Kamran Caferov: Batı Dünyası ve “Güç Düzlemine” Geçiş
Batı Dünyası ve “Güç Düzlemine” Geçiş
Batı dünyasının ve demokrasinin “güç düzlemine” geçiş yapmaktan başka yolu yok.
Dünya “güç düzlemine” geçiyor denildiğinde, söz konusu olan ne bir felaket ne de “demokrasinin sonu”dur; asıl mesele dengedir. Her karmaşık sosyal sistem; yumuşaklık ile güç, uzlaşı ile mecburiyet arasındaki denge üzerinde varlığını sürdürür. Bu denge hiçbir zaman sabit kalmaz, sürekli değişir.
Şu anda bu denge, gözle görülür biçimde daha sert bir yönetime doğru kayıyor. Bu ne bir ideoloji ne de bir kötü niyet meselesidir; aksine biyolojik ve evrimsel nedenlerin bir sonucudur. Dış baskı, rekabet ve varoluşsal tehdit koşullarında, güç faktörü her zaman ön plana çıkmıştır. Bu durum kabilelerde de böyleydi, imparatorluklarda ve ulus devletlerde de; bugün de değişmiş değil. Bu bir zevk veya ahlak meselesi değil, evrimin defalarca teyit ettiği bir gerçektir: Güç sevilmeyebilir, ancak belirleyici meseleleri geçmişte o çözdüğü gibi, bugün de o çözüyor ve gelecekte de o çözecektir.
Demokrasinin Diktatörlüğü
Tam da bu nedenle, en gerçekçi gelecek klasik diktatörlük değil, şartlı olarak “demokrasinin diktatörlüğü” olarak adlandırılabilecek modeldir. Biçimsel olarak bu bir demokrasidir: prosedürler, seçimler, haklar. Özü itibarıyla ise; sert, dişli, kararları hızlı alabilen ve uzun prosedürlere boğulmadan güç uygulayabilen bir sistemdir.
Görünüşe göre Batı’nın da tam olarak bu yöne gitmekten başka çaresi yok: Ne feci bir diktatörlüğe ne de safça bir “ebedi özgürlük” idealine; aksine daha olgun bir demokrasi formuna. Güçlü, sorumlu ve merkezileşmiş bir demokrasiye. Öyle bir form ki, burada hümanizm sert gücü inkar etmez, sert güç ise sorumluluğa tabidir. Bu bağlamda gelecek; sloganlarla değil, özgürlük ile güç arasındaki dengeyi illüzyonlara kapılmadan koruyabilenlerin kimliğiyle şekillenecektir.



Yorum gönder