1-Giriş
Uluslararası ilişkilerde bir olay ya da olgunun mümkün olduğunca önyargılardan ve varsayımlardan arındırılarak incelenmesi sosyal bilimle rin en önemli sorunudur. Bunun nedeni de olaya konu olan olgunun insan olmasından ve etmenlerin son derece karmaşık bir yapıya sahip olmasından kaynaklanmakktadır. Sosyal bilimlerin bir bilim olarak ortya çıkmasını geciktiren en önemli nedenin de bu olduğunu söyleyebiliriz. Bu sorunu mükün olduğunca ortadan kaldırmak amacıyla 1950 li yıllardan sonra olay olgu fikir ve süreçlerin ele alınması için analiz düzeyi geliş tirilmiştir. Analiz düzeyinde olay ya da olgulara etki eden hususlar birey, devlet ve sistem olmak izere üç ayrı karmande ele alınmaktadır. Birey düzeyi analizi uluslarası ilişkileri, liderlerin kişilik özellikleri, inançları, geçmiş deneyimleri ve psikolojik durumları üzerinden ele alır. Çünkü bu hususlar devletlerin dıi politika eğilimlerini doğrudan belirleyen faktörlerdir. Buna karşılık devlet ve sistem analiz düzeyi olayları soyut devlet ve sistemik güç açısından ele almaktadır.( D.Ü.Arıboğan: Analiz Düzeyi TÜBİTAK- F.Sönmezoğlu: Uluslararası Politikada Analiz Düzeyi Sorunu)
2- Netenyahu’nun Siyasi ve entellektüel arka planı
Benjamin Netenyahu’nun fikir babasının, babası Benzion Netenyahu olduğunu söyleyebiliriz. Ze’ev Jabotinsky , bugünkü İsrail devletinin kurulmasında önemli bir rol oynayan, siyonist örgütler de önemli görevler üstlenmiş hatta yahudi devletinin ilk askeri birliğini (haganah) kuran kişidir. O kadar ilginç ki Jabotinsky, yahudilerin uğradıkları zulmun/anti semitik , çözümin bir parçası olduğu nu düşünen bir kişidir. Netanyahu’nun anne ve babası Ben-Zion (Benzion) ve Cela (Tzilah) Netanya hu dünya genelindeki Yahudi halkının hayatta kalmasının ve refahının, Yahudi topluluğunun kendi siyasi devletini kurmasına ve yönetmesine bağlı olduğuna inanan Yeni Siyonist Örgütü’nün (NZO) üyeleriydi. (A. Witherbee. Benjamin Netenyahu EBSCO 2025) Zira Siyonist akımların bazıları tarihi ve kültürel geleneği, bazıları da dini metinleri, bazıları ise sosyalizmi kendilerine rehber edinip bu topraklar üzerinde hak iddia ediyorlardı. (Z.Balpınar : Vladimir Ze’ev Jabotinsk’ nin Demir Duvar Doktrinini Anlamak) Onların bu düşüncesini devam ettiren kişi de Benjamin Netenyahu’dur.
İsrail devleti’nin kurulmasından bir yıl sonra 21 Ekim 1949 da Tel Aviv’de dünyaya gelen Benja min Netenyahu, babası Ben Zion’un İsrail’deki İbrani üniversitesinde ögretim görevlisi bulamaması nın hayal kırıklığından nedeni ile ailece Amerika Birleşik Devletleri’ne taşınırlar. Ancak Netenyahu ailesinin, kurulan yeni Yahudi devletine bağlılığı hiç bir zaman kesintiye uğramamıştır. Eğitimini Amerika Birleşik Devletlerinde tamamladıktan sonra ağabeyi Yonatan’ın zorunlu askerlikten dolayı Haziran 1964 te İsrail’e gitmek zorunda kalması, ailenin yeni kurulan İsrail devletine bağlılığında bir dönüm noktası olmuştur. Bu sefer 1967 de Benjamin Netenyahu’nun zorunlu askerlik hizmeti nede ni ile İsrail’e gitmesi ve gönüllü olarak İsrail Savunma Kuvvetlerinin özel kuvvetler birliğine girmesi ve orada altı yıl boyunca ordunun en tehlikeli operasyonlarından bazılarında görev yapması sonu cunda yüzbaşı rütbesi ile terhis edilmesi, hayatının dönüm noktası olmuştur.
Eğitim hayatının geri kalan bölümünü tamalamak için tekrar Amerika Birleşik Devletlerine gi den Netenyahu’nun zihninde tasarladığı İsrail hayalini gerçekleştirmek maksadıyla 1978 de tekrar İsrail’e gider ve terörizm üzerine konferanslar düzenlemeye başlar. Bu konferanslar onun Amerika Birleşik Devletlerinde diplomatik misyonunda görev almasını sağlar ve 1984 ‘te İsrail büyükelçisi olarak atanır. Bu görev Netenyahu’nun ABD ‘deki yahudi lobisinin ileri gelenleri ve ABD li politika yapıcıları ile tanışmasını sağlar. ABD deki bu başarılı ve medyatik dört yılın ardından sonra tekrar İsrail’e dönerek hala üyesi olduğu sağcı Likud partisinde dış işleri, maliye ve başbakanlık görev leri üstlenmiştir. (A.Witherbee: Netenyahu)
Trump’un ABD’de başkan seçilmesi, Netenyahu’nun Ortadoğu’da daha aktif bir politika izle mesinin yolunu açmıştır. Trump’ın ilk döneminde Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıması, büyükel çiliği taşıması ve Golon Tepeleri’ndeki İsrailin egemenliğini onaylaması, Netenyahu’ya iç siyasette devasa bir teopolitik meşruiyet kazandırdığını söyleyebiliriz. Böylelikle Netenyahu, İsrail’in sağ ve mukaddesatçı bloklarına ‘’tarihsel ve dini vaatleri’’ gerçekleştiren bir lider olarak kendini sunmuştur.
Trump’ın mimarlığını yaptığı İbrahim Anlaşmaları, Netenyahu’nun en büyük realist ve liberal zaferi oldu. Filistin meselesini tamamen dışarıda bırakarak Körfez sermayesiyle doğrudan bağ kura bileceğini tüm dünyaya kanıtladı. (Başkan Trump’ın 13 Ağustos 2020 tarihli Oval Ofis konuşması . e.archives.gov)
3- Netenzahu’nun Liderlik özellikleri
Bu makalemizde günümüzde Ortadoğu’da meydana gelen olaylarda etkin rol oynayan Netenyahu’yu ele almaza çalişacağız. İlk olarak Netenyahu’nun İsrail siyasetindeki istisnai konumu olduğunu söylememiz sanırım yanlış olmasa gerek. Teolojik söylemler. .Benyamin Netanyahu’nun kendisi teolojik anlamda Yahudi inancındaki Mesih veya kıyametçi bir figür değil, siyasi bir liderdir. Ancak politik söylemlerinde, özellikle İran ve bölge çatışmaları bağlamında Mesih’in dönüşüne ve onun kuraca ğı krallığa tanıklık edeceklerini belirten dini referanslar kullanmaktadır. (İ.Dönmez: Uluslararası İlişkilerde Apokaliptik Edebiyatın Siyasallaştırılması KAFKASSAM) Özellikle ABD’deki Evanjelik Hristiyanlar arasında, Netanyahu’nun politikalarının “İsa’nın ikinci kez gelişini” (Parousia) ve dünyanın sonunu hızlandırdığına inanılan kıyametçi (apokaliptik) bir teoloji bulunur. (SDE: 1 Mart 2026) Netanyahu ve kabinesindeki aşırı sağcı isimler bu tür apokaliptik veya teolojik kavramları siyasi retoriklerinde araçsallaştırsalar da, kendisi dini bir mesih figürü değil, ülkesinin güvenlik ve jeopolitik çıkarlarını savunan bir başbakandır. Burada en çok dikkati çeken husus, İran lideri Velayet-i Fakih’in ve Netenyahu’nun teopolitiği bir araç olarak kullan makta olduklarıdır. Bu da siyasetin pragmatistliğininin en belirgin ve güncel bir örneğidir.
4-Netenyahu’nun Tehdit Algısı ve İran
Güvenlik merkezli bir politika Netenyahu’nun en belirgin özelliğidir. Bunu için bölgedeki var oluşsal tehditleri askeri güçle tamamen ezmek ve bölgeyi kendi güvenliğine göre yeniden dizayn etmek istemektedir. 7 Ekim sonrası stratejisi de rakiplerinin niyeti ne olur sa olsun, tehditler ortaya çıkmadan önce onları engellemeye yönelik (önalıcı vuruş) olmuştur. ABD’nin Ortadoğu’daki çatış maların müzakere yoluyla çözüme kavuşturulmasından yana olmasına rağmen İsrail’in potansiyel bir tehdidin güçlenmesini ölemeyi amaçlayan askeri merkezli bir stratejiye Trump’ı ikna etmesinde ki çabaları da bunun bir göstergesidir. (Trump ve Netenyahu Arasındaki Görüş Ayrılıkları The Soufan Center 22 Aralık 2025)
Netenyahu’nun güvenlik merkezli politikalarının temelinde, hatta zihinsel dünyasının merkezin de bir tehdit algısının var olduğunu söylemek yanlış olmaz. Netenyahu’nun İran’ı bir ‘’varoluşsal tehdit’’ olarak konumlandırması, onun tüm siyasi kariyerinin, liderlik kimliğinin ve dış politika doktri ninin en temel kurucu sütunudur. İran’ın Lübnan (Hizbullah), Gazze (Hamas), Yemen (Husiler) ve Su riye üzerinden İsrail sınırlarını bir ateş çemberiyle sarması, Netenyahu için rasyonel bir güvenlik ikilemidir. (İ.Dönmez: İran Tehdidi ve Analizi KAFKASSAM) Nitekim Ekim 2023 te başlayan Gazze sa vaşı ve ardından doğrudan füze saldırılarına dönüşen İsrail-İran sıcak çatışmas, bu realist tehdit algı sının askeri bir zirve noktası olmuştur. Netenyahu, İran tehdidini rasyonel bir askeri risk olarak anlat makla kalmaz; ona apokaliptik ve eskatolojik bir anlam da yükler. (İ.Dönmez: Apokaliptik Edebiyatın Uluslararası İlişkilerde Siyasallaştırılması Teopolitik KAFKASSAM)
Netenyahu’nun Ortadoğu’ya yönelik son zamanlarda izlediği politikalarının tamamen kendi ne özgü bir özellikte olduğunu söylememiz mümkündür. Söylemde pragmatizm, özde ideolojik ka tılık. Bu durumu şu iki örnekle açıklayabiliriz. ‘’Filistin meselesini çözmeden Arap devletleriyle masa ya oturulmaz’’ diyen geleneksel tezi yıkmış ve İbrahim Anlaşmaları yolu ile Körfez ülkeleriyle milyar larca dolarlık anlaşmalar yaparak pragmatist davranmıştır. İç politikada ise iktidarda kalabilmek için en radikal dini/sağ gruplarla da pragmatik ortaklıklar kurabilmiştir. Ancak iş Netenyahu’nun kariyeri nin ve varoluşsal merkezinde yer alan ‘’İran tehdidinin tamamen ortadan kaldırılması ve Büyük İsrail’in güvenlik mimarisi konusuna geldiği zaman pragmatizm terk edilmiş yerini tavizsiz bir sert realizme bırakmıştır.
Netenyahu’nun geleneksel anlamda karizmatik bir lider olduğunu söylememiz mümkün değil dir. Onun karizması kurumsal, entelektüel ve hitabet gücüne dayalı tatktiksel bir karizmadır. İç kamuoyunda modern siyasetin en başarılı sağ popülist bir lider olduğunu biz ve ötekiler söylemle rinde görebiliriz. Ancak dış politikada son zamanlarda Netenyahu aleyhine gösterilerin arttığını görmekteyiz. Burada en çok dikkat çeken husus ise İsrail ve Netenyahu aleyhine gösterilerin anti-se mitik gösteriler olduğu gerekçesiyle göstericilere uygulanan sert tedbirlerdir.
Siyasi kariyerinin geneline bakıldığında ise Netenyahu’nun risk almaktan çekinen statikocu bir lider olduğudur. Ancak siyasi olarak köşeye sıkıştığı zaman yüksek riskli stratejik tercihlere yönel mektedir. Kriz yönetiminde krizleri çözen değil, krizleri fırsata çeviren biri olduğu genel kamuoyun da gözlemlenebilmektedir.
Sonuç olarak Benjamin Netenyahu’nun dış politikası yalnızca İsrail devletinin yapısal çıkarları nın bir ürünü değildir. Liderin güvenlik merkezli dünya görüşü, İran tehdidi algıları, liderlik özellik leri, tarihsel hafızası ve siyasi tecrübeleri de İsrail’in dış politika tercihlerini önemli ölçüde şekillen dirmektedir.
İffet Dönmez: Benjamin Netenyahu ve İsrail Dış politikasında Liderlik

