Borsa yolsuzluğunu suçlusu asker kaçagı İsmet Paşa’dır.
Türkiye’de bazı olayların bir tarihi yoktur; bir soyu vardır.
Bir borsa yolsuzluğu ortaya çıkar.
Normal bir ülkede sorular bellidir: Kim yaptı? Nasıl yaptı? Hangi kurum denetlemedi? Hangi mevzuat ihlal edildi? Para nereye gitti? Sorumluluk kimde?
Bizde ise soru bazen başka yerden başlar:
“Bunun kökü nereye dayanıyor?”
Cevap fazla bekletilmez:
Ecevit.
Biraz daha kazarsın:
İnönü.
Biraz daha kazarsan belki İsmet Paşa’nın önüne Cumhuriyet’in ilk yıllarını, onun önüne Osmanlı’yı, onun önüne Tanzimat’ı koyarsın.
Böylece bugünkü borsa yolsuzluğunun soruşturması, farkında olmadan bir tarih kazısına dönüşür.
Tek sorun şudur:
İnönü döneminde bugünkü anlamıyla bu borsa düzeni yoktur.
Ama bunun da bir çözümü vardır.
“Borsa yoktu” denmez.
“Borsaya giden zihniyetin temelleri o zaman atıldı” denir.
Böylece suç ile fail arasındaki mesafe açılırken, cümlenin kesinliği artar.
İşte Türk siyasal hafızasının en kullanışlı numaralarından biri budur:
Somut olay bugünde kalır, sorumluluk geçmişe gönderilir.
Bugünkü yolsuzluğun faili bulunamadığında, tarih bulunur.
Tarih de her zaman hazırdır.
Çünkü geçmişin savunma hakkı yoktur.
İnönü bugün çıkıp “Benim bununla ne ilgim var?” diyemez.
Ecevit çıkıp dosya açamaz.
Ölmüş siyasetçiler tanık kürsüsüne gelemez.
Dolayısıyla geçmiş, yaşayan siyasetin mükemmel sanığıdır.
Üstelik çok kullanışlıdır:
Ne itiraz eder, ne avukat tutar, ne basın toplantısı düzenler.
Bugünkü bir borsa yolsuzluğunu açıklamak için geçmişte borsa aramaya bile gerek yoktur. Bir iktisadî tercih, bir devlet politikası, bir kurumsal alışkanlık, bir mevzuat, hatta yalnızca bir “zihniyet” bulunması yeterlidir.
Sonra bağlantı kurulur.
Bağlantı kurulunca nedensellik ilan edilir.
Nedensellik ilan edilince bugünün hesabı geçmişe havale edilir.
Ve nihayet o meşhur cümle gelir:
“Bu olay İnönü’ye kadar dayanır.”
Ne kadar muhteşem bir cümledir bu.
Çünkü “dayanmak” kelimesi burada olağanüstü esnek bir kavramdır.
Bir olay gerçekten İnönü döneminde gerçekleşmiş olabilir.
Bir kurumun hukuki temeli o dönemde atılmış olabilir.
Bir ekonomik karar sonraki gelişmeleri gerçekten etkilemiş olabilir.
Bunların hepsi araştırılabilir.
Fakat bunların hiçbirini göstermeden “bugünkü borsa yolsuzluğu İnönü’ye kadar dayanıyor” demek başka bir şeydir.
Bu artık tarih değil, nedensellik makyajıdır.
Çünkü bir olayın geçmişte bir öncülü bulunması, bugünkü failin geçmişte aranmasını gerektirmez.
Aksi halde insanlık tarihindeki bütün suçlar Adem’e kadar götürülebilir.
Bir yerde ilk elma yenmiştir.
Demek ki bütün mesele oradan başlamıştır.
Mantık tamamdır.
Soruşturma kapanabilir.
—
Asıl mesele belki de şudur:
Neden bugünün suçunu bugünde aramak bu kadar zor?
Çünkü bugünü soruşturmak, yaşayan insanlara dokunur.
Geçmişi suçlamak ise güvenlidir.
Geçmişe ne kadar uzaklaşırsanız, siyasi maliyetiniz o kadar azalır.
Bugünkü yöneticiye soru sormak risklidir.
Dünkü yöneticiye soru sormak kolaydır.
Önceki hükümeti suçlamak daha kolaydır.
İnönü’yü suçlamak ise neredeyse kusursuz bir siyasi konfordur.
Çünkü İnönü artık cevap veremez.
Böylece hesap sormak ile tarih anlatmak birbirine karıştırılır.
Oysa ikisi aynı şey değildir.
Bir borsa yolsuzluğunun gerçek tarihini bulmak için belgeler gerekir.
Hesabını geçmişe göndermek için ise yalnızca bir cümle yeter:
“Bunun temeli o zaman atılmıştı.”
Temelin ne olduğu sorulursa başka bir temelden söz edilir.
O da sorulursa zihniyet bulunur.
Zihniyet de sorulursa rejim.
Rejim de sorulursa tarih.
Tarih zaten sınırsızdır.
Böylece sorumluluk, zincirin sonunda görünmez hale gelir.
—
Belki de bu yüzden asıl hastalık “İnönü’yü suçlamak” değildir.
Daha derindeki hastalık şudur:
Bugünü açıklamak yerine geçmişi suçlamak.
Çünkü geçmişe dönük suçlama, bugüne dönük hesap sormanın yerini aldığında tarih bir bilim olmaktan çıkar ve siyasetin muhasebe defterine dönüşür.
Borsa yolsuzluğu olur.
Borsa tartışılır.
Para tartışılır.
Denetim tartışılır.
Mevzuat tartışılır.
Fail tartışılır.
Sonra biri çıkar:
“Ama bunun kökü İnönü döneminde.”
Ve bütün tartışma bir anda başka bir zamana taşınır.
Borsa bugünde kalır.
Yolsuzluk bugünde kalır.
Para bugünde kalır.
Fakat sorumluluk, tarihin içinde geriye doğru yürümeye başlar.
Ta ki borsa yokken bile borsanın suç ortağı bulunana kadar.
İşte “İnönü’ye kadar dayanır” cümlesinin gerçek başarısı budur:
Bir yolsuzluğu açıklamaz.
Yolsuzluğun hesabını başka bir zamana taşır.
Ve bazen siyasetin en eski numarası budur:
Faili sendense, muhalefeti itham edecek bir tarih uydur. Nerenden uydurman farketmez. 🙂

