Rus askeri istihbaratının (GRU) yeni kuşak silahları Systema ve Nooscope!

Черкесское политическое движение продолжает усиливаться. Это сравнительно недавний феномен, последних пары десятилетий.

Նիկոլ Փաշինյանի պատմական այցը. բարձր նոտա Թբիլիսիում

DR. BABEK CAVANŞİR: “TÜRKİYE’DEN SONRA EN FAZLA TÜRK NÜFUSUNA SAHİP OLAN ÜLKE İRAN’DIR.”

Trump’ın tehlikeli hamlesi

Gündem 15 Mayıs 2018
28


Trump anlaşmanın neden kötü olduğunu ifade etmemişse de anlaşmaya karşı çıkanların üzerinde durduğu iki husus vardı. Bir kere büyük ölçüde kısıtlanmış olsa bile İran’ın nükleer faaliyetleri devam ediyordu. Üstelik anlaşma için on yıllık bir süre öngörülmüştü ve bu süre bittiğinde İran’ın nükleer programının tamamen serbest kalacağı ileri sürülüyordu. Oysa on yılın bitiminde nükleer program üzerindeki kısıtlamalar kalkacak olsa da NPT çerçevesinde Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın (UAEA) etkin denetimi devam edecekti. Anlaşmaya karşı çıkanların üzerinde durduğu ikinci husus ise İran’ın balistik füze kapsamı üzerinde nitelikli sınırlamaların olmaması idi. Nitekim anlaşmanın yürürlüğe girmesinden kısa bir süre sonra İran füze programına hız vermişti. Anlaşmadaki görece yetersiz veya zayıf hususlara rağmen İran’ın NPT üyeliği, tesislerini UAEA’nın denetimine açmış olması ve nükleer program üzerindeki kısıtlamalar İran’ın nükleer silah yapma olasılığını engellemiş, nükleer İran tehdidini ortadan kaldırmıştı. Şimdiye kadar anlaşmanın uygulanması hususunda da bir problemle karşılaşılmadı. UAEA düzenli bir şekilde yaptığı denetimler sonucunda İran’ın anlaşmaya uyduğunu, nükleer silah boyutunun mevcut olmadığını teyit etmişti. Buna rağmen Trump neden anlaşmadan çekildi?

NEDEN ÇEKİLDİ?

Trump yönetiminin anlaşmadan çekilme kararı anlaşmanın yetersizliği, kötü olması veya İran’ın nükleer programından duyulan kaygılar nedeniyle değil, ABD’nin yeni Ortadoğu politikası çerçevesinde atılmış bir adımdır. İran’ın Ortadoğu politikasını bölgedeki Amerikan çıkarları ve müttefikleri için tehdit olarak gören Trump yönetimi, İran’a karşı kapsamlı ve sert bir politika izleme kararı almıştır. Bu çerçevede İran’ın yeniden kuşatılmasını, bölgedeki kazanımlarının tersine çevrilmesini ve nihayet rejim değişikliğini hedeflemiştir. Bu doğrultuda ABD’nin Ortadoğu’daki müttefiklerine önemli bir rol biçilmiştir. Lakin, Obama yönetiminin İran’a karşı izlediği yumuşak politika ve nükleer anlaşma ABD’nin müttefiklerini, özellikle İsrail ve Suudi Arabistan’ı son derece rahatsız etmişti. Bu nedenle Trump, nükleer anlaşmadan çekilmek suretiyle İran karşıtlığı ortak paydasında bölgedeki müttefikleri ile güven ilişkisini pekiştirmeyi hedeflemiştir. Nitekim bu kararın İsrail ve Suudi Arabistan ile koordineli bir şekilde alındığı anlaşılmaktadır.

Trump’ın ikinci hedefi ise yeni İran politikası çerçevesinde nükleer anlaşmayı öldürmek suretiyle İran rejimini marjinalleştirmektir. Böylece İran yönetimi üzerinde uluslararası ekonomik ve siyasi baskıyı artırmayı düşünmektedir. Zira ABD’nin çekilmesi KOEP’in özünü ortadan kaldırmaktadır. Çünkü anlaşma çerçevesinde muhtemel ihtilafların çözümü için ortak komisyon kurulması öngörülmüş, burada çözüme varılmaz ise ihtilaf konusunun BM Güvenlik Konseyi’ne taşınması öngörülmüştür. ABD’nin anlaşmadan çekilmesi, nükleer programı nedeniyle İran’a karşı uygulanan eski yaptırımların yeniden uygulanması veya yeni yaptırımların gündeme gelmesi demektir. Yaptırımların devamı ve yeni yaptırım kararları anlaşmanın özüne ters olduğu için İran’ın bu durumu önce Ortak Komisyona, daha sonra da Güvenlik Konseyi’ne taşıması mümkün olacaktır. Lakin ABD’nin Güvenlik Konseyi’ndeki daimi üyeliği, İran ile ABD arasındaki anlaşmazlıkta bu kurumun bir çözüm mercii olmasını imkansız hale getirecektir. Buna karşılık İran ya anlaşmadan tamamen çekilecek veya bazı yükümlülükleri yerine getirmeyi reddedecektir. Her iki durum da anlaşmanın tamamen çökmesi anlamına gelecektir. Anlaşmanın çökmesi, İran’ın nükleer programı hakkındaki kuşkuları artıracak, ABD’nin İran yönetimini tecrit politikası doğrultusunda İran karşısında geniş bir cephenin oluşmasını tetikleyecektir.

ÇEKİLME SONRASI KOEP

Trump’ın anlaşmadan çekildiğini ilan etmesinden sonra gözler anlaşmanın diğer taraflarına çevrildi. Zira KOEP, ABD ile İran arasında yapılan ikili bir anlaşma değil, BM Güvenlik Konseyi’nin beş daimi üyesi ve Almanya ile İran arasında yapılan çok taraflı bir anlaşmadır. Üstelik bu anlaşma 2231 sayılı BM Güvenlik Konseyi kararına dönüştürülmüştür. Dolayısıyla ABD’nin tek taraflı olarak çekileceğini ilan etmesiyle anlaşma behemehal ortadan kalkmış değil. Nitekim anlaşmanın ABD dışındaki tarafları anlaşmaya bağlı kalacaklarını ilan etti. Trump’ın nükleer anlaşmayı öldürme teşebbüsüne rağmen İran hükümeti, diğer taraflarla birlikte anlaşmaya bağlı kalmaya devam edecektir. Nitekim, Trump yönetiminin anlaşma karşıtı duruşunu netleştirmesinden sonra İran hükümetinin önceliği AB ile ilişkilerini yoğunlaştırmak suretiyle KOEP’in ayakta kalmasını sağlamak olmuştur. ABD’nin çekilme kararının açıklanmasından sonra da İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani, diğer tarafların anlaşmaya bağlılıklarını sürdürmesi durumunda İran’ın da anlaşmaya bağlı kalacağını ifade etmiştir. İran’ın anlaşmayı sürdürmek istemesi şu üç nedenle izah edilebilir. Birincisi, İran’ın anlaşmaya sadakatini sürdürmesi, Trump yönetiminin nükleer anlaşmayı öldürerek İran’ı marjinalleştirme ve İran karşıtı geniş katılımlı bir cephe oluşturma çabasını engelleyebilir. İkincisi, İran hükümeti anlaşmaya sadık kalmak suretiyle kazanımlarının bir kısmını muhafaza edebilir. Üçüncüsü, Cumhurbaşkanı Ruhani biricik siyasi sermayesi olan nükleer anlaşmayı bir çırpıda kaybetmek istememektedir.

Nitekim ABD’nin KOEP’ten çekilmesi, nükleer anlaşma öncesi duruma geri dönülmesi anlamına gelmiyor. ABD çekilse bile diğer tarafların anlaşmaya bağlı kalacaklarını ifade etmesi, İran’ın kazanımlarını – nükleer haklarının tanınması, İran’ın nükleer programının bir uluslararası güvenlik sorunu olmaktan çıkması, AB ve BM yaptırımlarının kalkması – büyük ölçüde sürdürmesini sağlayacaktır. Öte yandan ABD yıllardır İran’a karşı çeşitli nedenlerle bir dizi yaptırım uyguluyordu, ama bu yaptırımlar İran’ın nükleer programını durduramamıştı. Keza, anlaşmadan sonra nükleer mesele ile ilgili Amerikan yaptırımlarının kaldırılmasının öngörülmesine bu hususta pek mesafe alınamamıştı. Keza, nükleer mesele dışında İran’ın Ortadoğu’da terörizme destek verdiği, insan haklarını ihlal ettiği vb. gerekçelerle yaptırımların bir kısmı zaten devam ediyordu.

KOEP öncesinde İran’ı anlaşmaya zorlayan şey Barack Obama döneminde yaptırımların çok taraflı hale gelmiş olmasıydı. AB ülkelerinin İran yaptırımları konusunda Amerikan yönetimiyle aynı çizgiye gelmesi ve BM düzeyinde çeşitli yaptırım kararlarının alınması İran üzerindeki baskıyı artırmıştı. Mevcut durumda ABD’nin anlaşmadan çekilmesi ile BM ve AB yaptırımları devreye girmeyecek, ABD yaptırım politikasında yalnız kalacaktır. ABD’nin tek taraflı yaptırımları üçüncü ülkeleri bağlamayacaktır. Muhakkak ABD’nin İran ile iş yapan üçüncü ülke şirketlerini cezalandırma tehdidi ile finans piyasalarındaki hakimiyeti, İran’ın uluslararası ekonomik ve ticari ilişkilerini riske atacaktır. Fakat ABD’de iş yapmayan, dolayısıyla ABD’nin cezalandırması riskinden kaçabilen şirketler tek taraflı Amerikan yaptırımlarını göz ardı edebilecektir. Tabi bu durum İran-AB ile ilişkilerinin seyrine bağlıdır. Bu süreçte de İran siyasetinin ve dış politikasının bundan sonra nasıl bir tutum alacağı etkili olacaktır.

Ruhani hükümetinin anlaşmayı kurtarma çabalarına rağmen Trump’ın anlaşmayı öldürmesinin İran siyaseti üzerinde temelli etkileri olacaktır. Bir kere Cumhurbaşkanı Ruhani önderliğindeki teknokrat-reformcu ittifakının gücü sarsılacaktır. Batı ile uzlaşmayı savunan bu kesimin gücünün azalması ve Trump’ın sert politikası İran’da güvenlikçi bakışın ve güvenlik kurumlarının siyaset ve dış politika üzerindeki etkisini artıracaktır. Böylece İran, Batı ile ilişkilerinde daha uzlaşmaz olacaktır. Fakat gerek Trump’ın KOEP’ten çekilmesi, gerekse bunun İran siyaseti ve Ortadoğu üzerindeki yansımaları, İran yönetiminin Ortadoğu politikasında önemli bir değişiklik yaratmayacaktır. Çünkü İran’ın bölge siyaseti öteden beri güvenlikçi bakışla kurulmuştur ve güvenlik elitleri tarafından yönlendirilmektedir. Nükleer anlaşma sonrası İran’ın Ortadoğu politikasında kayda değer bir değişiklik olmamıştır. İran’ın bölgedeki imkan ve kabiliyetleri üzerinde de nükleer anlaşmanın pek bir tesiri olmamıştır. Dolayısıyla nükleer anlaşmanın öldürülmesi, İran’ın bölge siyasetinde bir değişikliğe yol açmayacaktır.
Dr. Bayram Sinkaya

Yorumlar