KAFKASSAM – Kafkasya Stratejik Araştırmalar Merkezi

  1. Anasayfa
  2. »
  3. Türkiye
  4. »
  5. Mayis Alizade: Soçi buluşması maharetli diplomasinin nakite çevirdikleri

Mayis Alizade: Soçi buluşması maharetli diplomasinin nakite çevirdikleri

Kafkassam Editör Kafkassam Editör - - 9 dk okuma süresi
140 0

Soçi ve Bocharov Ruchey yer isimleri Türkiye ile Rusya için, kuşkusuz Cumhurbaşkanları Erdoğan ile Putin arasındaki buluşmaların son 5 senedeki sembolü sayılabilir.

4 Ağustos’taki Soçi buluşması Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Şubat 2020’den bu yana kritik dönemde yaptığı iki diplomatik hamleden biri olarak buluşma günü belli olduktan sonra zaten tarihe geçmişti.

Çünkü, dünün istihbarat başkanı, günümüzün dışişleri bakanı Sayın Hakan Fidan’ın, Ankara’ya geleceği açıklanan Rusya liderinin bu gelişinin kesin olamayacağını önceden sezmemesi eşyanın tabiatına aykırı bir durum olurdu.

Ve nitekim Ankara, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Rusya’ya gitme ihtimalinin daha yüksek olduğunu değerlendirerek kendi hamlesini zamanında yaptı ve Türkiye Cumhurbaşkanı bu kez Soçi’ye ciddi bir psikolojik üstünlükle gitti.

Daha önce Sayın Erdoğan bu diplomatik ustalığı 26 Şubat 2020’de İdlib’de 33 Türk askerinin şehit edilmesi sırasında sergilemiş ve şehit cenazeleri daha Türkiye’ye getirilmeden “5 veya 6 Mart’ta Moskova’da Putin ile buluşmak istediğini” açıklamıştı.

Kremlin sözcüsünün bir miktar aşağılayıcı tavrına asla aldırmayan Türkiye lideri, ısrarından vazgeçmedi ve 6 Mart’ta Rusya lideriyle biraya gelince İdlib’e yakın bölgelerde iki ülkenin askeri güçleri arasında ateşkesi sağlayan anlaşma Kremlin’de imzalanmıştı. O anlaşma günümüzde de yürürlükte.

4 Eylül Soçi buluşmasında Türkiye Cumhurbaşkanına “tahıl koridoru”nun açılmasının Rusya Ziraat Bankası’na uygulanan SWIFT ambargosunun kaldırılmasına bağlı olacağının bizzat Vladimir Putin tarafından söylenmesi şaşkınlık yaratıyor.

Çünkü Rusya bu öneriyi kendi devlet başkanının, dışişleri bakanının, BM daimi temsilcisinin ağzından en üst düzeydeki buluşmalarda ve toplantılarda sık sık dile getiriyor.

Bu durum ülke ekonomisinin yaptırımlardan ne kadar sıkıntı çektiğini gösterirken “tahıl koridoru”nun açılmasının Ziraat Bankası koşuluna endekslemesi herhangi bir sonuç getirebilir mi?

Yaptırımlar başta ABD olmak üzere, Batılı ülkelerden, Japonya’dan, Avusturalya ve Yeni Zelanda’dan uygulanıyorsa, Türkiye bu konuda ne derecede etkili olabilir ki, Rusya Devlet Başkanı bunu Türk meslektaşından da talep ediyor?

Bu husus Rusya diplomasinin de dersine iyi çalışmadığını gösteren bir örnek niteliği taşıyor mu?

Yoksa acaba ekonomik sıkıntılar diplomasinin ve uluslararası ilişkilerin kurallarını düşünmeye de mi mecal bırakmıyor?

Soçi’deki son buluşmada “tahıl koridoru” konusunun ön planda olmasına rağmen, Türkiye heyetinde isminin açıklanmasını istemeyen bir üst düzey yetkilinin TASS Ajansı’na yaptığı açıklamada “Erdoğan-Putin buluşmasında tahıl sevkiyatına dair eski anlaşmaya dönülmesi şansının az olduğunu” ifade etmesi gerçek durumu ortaya koyması bakımından değer arz ediyor.

Görünen o ki Rusya ve Türkiye halihazırda Katar’ın desteğiyle Afrika’nın altı ülkesine 1 milyon ton tahıl gönderme konusunda en gerçekçi adımı atma noktasındalar.

Yani bu ve bunun gibi Ukrayna bağlamındaki bir dizi diğer konuda da 20’nci yüzyılın başlarında kaleme alınmış bir şiirde de denildiği gibi:

Çünkü anlaşmak değildir pek kolay
Lay-la-lay-lay,lay-la-lay-lay,lay-la lay.

Rusya Devlet Başkanı ellerindeki en güçlü kozlar olan Gazprom’un yeni projelerine ilişkin bilgiler (istatistikleri de hesaba katarak) sunarken, Akkuyu Nükleer Santrali’nin 2024 yılında açılacağını da müjdeledi.

Rusya’nın Sinop’ta yeni bir nükleer santral inşa etme düşüncesine dair iddialar ne derecede ciddiye alınmalı; bunun ayrıca düşünülmesi gerekir.

Zira daha 2015 yılında Rusya ekonomisinin en güçlü dönemlerinde Türkiye, Sinop’ta yeni bir nükleer santral yapımı için hafifçe nabız yokladığında Moskova bunu kibarca geri çevirerek Akkuyu’nun yeterli olduğunu ifade etmişti.

Türkiye Cumhurbaşkanına kendi Ziraat Bankası’nı SWIFT yaptırımlarından kurtarma ricasında bulunan bir Rusya’nın bugün yeni bir nükleer santral yatırımına girmesi iddiasının gerçekçi kabul edilmemesi gerekir.

Buluşma sonrasında yaptığı açıklamada Vladimir Putin’in yılın ilk sekiz ayında Türkiye’ye 10 küsür milyar metreküp doğalgaz sevk ettiklerini ve Gazprom’un Türkiye’de dağıtım noktası kurma projesinin olduğunu ifade etmesi ise gerçekleşebilecek bir durum.

24 Şubat 2022’de Rusya’nın Ukrayna’ya saldırmasından sonra bu ülkeye kapılarını kapatmayan Türkiye’nin, kendi kuzey komşusunun nefes borusu olduğunu Rusyalı yorumcuların tamamı kabul ederken, başta ABD olmak üzere Batılı ülkeler kimi zaman yaptıkları uyarılara rağmen bunu pek dert etmediler.

Ancak Türkiye’nin arabuluculuk girişimlerine ilişkin iddiaları ABD en baştan reddetmiş ve buna soyunulmaması konusunda uyarılarını yapmıştı.

Onun için Soçi buluşmasından sonra da aynı durumun süreceği kesin.

Son Soçi buluşmasından sonra İdlib konusunda hiçbir açıklamanın yapılmaması neye işaret ediyor?

Bu konu gündeme mi gelmedi yoksa gündeme gelmesine rağmen açıklama yapılmasına mı ihtiyaç duyulmadı?

Öyle ya, Eylül 2018’den buyana Soçi buluşmalarının önemli maddelerinden birini teşkil eden İdlib’in, cumhurbaşkanları buluşmasında gündeme gelmemesi Rusya’nın SWIFT yaptırımlarından kurtulması kadar önemli mi olmamıştı acaba?

Olmamışsa bunun üzerinde de kafa yormaya değer.

Sayın Erdoğan’ın Soçi’ye psikolojik üstünlükle gittiğine dikkat çekerken üç saatlik görüşmenin sonunda yapılan açıklamaların içeriği bu üstünlüğün buluşmadan sonra da sürdüğünü gösteriyor.

Ve işin Türkiye açısından önemli yanlarından biri ‘tahıl koridoru’nu Türkiye’nin girişimi üzerine şimdilik açmayan Rusya’nın, eski etki alanı olan Afrika’nın altı ülkesine 1 milyon ton buğday sevkini Ankara’sız yapamamasıdır.

4 Eylül Soçi buluşmasında Türkiye’nin nakite dönüştürdüğü konulardan biri de bu olsa gerek.

5 Ağustos 2022’deki Soçi buluşmasında Sayın Erdoğan diplomasi alanındaki yeteneklerini maharetle kullandığı gibi, 4 Eylül 2023 buluşması öncesinde elde edilen psikolojik üstünlüğün korunması ve sürdürülmesi başlı başına bir nakittir…

Vladimir Putin Türkiye’ye ilk resmi gezisini Aralık 2004’te gerçekleştirmiş ve ben de o geziyi takip ederken Rusya Devlet Başkanı Putin’in;

Dönemin Başbakanı Erdoğan ile en iyi ilişkileri kurmayı hedeflediğini;
Türkiye’nin silah sanayisine girmeye çalıştıklarını ve bunun için Erdoğan isimli helikopter bile yaptıklarını;
Türkiye’nin enerji sektöründe bulunmak için yılmadan mücadele edeceklerini
TOBB’daki konuşmasında dinlemiştim.

1994’te St. Petersburg Belediye Başkan Yardımcısı iken geldiği Antalya’nın insanlarını öve öve bitiremeyen Vladimir Putin, “İşte ben o insanlar için buradayım” diye vurguladıktan sonra şu sözleri sarfetmekten de geri durmamıştı:

Arabanın camından Ankara sokaklarına bakarken Türk kızlarının çok güzel olduklarını görüyorum. Neden bizim Rus erkekler Türk kızlarla evlenmesin? Ülkeme dönünce bu konuyla ilgili de erkeklere telkinlerde bulunacağım.

Sayın Erdoğan’ın 21 yıllık iktidarı döneminde Rusya-Türkiye ilişkileri tarihinde hiç olmadığı kadar geliştiği gibi, bu dönemde Rusya çok şey elde etti.

Tıpkı İkinci Abdulhamid’in döneminde Rusya’nın Osmanlı topraklarında aktif olduğu gibi…

İlgili Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir