Ali Zülfikaroğlu: “Pezeşkian temel yetkilere sahip olursa…”
ABD Temsilciler Meclisi’nin Cumhuriyetçi üyesi Keith Self, İran’da devam eden protesto eylemleri hakkında konuşurken, “İran halkı bu kez kararlıdır, ayetullah rejimini devirecek” dedi.
ABD başkanının eski ulusal güvenlik danışmanı Mike Flynn de yaşananların İran’da bir iktidar değişikliğiyle sonuçlanacağı görüşünde. Flynn, protestoların sonunda İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney’in Rusya’ya kaçacağını öngördü: “Moskova’ya son seyahatinizi yapmanın zamanı geldi.”
Belçika Parlamentosu’nun İran asıllı üyesi Darya Safai ise İran halkının on günden fazladır Rıza Pehlevi’nin İran’a dönmesini yüksek sesle talep ettiğini söyledi: “Halk, dini rejimden demokrasiye ve laikliğe geçişi gerçekleştirebilecek tek kişinin o olduğuna inanıyor.”
Peki, bu iddialar ne kadar doğru ve İran’daki süreçler ne vaat ediyor?
Süreci değerlendiren Adalet, Hukuk, Demokrasi (EHD) Partisi Yönetim Kurulu üyesi ve siyasi yorumcu Ali Zülfikaroğlu, Yenicag.az’a yaptığı açıklamada, İran’da yaşananların Tahran’ın geleneksel siyasetinde sergilediği katılımcılığın (prensipçiliğin) bir sonucu olduğunu belirtti. Ona göre, durumun bu noktaya gelmemesi için Cumhurbaşkanı Pezeşkian’ın İran’ın dış politikasında ve aynı zamanda içerde acil ve köklü reformlara gidilmesi yönündeki çağrılarına dikkatle yaklaşılması gerekiyordu:
“Ancak SEPAH ne yaptı? Kendisine yakın medya organlarında Pezeşkian’a karşı bir kara propaganda kampanyası başlatarak ona ciddi baskı uyguladı. Her şekilde reformistleri temsil eden Pezeşkian’ın adımları engellendi ve sonuçta İran’ın normalleşme süreci gecikti. Pezeşkian açıkça, reformlara gidilmezse İran’a yönelik dış tehditlerin daha da artacağını, içerdeki sosyal durumun ise kaosa yol açacağını söylüyordu. Bu da İran’ın parçalanma ihtimalini doğuracaktı. Ancak devlet çıkarlarını değil, kendi çıkarlarını önceleyen SEPAH buna izin vermedi; cumhurbaşkanının Batı ve komşu devletlerle normalleşme politikasına karşı çıktı. Belli ki Pezeşkian bu politikasını hayata geçirebilseydi, SEPAH’ı iktidarda tutan sürekli ‘dış düşman’ unsuru ortadan kalkacaktı. Sonuçta hükümet ülkede belirleyici güç haline gelecek, SEPAH’ın dayanakları ise sarsılacaktı. Bu nedenle gözlemlenen tablo beklenmedik değildir.”
Ali Zülfikaroğlu, ABD ve çeşitli Batılı siyasetçilerin yaptıkları açıklamaların tamamen gerçekliğe dayandığını kabul etmenin doğru olmayacağını söyledi:
“Elbette bu açıklamalar, İran’ın iç durumunun daha da gerilmesine ve protesto dalgasının alevlenmesine yöneliktir. Özellikle Belçikalı milletvekilinin Pehlevi’ye ilişkin yaklaşımı gerçeği yansıtmıyor. Çünkü Pehlevilerin İran’da ciddi bir nüfuzu yoktur; ayrıca bu süreçte İran Türklerinin görmezden gelinmesinin amacı da sır değildir. Yaşanan toplumsal protestolarda giderek farklı motivasyonlar görülüyor. Buradan anlaşılıyor ki ABD ya da Avrupa, İran’da insanların sosyal refahını ya da demokratikleşmesini değil; Pehlevi gibi kendi çıkarlarına hizmet edecek kuklaları destekleyerek halkın iradesini değil, kendi hedeflerini gerçekleştirmeye çalışıyor. Bu da elbette Azerbaycan Türklerinin çıkarlarına uygun değildir ve bölge için olumlu bir perspektif vaat etmez.”
Ali Zülfikaroğlu, İran’ın kaderini yalnızca İran halkının belirlemesi gerektiğini vurguladı:
“İran’ın parçalanmamasının ve normalleşmesinin tek yolu Pezeşkian’ın tezlerinin dikkate alınmasıdır. Doğrudur, SEPAH’ın dini lider üzerinde ciddi baskıları var. Ancak Pezeşkian da cesur bir lider olarak geri adım atmıyor ve dini lider üzerinde etkili olabiliyor. Kanaatimce, İran’da devlet yönetimi kısa sürede hükümete devredilir ve Pezeşkian kabinesi hem dış politikada hem de iç reformlarda temel yetkilere sahip olursa, tehditler aşamalı olarak ortadan kaldırılabilir. Aksi halde, dini rejim buna izin vermez ve şiddete başvurursa, durum geri dönüşü olmayan bir sürece dönüşebilir. Bu nedenle İran’ın gelişiminde tarihsel temeli olan Azerbaycan Türklerinin hakları ve potansiyeli mutlaka dikkate alınmalıdır.”



Yorum gönder