fransevî’nin bu ve benzer özellikleriyle tüm Müslüman Türklere bir örnek olduğunu da vurgulamış bulunmaktadır.
Molla Şemseddin bu mektubunda, eleştirel bir yaklaşımla Rusya İmparatorluğu’nda yaşayan Müslüman Türklerin, içinde bulundukları aşağıdaki problemlerden de söz etmektedir:
V.1. “Gazete okumak hevesinde olanlar şimdi az değil” ifadesi, bu “heves”i engelleyen sebeplerin de fark edildiğini gösterir.
V.2. Bu sebeplerin ortadan kalkması için öncelikle problemin doğru saptanmış olması önemlidir: “Bir hayli adamlar vardır, meselâ ulemadan, okuya hevesleri var, kitap ve gazete almaya akçeleri yoktur.” Demek ki, aydınlanma yoluna giren veya girmek isteyen kişilerin maddi durumları iyi değildir. Bu sorunun çözülmesi için Molla Abbas çaba göstermeli, ekonomik aklıyla da soydaşlarına ışık tutmalıdır.
V.3. “Bir hayli adamlar var, mesela tüccardan ve avamdan, okumak bilmezler ama kitap ve gazete almaya akçaları var.” Yani parası olan Müslümanlar da bilim yönünden zamanın gerisinde kalmıştır. İşte bayağı ciddi olan bu problemin çözülmesi için de Molla Abbas Fransevî’nin berrak aklına, ikna edici dil ve üslubuna ihtiyaç duyulmaktadır.
V.4. Ciddi bir farkındalık bilinciyle kendisini yetiştiren Molla Şemseddin’in, sorunları sıraladıktan sonra onların çözümü için öneriler ileri sürecek kadar basiretli ve cesaretli olduğunu da görüyoruz…
V.5. İşte, Gaspıralı’nın fikrî ve edebî eserleriyle hedeflediği, artık hayalî bir kahraman değil, gerçek olduğuna sevindiği gençliğin bir temsilcisidir Molla Şemseddin…
V.6. Kültesli Tatar mollasının “Bu halleri mülahaza edüp bir fikre tüştüm ki budur.” sözleri, zaman ve zemin dikkate alınarak çözüm yolları üreten bir aklın ürünüdür.
V.7. Düne kadar İslamı din bile saymak istemeyen, Müslümanları ise etnik ve dini azınlık gibi görmezden gelen Teokratik Çar Rusyası karşıtı olan Kültesli bir Kazan Tatarı Molla Şemseddin, sorunu göstermekle kalmayıp çözüm önerileri, çözüm yolları teklif edecek kadar bilinçli üstelik cesaretlidir.
VI.1. İlk olarak “Bilenler okurlar idi, bilmeyen(ler), bunlardan işidip hisse alurlar idi.” sözleriyle ifade edilmiştir. Burada, Müslüman Türk halkına verilen mesaj çok açıktır: Aydınlanma, çağa ayak uydurma yolunda Rusya devletinden bir şeyler beklemek yerine kendi göbeğimizi kendimiz kesmek zorundayız. Bu da bilenlerin, bilmeyenlere öğretmesi ve böylece bilimin de yayıldıkça, yaygınlaştıkça artması, büyümesi, daha fazla insana hitap etmesiyle mümkündür.
VI.2. Birkaç yıl içinde “… her mahallede, her karyede ufak ufak kütüphaneler hasıl olur…” inancıdır. Her köyde, her mahallede ufak bir kütüphanenin bulunması ise artık kültürel zeminin değişmesi, bu zeminin, zamanın talebine uygun hâle getirilmesi demektir.
VI.3. Böylece, sadece çocuklar ve öğrenciler açısından değil, tüm insanlar için de ilim ve sanat çeşmesi tesis edilmiş olur.
VI.4. Görüldüğü gibi, Kültesli Molla Şemseddin’in bu mektubu, aslında Gaspıralı İsmail Bey’in eğitim anlayışının ve maarif konsepsiyonunun kısa bir özeti niteliğindedir.
VI.5. Tercüman’ın (Gaspıralı’nın ya da Molla Abbas Fransevî’nin) bu mektuba iki cümlelik kısa cevabı da oldukça mânidardır:
“Fikriniz pek dürüst pek müfiddir, edasını dahi kütermiz. Molla Abbas, Tercüman’ı terk edeceklerden değildir, yazacakları şeyler var.”
VI.6. Gaspıralı, Molla Şemseddin’in taslak olarak ileri sürdüğü “pek doğru ve faydalı” görüşün bir hayal olarak kalmaması gerektiğini söyleyip “edasını dahi kütermiz” yani “söylediklerinizin yerine getirilmesini bekleriz” diye Molla Şemseddin’i teşvik etmiştir.
Kendisi de bilindiği gibi 1880’lı yılların başlarından itibaren bir yandan matbaa ve gazete işlerini sürdürürken bir yandan da eğitim için okuma-yazma seferberliğini başlatmıştır.
VI.7. Hatta bu kurslarda ders verecek elemanları da kendisi yetiştirmiştir: “Merhum Bekir Halil Efendi, mahdut programlı rüştiye tahsili görmüş bir genç idi. Fakat zeki idi. 1884 senesi tashihçi olarak matbaamıza alınıp iki ay kadar idare-i mektep, didaktik, usul-i tedrici ve savtiyeyi muharrirden kadrü’l-hâl tahsil etmiş idi. Badehu Kayıtmaz Ağa [bazı metinlerde de Kaytaz Ağa şeklinde] mahalle mektebine ‘muallim’ tayin edilip, usul-i cedide dersine ve usul-i neşre başlamıştı. Bugün evlad-ı Türkün lisan ve maarif-i millîsine hizmet eden binlerce mektepler şu mahalle mektepçiğinin semerâtı olduğu cümleye malumdur.”
Gaspıralı’nın bu adımı kısa zaman içinde benimsenmiş ve 1905’lere kadar Çarlık Rusya sınırları içindeki usul-i cedit mekteplerin sayısı “beş bini aşmıştı.”
“Molla Abbas, Tercüman’ı terk edeceklerden değildir, yazacakları şeyler var.” cümlesi ise bu mücadelenin devam ettiğini gösteren bir mesaj değerindedir. Gerçekten de Kırım’dan aydınlanma yoluna çıkan “Küçük Molla”nın zaman içinde Türkistan topraklarında yetişmiş “Taşkentli Molla Abbas”a, Avrupa’yı gördükten ve orada görüp bilinçli bir şekilde etkilendiği çağdaşlaşmayı kendi topraklarına getirmekte kararlı olduktan sonra ise “Molla Abbas Fransevî”ye dönüşmesi, Tercüman gazetesinin bu teşebbüsteki haklılığını ve başarısını da temsil eder.
VII.1. “Her karyede ve avulda ya ki mahallede cemaat ittifak edip öz araları her sene üç beş akçalar cem edip birer kıraathane açsalar pek yahşı olur idi.” sözleri, bir eğitim seferberliğidir;
VII.2. … ki “her kes kendinden başlamalı, kendi hayatının mimarı olmalı” görüşüyle bilinen, Grigori Petrov’un Beyaz Zambaklar Ülkesinde eserinin unutulmaz kahramanı Fin filozofu Johan Vilhelm Snellman (1806–1881) da benzer bir görüşü benimsemişti.
VII.3. Buradaki temel düşünce ise eğitimin, her Müslüman Türkün hakkı olduğuu ve onun ekonomik temeller üzerine kurulması gereken toplumsal bir faaliyet olduğunu vurgulamaktır.
VII.4. Dördüncü çözüm yolu, “Her sene yeŋi çıkan her türlü kitaplardan ve gazetelerden aldırıp işten boş vakitlerde ve cumalarda kıraathaneye toplaşıp meclis ve mülahaza etseler, faideden boş kalmaz idi zannederim.” sözleriyle dile getirilmiştir. Molla Şemseddin’in “kıraathane” dediği şey aslında bir bilim yuvası, küçük bir kütüphanedir.
VII.5. “Her türlü kitaplardan ve gazetelerden” kasıt ise halk arasında çeşitli meslek dallarına olan ilgiyi artırmak isteğinden kaynaklanmaktadır.
VII.6. Demek ki yine de neler yapılması gerektiğinden söz edilmiştir.
VII.7. Artık sıra nasıl yapmaya gelmiştir.
Mektup metninin leksik ve sentaktik özellikleri.
Açıklama: Gaspıralı İsmail Bey’in uzunca bir mücadeleden sonra 10 aprel 1883 tarixinde Kırımın idare merkezi Baxçasaray’da çıxardığı Tercüman qezetine gelen bu mektup Tataristan’ın… rayonunun Kültes köyünden – Molla Şemseddin adlı bir şahıs tarafından kaleme alınmıştır. Mektubun metni Tercümanın 10 Mart 1893 tarixli 10. sayında yayımlanmıştır. Yıllar önce– EgeÜniversitesinde çalıştığımız zaman – bu mektubu okurkendikkatimi çekmişti.
Yazıldığı yer ve tarih: Kültes / Tataristan, 1893
Paragraf ve sözcük sayısı: 3 / 215
Konusu: Molla Şemseddin adlı duyarlı bir köy mollası Tercüman gazetesi, Gaspıralı İsmail Bey ve onun müstear adlarından olan Molla Abbas Fransevinin son zamanlarda pek görünmediğini yazıyor. Geleceğe hep ümitle bakan Gaspıralı da kısa cevabı ile modernleşme yolundaki okuyucusunu rahatlatır.
Nesir birimi: Resmi-epistolyar üslubun hâkim olduğu bu metin ‘Resmi’den daha çok ‘Epistolyar’ üslupla yazılmış bir mektuptur. Prof. Tofiq Hacıyev epistolyar üslubun dil özelliklerini üfüq açıcı tespitleriyle şöyle sürdürür: “Bu iki istikametin ortak özelliklerinden biri, ikisinin de sentaksında ilgili dönemin söz dizimsel standartının dışına çıkma gözlemlenmesidir. İzafetlerden yararlanma [Erkân-ı kalemiyeŋiz; Karye-i Kültes vb.]; cümlelerde söz sırasının bozulması [Bir hayli adamlar vardır, meselâ ulemadan; adamlar var, mesela tüccardan ve avamdan vb.]; ecnebi sentaksın tesiri [Bu halleri mülahaza edüp bir fikre tüştüm ki budur; Belki bu fikri icra eden mahalle ya karye bulunur ümidi ile yazdım.; üç beş seneler; üç beş akçeler vb.] bu üslupla yazılmış metinlerde açıkça görülür. İlgili metnin söz varlığında da başka dillerin etkisi [‘alimler’ değil ‘ulemâ’; ‘tacirler’ değil ‘tüccâr’; ‘sıradan halk’ değil, ‘âvam’ vb.] bariz bir şekilde müşahede olunur.” (Hacıyev, 2015: 317)
IX.1. Türkçe: Ziya Gökalp’ın “Türkçeleşmiş, Türkçedir!” umdesi gereği, bu mektupta “Türkçesi varken” Türkçe “olmayan” sözcük ve kelime grupları ‘yok’ denecek kadardır. Ayrıca, yine “lisanî umdeler” gereği köken itibariyle Türkçe olmasa bile Türkçe ek ile çekimlenen her söz ve yapı da millidir. Toplam 212 sözcükten, mektubun kaleme alındığı
1893 yılına göre işlek olmayan hiçbir dil verisi ve olgusu bulunmamaktadır;
IX.2. +[Tatarca]: “kaydadır?”; kılınç gibi ötkün; akçeleri; akçeler cem edip; yaxşi
IX.3. Arapça: Köken itibariyle Arapça olup Türkçeleşmiş sözlerle sınırlıdır. Farsçaya göre daha fazla kullanılmış. Arapça tamlama yoktur: mekruh; bid’at; kıraate; ifadat; sıbyan; cümle nâs;
IX.4. Farsça: Köken itibariyle Farsça olup Türkçeleşmiş sözlerle sınırlı: her yer; çünkü; hersene; çok az olan izafetler ise Farsça yapısındadır:Erkân-ı kalemiye; Karye-i Kültes
IX.5. Rusça – Hiç yoktur.
IX.6. Moğolca – Hiç yoktur.
IX.7. Diğer diller – Hiç yoktur.
Mektuptaki 13 cümleden 11’i (%93’ü) fiil; sadece 2-si (%7’si) isim cümlesidir.
“Hürmetli muharrir efendi,
Erkân-ı kalemiyeŋizden olan Molla Abbas Fransevî acaba kaydadır? Eserleri Tercüman’da daha görünür mü acaba? Suale mecburum çünkü [Molla Abbas Fransevî], gazete okumayı mekruh ve bid’at itikat eden “eski”leri kıraate alıştırdı ve bal gibi aziz ve kılınç gibi ötkün sözleri ve ifadâtı ile gözlerini, fikirlerini açmış idi. Gazete okumak hevesinde olanlar şimdi az değildir lâkin gayri bir mâni daha görüyorum. Bir hayli adamlar vardır, meselâ ulemadan, okuya hevesleri var, kitap ve gazete almaya akçeleri yoktur. Bir hayli adamlar var, mesela tüccardan ve avamdan, okumak bilmezler ama kitap ve gazete almaya akçeleri var. Bu halleri mülahaza edüp bir fikre tüştüm ki budur: Her karyede ve avulda ya ki mahallede cemaat ittifak edüp öz araları her sene üç beş akçeler cem edüp birer kıraathane açsalar pek yahşı olur idi. Her sene yeŋi çıkan her türlü kitaplardan ve gazetelerden aldırup işten boş vakitlerde ve cumalarda kıraathaneye toplaşup meclis ve mülahaza etseler, faideden boş kalmaz idi zannederim. Bilenler okurlar idi, bilmeyen bunlardan işidüp hisse alurlar idi. Üç beş seneler geçtikten soŋ her mahallede her karyede ufak ufak kütüphaneler hasıl olur idi. Sıbyan ve talebe ve cümle nas için ilim ve hüner çeşmesi tesis olunmuş olur idi… Belki bu fikri icra eden mahalle ya karye bulunur ümidi ile yazdım.
Karye-i Kültes- Molla Şemseddin”
XI.1. “Hürmetli muharrir efendi, [cdu.]
XI.2. Erkân-ı kalemiyeŋizden olan Molla Abbas Fransevî [m.] / acaba [cdu.] / kaydadır?[x.]
Yükl. (Xeb.) tür./ Xeb.yer.göre / Xeb.anl.göre / Xeb.yapı.göre
/İsim cümlesi / Düz (kurallı) c. / Olumlu [soru] c. / Basit cümle /
XI.3. Eserleri [m.] / Tercüman’da [yer tam.] / daha [cdu.] görünür mü [x.]/acaba? [cdu.]
Yükl. (Xeb.) tür./ Xeb.yer.göre / Xeb.anl.göre / Xeb.yapı.göre
/Feil cümlesi / Düz (kurallı) c. / Olumlu [soru] c. / Basit cümle /
XI.4. [m.] / Suale mecburum [x.]/ çünkü [cdu.] / [Molla Abbas Fransevî], [m.] / gazete okumayı mekruh ve bid’at itikat eden “eski”leri, [Bel-li Nesne – Tamamlıq] kıraate [yer tam.]alıştırdı[x.] ve bal gibi aziz ve kılınç gibi ötkün sözleri ve ifadâtı ile [zarf t.] gözlerini, [Bel-li Nesne – Tamamlıq]/ fikirlerini[Bel-li Nesne – Tamamlıq] açmış idi. [x.]
Yükl. (Xeb.) tür./ Xeb.yer.göre / Xeb.anl.göre / Xeb.yapı.göre
/Feil cümlesi / Düz (kurallı) c. / Olumlu c. / Bağlı bağımlı birl. cümle /
XI.5. Gazete okumak hevesinde olanlar [m.] / şimdi [zarf t.]az değildir [x.] lâkin[cdu.] / [ben] [m.] / gayri bir mâni [Bel-z Nesne – Tamamlıq] daha [cdu.] görüyorum. [x.]
Yükl. (Xeb.) tür./ Xeb.yer.göre / Xeb.anl.göre / Xeb.yapı.göre
/Feil cümlesi / Düz (kurallı) c. / Olumlu c. / Bağımsız birleşikcümle /
XI.6. [Ulemadan] Bir hayli adamlar [m.] / vardır, [x.] meselâ [cdu.]/ ulemadan, okuya hevesleri [m.] / var, [x.] kitap ve gazete almaya [zarf t.] akçeleri [m.] / yoktur. [x.]
Yükl. (Xeb.) tür./ Xeb.yer.göre / Xeb.anl.göre / Xeb.yapı.göre
/İsim cümlesi / Düz (kurallı) c. / Olumlu ve olumsuz c. / Bağımsız birleşik cümle /
XI.7. [tüccardan ve avamdan] Bir hayli adamlar [m.] / var, [x.]mesela [cdu.]/ tüccardan ve avamdan, okumak bilmezler [x.] ama[cdu.] / kitap ve gazete almaya [zarf t.] akçeleri [m.] / var. [x.]
Yükl. (Xeb.) tür./ Xeb.yer.göre / Xeb.anl.göre / Xeb.yapı.göre
/İsim cümlesi / Düz (kurallı) c. / Olumlu ve olumsuz c. /
XI.8. Bu halleri mülahaza edüp [zarf t.] bir fikre tüştüm [x.] ki[cdu.] / [m.] / budur: [x.]
Yükl. (Xeb.) tür./ Xeb.yer.göre / Xeb.anl.göre / Xeb.yapı.göre
/İsim cümlesi / Düz (kurallı) c. / Olumlu [soru] c. / Bağımlı, bağlı, birl cümle /
XI.9. Her karyede ve avulda [yer tam.] ya ki [cdu.] /mahallede [yer tam.] cemaat [m.] / ittifak edüp [zarf t.]öz araları [yer tam.] her sene üç beş akçeler cem edüp [zarf t.] birer kıraathane açsalar [zarf t.] pek yahşı olur idi. [x.]
Yükl. (Xeb.) tür./ Xeb.yer.göre / Xeb.anl.göre / Xeb.yapı.göre
/İsim cümlesi / Düz (kurallı) c. / Olumlu [soru] c. / Basit cümle /
XI.10. Her sene [zarf t.] yeŋi çıkan her türlü kitaplardan ve gazetelerden [yer tam.] aldırup [zarf t.] işten boş vakitlerde ve cumalarda [yer tam.] kıraathaneye toplaşup [zarf t.] meclis ve mülahaza etseler, [zarf t.] faideden boş kalmaz idi[x.]zannederim. [x.]
Yükl. (Xeb.) tür./ Xeb.yer.göre / Xeb.anl.göre / Xeb.yapı.göre
/İsim cümlesi / Düz (kurallı) c. / Olumlu [soru] c. / Basit cümle /
XI.11. Bilenler [m.] / okurlar idi, [x.] bilmeyen[ler] [m.] bunlardan [yer tam.] işidüp [zarf t.] hisse alurlar idi. [x.]
Yükl. (Xeb.) tür./ Xeb.yer.göre / Xeb.anl.göre / Xeb.yapı.göre
/İsim cümlesi / Düz (kurallı) c. / Olumlu [soru] c. / Basit cümle /
XI.12. Üç beş seneler geçtikten soŋ [zarf t.] her mahallede, [yer tam.] her karyede [yer tam.] / ufak ufak kütüphaneler [m.] / hasıl olur idi. [x.]
Yükl. (Xeb.) tür./ Xeb.yer.göre / Xeb.anl.göre / Xeb.yapı.göre
/İsim cümlesi / Düz (kurallı) c. / Olumlu [soru] c. / Basit cümle /
XI.13. Sıbyan ve talebe ve cümle nas için [zarf t.] ilim ve hüner çeşmesi [m.] / tesis olunmuş olur idi… [x.]
Yükl. (Xeb.) tür./ Xeb.yer.göre / Xeb.anl.göre / Xeb.yapı.göre
/İsim cümlesi / Düz (kurallı) c. / Olumlu [soru] c. / Basit cümle /
XI.14. Belki [cdu.] / bu fikri icra eden mahalle ya karye bulunur ümidi ile [zarf t.]/ [ben] [m.] / yazdım. [x.]
Yükl. (Xeb.) tür./ Xeb.yer.göre / Xeb.anl.göre / Xeb.yapı.göre
/İsim cümlesi / Düz (kurallı) c. / Olumlu [soru] c. / Basit cümle /
Karye-i Kültes- Molla Şemseddin”
Tercüman: Fikriŋiz pek dürüst, pek müfiddir, edasını dahi kütermiz. [1]
Molla Abbas, Tercüman’ı terk edeceklerden değildir, yazacakları şeyler var. [2]
Suale mecburum [2] çünkü [Molla Abbas Fransevî], gazete okumayı mekruh ve bid’at itikat eden “eski”leri kıraate alıştırdı ve bal gibi aziz ve kılınç gibi ötkün sözleri ve ifadâtı ile gözlerini, fikirlerini açmış idi. [3]
Nazım Muradov / KKTC



Yorum gönder