Uluslararası yaptırımlar, teorik olarak hedef ülkeleri ekonomik ve siyasi taviz vermeye zorlayan araçlar olarak tasarlanır. Ancak uygulamada ortaya çıkan tablo çoğu zaman farklıdır. Yaptırımlar ekonomiyi durdurmaz; yalnızca görünür ticaret yollarını değiştirir ve yerlerini daha karmaşık, daha esnek ve daha az denetlenebilir ağlara bırakır. Bugün Ortadoğu’da yaşanan gelişmeler, yaptırımların aslında yeni bir ekonomik ekosistem yarattığını göstermektedir.
Bu ekosistemin merkezinde çok uluslu şirketler bulunmaktadır. Küresel şirketler doğrudan yaptırım uygulanan ülkelerle ilişki kurmaktan kaçınırken, faaliyetlerini taşeron firmalar, bölgesel ortaklıklar ve üçüncü ülke merkezli ticaret ağları üzerinden sürdürmektedir. Bir ürünün üreticisi ile son kullanıcısı arasına onlarca aracı şirket girdiğinde, yaptırım mekanizmasının takip kapasitesi ciddi şekilde zayıflamaktadır.
Bu noktada devreye “finansal tetikçiler” olarak adlandırılabilecek aktörler girmektedir. Bunlar yalnızca bankacılar veya yatırım fonları değildir. Hukuk şirketlerinden danışmanlık firmalarına, offshore finans merkezlerinden kripto para aracılık ağlarına kadar uzanan geniş bir yapı söz konusudur. Bu aktörlerin temel görevi, yaptırımlar nedeniyle bloke edilen sermayenin yeni kanallar üzerinden dolaşımını sağlamaktır. Para, bir ülkeden diğerine doğrudan gitmez; onlarca şirket, fon ve hesap arasında dolaştırılarak kaynağı görünmez hale getirilir.
Bu sistemin sahadaki uygulayıcıları ise giderek artan şekilde “freelance kaçakçılar” olmaktadır. Geleneksel organize suç yapılarından farklı olarak bu yeni nesil aracılar, belirli bir örgüte bağlı olmadan proje bazlı çalışmaktadır. Bir sevkiyatın organize edilmesi, yaptırımlı ürünlerin etiket değiştirilerek yeniden ihraç edilmesi veya alternatif lojistik koridorlarının oluşturulması gibi görevler üstlenmektedirler. Dijital iletişim teknolojileri sayesinde bu kişiler farklı ülkelerdeki ağlarla eş zamanlı çalışabilmekte ve küresel tedarik zincirlerinin görünmeyen parçalarına dönüşebilmektedir.
Ortaya çıkan yapı yalnızca ekonomik değildir. Çünkü yaptırım ekonomisinin büyüdüğü her bölgede istihbarat servisleri, güvenlik bürokrasileri ve siyasi elitler de bu ağların çevresinde konumlanmaktadır. Bilgiye erişim, lojistik kontrol ve finansal yönlendirme kapasitesi zamanla yeni nüfuz alanları yaratmaktadır. Böylece yaptırımların hedef aldığı güç merkezleri zayıflamak yerine farklı biçimlerde yeniden örgütlenebilmektedir.
Son yıllarda İran, Suriye ve Rusya örneklerinde görülen gelişmeler, yaptırımların beklenmeyen sonuçlarını açık biçimde ortaya koymaktadır. Resmî ekonomik ilişkiler daralırken, gri ekonomi büyümekte; kayıt dışı ticaret ağları daha profesyonel hale gelmekte ve krizlerden beslenen yeni ekonomik elitler ortaya çıkmaktadır.
Bu nedenle yaptırımları yalnızca bir baskı aracı olarak değerlendirmek eksik bir yaklaşım olacaktır. Günümüzde yaptırımlar aynı zamanda yeni aracılar, yeni kaçakçılık modelleri ve yeni finansal güç odakları üreten bir ekonomik düzen yaratmaktadır. Sorulması gereken soru artık yaptırımların kimi cezalandırdığı değil, bu sistemden gerçekte kimin kazanç sağladığıdır.
YAKUPHAN OKUT

