YAKUPHAN OKUT: Netanyahu’ya Yanıt: Kürsünün Yüksekliği Değil, Sözün Ağırlığı

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu bazen devletlerin diplomatik gücünü, bazen de siyasi yalnızlığını gösteren bir sahneye dönüşür. Fakat bu kez ortaya çıkan tablo, diplomatik protokolün çok ötesinde bir anlam taşıyor.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun BM Genel Kurulu’ndaki konuşmasının ardından Türkiye’nin yanıt hakkını üst düzey bir diplomat yerine BM Daimi Temsilciliği’nde üçüncü kâtip olarak görev yapan İhsan Taylan Özver’in kullanması, ister istemez şu soruyu gündeme getirdi: Ankara, Netanyahu’ya neden daha düşük bir diplomatik seviyeden yanıt verdi?
Cevap belki de kürsünün yüksekliğinde değil, verilen mesajın ağırlığında saklı.
Türkiye’nin üçüncü kâtip düzeyinde yanıt vermesi, diplomatik teamüller açısından dikkat çekici bir tercih olarak değerlendirilebilir. Ancak burada asıl önemli olan, Özver’in ne söylediğiydi. Çünkü genç diplomat, Netanyahu’nun Türkiye ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a yönelik suçlamalarını açık biçimde reddederken, tartışmayı kişisel polemik düzeyinden çıkarıp Gazze’deki savaşın insani ve hukuki sonuçlarına taşıdı.
Dahası, Netanyahu’nun konuşması sırasında çok sayıda heyetin salonu terk etmesi Türkiye’nin yanıtında diplomatik bir gösterge olarak öne çıkarıldı. Bu görüntünün siyasi anlamı üzerine farklı yorumlar yapılabilir; ancak ortada inkâr edilemeyecek bir gerçek var: BM kürsüsü yalnızca konuşanların değil, konuşma sırasında salonda kalanların ve çıkanların da mesaj verdiği bir yerdir.
Diplomasinin bazen kelimelerden daha yüksek sesle konuştuğu anlar vardır.
İşte o anlardan biri buydu.
Netanyahu’nun konuşmasında Türkiye’yi ve Erdoğan’ı hedef alan ifadeler kullanması, Ankara’nın karşılığında kişisel bir polemiğe girmesini de beraberinde getirebilirdi. Fakat verilen yanıtın asıl dikkat çekici tarafı, tartışmayı “kim kime ne dedi” seviyesinde bırakmamasıydı. Türkiye, Gazze’de yaşananların uluslararası hukuk ve insan hakları boyutunu yeniden gündeme taşıdı.
Üstelik bu noktada Netanyahu açısından diplomatik tablo zaten son derece ağır bir hukuki tartışmanın içerisinde bulunuyor. Uluslararası Ceza Mahkemesi, 21 Kasım 2024’te Netanyahu hakkında tutuklama kararı çıkardı; Mahkeme, savaş suçu ve insanlığa karşı suçlar kapsamında makul gerekçeler bulunduğunu açıkladı. Bunlar bir siyasi partinin, hükümetin ya da gazetecinin ithamları değil, uluslararası yargı organının yayımladığı kararda yer alan iddialardır.
Dolayısıyla Netanyahu’nun BM kürsüsünde siyasi rakiplerini suçlaması başka bir şeydir; Gazze’deki uygulamaların uluslararası hukuk bakımından sorgulanıyor olması başka bir şey.
Diplomasi, tam da bu ayrımı yapabilme sanatıdır.
Türkiye’nin yanıtında kullanılan “hiçbir propaganda gerçeği silemez” yaklaşımı da bu nedenle önem taşıyor. Çünkü savaş dönemlerinde propaganda, çoğu zaman gerçeğin önüne geçmeye çalışır. Haritalar yeniden çizilir, kavramlar değiştirilir, ölümler rakamlara dönüştürülür. Fakat enkaza dönüşmüş bir hastane, evini kaybetmiş bir çocuk veya yardım bekleyen siviller propaganda cümleleriyle ortadan kaldırılamaz.
İsrail hükümeti Gazze’deki operasyonlarını güvenlik ve Hamas’a karşı mücadele çerçevesinde savunuyor. Türkiye ise İsrail’in askeri operasyonlarının siviller üzerindeki sonuçlarını merkeze alarak ağır biçimde eleştiriyor. Bu iki yaklaşım arasındaki temel siyasi ve hukuki çatışma tam da burada düğümleniyor.
Ve Türkiye’nin verdiği mesajın belki de en güçlü tarafı, çözümü savaşın devamında değil, iki devletli çözümde araması.
Doğu Kudüs’ün başkent olduğu, 1967 sınırları temelinde bağımsız ve egemen bir Filistin devletinin kurulması yönündeki tutum, Ankara’nın uzun süredir savunduğu diplomatik çizginin devamı niteliğinde.
Sonuçta BM kürsüsünde ilginç bir diplomatik tablo ortaya çıktı.
Netanyahu yüksek bir kürsüye çıktı. Türkiye ise daha düşük diplomatik rütbeli bir isimle cevap verdi.
Fakat uluslararası siyasette bazen rütbe değil, cümlenin nereye oturduğu önemlidir.
Üçüncü kâtip konuştu.
Ve asıl tartışmanın, kimin daha yüksek sesle konuştuğu değil, Gazze’de yaşananların dünyaya ne söylediği olduğu bir kez daha ortaya çıktı.
Diplomasinin ironisi de burada zaten: Bazen en ağır cevap, en yüksek makamdan değil, en sakin ses tonundan gelir.

YAKUPHAN OKUT

Kafkassam Editör
YAZAR

Kafkassam Editör

Yeni bir dünyaya uyanmak, dünyayı yeniden okumak isteyenler için, söylenecek sözü olanlar için merkezi Ankara’da olan KAFKASSAM’ı kurduk. Erivan, Bakü, Tiflis, Tebriz, Grozni, Moskova, Mahaçkale, Nazrin, Nalçik, Saratov, Ufa ve Sochi’de ofislerimiz temsilcilerimiz var. Kafkassam genelde kafkasya çalışmak için kuruldu Kafkasya genelinde çalışır. Ermenice Rusça Gürcüce İngilizce dillerinde yayın yapan kafkassam genç akademisyen ve stratejistlerle çalışmaya özen gösterir. KAFKASSAM’ın internet sitesi 2 Ocak 2010’da yayına girdi. İnternet sitesinde Kafkasya’daki ülkeler ve Türkiye ile ilişkileri hakkında makaleler, ropörtajlar, analizler ve yorumlara yer verilmektedir.

Yorum Yaz

Share a useful thought, question, or feedback.