Rus siyaset bilimci: Olası Kürdistan devleti Rusya için zararlı

İdlib Sonrası…

Ankara Berlin yakınlaşması Alman istihbaratını nasıl vurdu?

Liberman Ermənistana niyə getmədi?

NATO Kafa NATO Mermer…

Gündem 21 Nisan 2016
492

NATO Kafa NATO Mermer…
mse
Batı’nın kafa yapısı insana bakış yönüyle hep aynı. Ne yapsalar değişmiyor. Bunu da normal karşılamak lazım. Dinlerini bile kendi genetik kodlarına göre yorumlayan, değiştiren bu kafanın başta İslam dünyası olmak üzere dünyadaki temel meselelere yaklaşımlarındaki kriterler bile bunu fazlasıyla ispatlıyor.
Batı açısından tek bir şey var: “Biz” ve “ötekiler”. Gerçi, “biz” noktasında aralarında zaman zaman büyük savaşlara kadar varan ihtilaflar söz konusu olsa da; mevzu “ötekiler” olduğunda ortaya koydukları birliktelik, açıkçası takdire şayan. Bizim bu yitiğimizi onlar ortak çıkarlar noktasında pek ala sağlayabiliyorlar.

Örneğin, düne kadar kanlı bıçaklı olan Almanya-Fransa ikilisi, motor güç olup, Türkiye-İran vb. ikililerin yapamadığı birliktelikleri kendi aralarında gerçekleştirebiliyorlar. O yüzden Avrupa, bizim de yıllardır peşinde koşturduğumuz “AB” olarak karşımıza çıkarken, İslam dünyası içinde bulunduğu krizler batağından bir türlü çıkamıyor. Bu kafa yapısını değiştirmedikçe ve özüne dönmedikçe de bu biraz zor görünüyor. (Diğer taraftan, İslam İşbirliği Teşkilatı’nın son zirvesinde ortaya konulan hedefler ve kurumsallaşmaya yönelik adımlar, bu noktada çıkmadık candan ümit kesilmez sözünü de hatırlatmıyor değil. O yüzden ümitvar olmaya devam edeceğiz.)

Haçlı Seferleri’nden bu yana İslam coğrafyasını değişik yöntem ve araçlarla sömürmeye çalışan Batı’nın, terör hadisesine yaklaşımı da bu açıdan oldukça dikkat çekici. Meseleye insani boyuttan öte, tamamen ideolojik eksenli (Hıristiyan kimliğin korunması vb. eksenli) yaklaşan Batı dünyası, yaklaşan yaz mevsimi itibarıyla buna yeni bir boyut daha eklemiş durumda.

Batının vicdani anlamda insani yönünün iflasını ortaya koyan ve koskoca bir tüketim toplumu olduğunu bir kez daha ispatlayan son bir değerlendirme Almanya’dan geldi. IŞİD terör örgütünün Avrupa sahillerinde saldırı planladığına ilişkin DieWelt gazetesinde SaschaLehnartz imzalı yorum bu bağlamda oldukça dikkat çekici.

Alman Gazetesi hadiseyi aynen şöyle değerlendiriliyor:

“Gerçekliğinin ancak saldırının meydana gelmesi ile ispatlanması, bu tarz haberlerin doğasında yatıyor. Güvenlik çevrelerinde meslek icabı sık sık fısıldaşılır ve bazen uydurulur. Ama bu fısıldaşmaların altında gerçeklerin yatmadığı anlamına da gelmez. Ve bu tehlike bir gerçek. Aralarında etkin bir biçimde korunması çok zor popüler tatil yerlerinin de olduğu hassas hedefler, IŞİD stratejisinin ayrılmaz bir parçası. Terör örgütü bunu şimdiye dek birçok kez hunharca ortaya koydu. Bu tür saldırıların iki amacı var: Zaten kırılgan olan toplumları istikrarsızlığa sürüklemek ve korkumuzu artırmak. Eğer terör tehlikesi bizim tatil planlarımıza yön veriyorsa teröristler kazanmıştır.”

Koyu harflerle yazılmış son cümleyi yanlış okumadınız, Alman gazeteci aynen öyle diyor. Bu yorumun öz Türkçesi şu: “Teröristlerin insanları öldürmesi önemli değil. Hatta tatil yapacağımız Akdeniz sularının Müslümanlara mezar olması da hiç umurumuzda değil. Onlar ölebilir, diğerleri öldürebilir.”

Şimdi burada Alman gazeteciye sormak lazım, teröristlerin kazanması için sizin tatil planlarınızın bundan etkilenmesi mi gerekiyordu? Tatil planlarınızı yapsa idiniz, teröristler kaybetmiş mi olacaktı? Teröristlerin kazandığını belirtmek için öldürülen, yurtlarından edilen milyonlarca insan yetmiyor mu? Daha ne kadar bebeğin sulara gömülmesi gerekiyor? İnsanlığınız tamamen sulara mı gömüldü?

ABD-Rusya Arasında Danışıklı Dövüşe Devam!

ABD’nin temel hedefinin kontrollü birçok kutupluluk olduğunu burada Kırım-Ukrayna krizinin başladığı ilk günlerde ifade etmiş ve şöyle bir değerlendirmede bulunmuştum: ABD, Rusya’ya manevra alanı açıyor, ona öz güven pompalamak suretiyle hem AB ile arasına duvarlar örüyor ve böylece AB ve NATO üzerindeki etkisini arttırıyor hem de Rusya’yı Çin ve diğerlerinden kopararak karşı bloğu kendi içerisinde bölmek istiyor. Rusya da bunun farkında, aksi takdirde balkanlaştırılacağını biliyor.

ABD’nin 24 Kasım sonrası itibarıyla da bir diğer hedefine ulaştığını görüyoruz. Düşürülen Rus savaş uçağı sonrası Türk-Rus ilişkilerinin bozulması en fazla ABD-NATO ikilisini rahatlatmış görünüyor. Bunun sonucunda ABD hem Türkiye hem de Rusya üzerinde daha rahat oyun kurabilme imkânı elde etmiş durumda.

Türkiye ve Rusya’yı bir savaşa itecek bir ortamın hazırlandığı da diğer taraftan dikkatlerden kaçmıyor. ABD, tavşana kaç, tazıya tut diyor. Nasıl mı?

Obama, Rusya Devlet Başkanı Putin ile bir taraftan Türkiye’yi Suriye konusunda çekiştirir iken, diğer taraftan da gazete ve dergilere verdirilen ilanlarla Rusya-Ermenistan ikilisinin Türkiye ve NATO’yu tehdit ettiği ifade ediliyor.

Aynı Amerika, Türkiye ve NATO için tehdit olarak gösterdiği Rusya ile de yine NATO bünyesinde iş pişiriyor. Bu bağlamda TheIndependent yazarı Mary Dejevksy’nin Rusya-NATO Konseyi’nin yeniden çalışmaya başlamasıyla ilgili yaptığı değerlendirme oldukça önemli. Bu gelişmeyi Batı’nın Moskova’yla ilişkilerde politikasını değiştirdiğinin işareti olarak belirten Dejevksy, bir adım daha ileri giderek, Rusya, işbirliğinin canlanmasının NATO iradesine bağlı olduğundan hareketle Rusya’nın NATO üzerinde diplomatik bir zafer kazandığının altını çiziyor.

Bir taraftan Rusya’ya öcü muamelesi çekiyor, diğer taraftan da o öcüyü ödüllendiriyorsun. Ben, oyun diye işte buna derim!
Mehmet Seyfettin Erol

Yorumlar