SEKVAN FİDAN: ABD’NİN İSRAİL EŞLİĞİNDE İRAN’A SALDIRISI ORTADOĞU’NUN SUKUNETİNİ, EKONOMİ VE GÜVENLİK POLİTİKALARINI YARALIYOR
Ortadoğu coğrafyası, tarih boyunca büyük güç mücadelelerinin sahnesi olmuş; bedelini ise çoğu zaman masum halklar ödemiştir.
Son dönemde Amerika Birleşik Devletleri ile İran arasında tırmanan gerilim, yalnızca iki ülkeyi değil, tüm bölgeyi ve hatta dünyayı etkileme potansiyeline sahip bir kriz haline gelmiştir.
Bu gerilim hattında en hassas konumda bulunan ülkelerden biri ise şüphesiz jeo-stratejik noktada olan Türkiye’dir.
Türkiye, hem NATO üyesi kimliğiyle Batı dünyasıyla güçlü bağlara sahip hem de İran ile tarihsel, kültürel ve ekonomik ilişkileri bulunan bir ülkedir. Bu çift yönlü diplomatik kapasite, Türkiye’yi yalnızca bir komşu değil, aynı zamanda potansiyel bir arabulucu konumuna taşımaktadır. Bu yüzden ABD ile İran arasında doğan savaş sürecinde sulh ve barışı sağlayacak tek diplomasi gücü Türkiye’dir. Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın bu konuda yoğun mesaisi 15 günlük süreçte sonuca ulaştığında buna önce Ortadoğu Devletleri ve milletleri büyük bir sevgi ile karşılık verecektir. İran sadece Fars nüfus ile değil Türk, Kürt, Beluçi, Hazira, Yahudi, Afgan, Pakistan, Tacik vb. kitleri arasında barındıran kozmopolit bir yapıya sahiptir.
Özellikle “Türkiye Yüzyılı, Terörsüz Türkiye ve Terörsüz Ortadoğu” hedefleri doğrultusunda İran’da yaşayan Türk ve Kürt nüfus Türkiye için önem teşkil ediyor. Çünkü akrabalık bağlarımız sınır aşan tarihsel bir bağa sahiptir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti Selçuklu ve Osmanlı mirasçısı bir devlet yapısına sahip olduğu için bu konuda çok hassas bir şekilde diplomasi trafiğini yürütmektedir. Alanında uzman olan ve bölgenin dinamiklerini bilen Dışişleri Bakanımız Sayın Hakan Fidan’ın da gayretleri takdire şayandır.
Reel gerçekten yola çıkarak savaşın kazananı olmayacağı gerçeği ortadayken, diyalog kapılarını açık tutabilecek bir diplomatik inisiyatif, bölgesel barış adına hayati öneme sahiptir. İran elindeki bu fırsatı iyi değerlendirmelidir. ABD ile İran arasında çatışma öncesinde arabulucu olarak gayret eden Türkiye için adım atmayanlar için durum açıkça ortadadır.
Yaşanan gerilimde güç dengesi bakımından küresel bir süper güç olan Amerika’nın askeri ve ekonomik kapasitesi tartışmasız gibi görünsede savaş her iki kesimi etkilemektedir. Bu süreçte yaptırımlar, ekonomik baskılar ve askeri tehditler altında kalan İran ise daha kırılgan bir tablo sergilerken gercek dünyadan uzak kalmanın ağırlığı halkın üzerine sirayet etmektedir.
Bu nedenle mevcut tablo, uluslararası kamuoyunda “güçlü olanın baskısı” algısını güçlendirmekte; İran halkı açısından bir mağduriyet hissi doğurmaktadır. Özellikle sivil halkın ekonomik yaptırımlar nedeniyle yaşadığı sıkıntılar, insani boyutta derin yaralar açmaktadır. Kadınlara ve çocuklara özgürlük için Birleşmiş Milletlerin daha doğru projeler ile ilerlemesi önem teşkil ediyor.
Bu gerilimin Ramazan ayında yaşanıyor olması ise durumu yalnızca siyasi değil, aynı zamanda vicdani bir mesele haline getirmektedir. Ramazan; merhametin, sabrın, dayanışmanın ve insanlık değerlerinin öne çıktığı bir zaman dilimidir. Böylesi bir ayda savaş söylemlerinin yükselmesi, bombaların ve tehditlerin konuşulması, insanlık adına büyük bir çelişki ve dramdır. İnançlı toplumlar için kutsal kabul edilen bir dönemde kan ve gözyaşının gündeme gelmesi, vicdanları daha da derinden yaralamaktadır.
Türkiye’nin bu noktada üstlenebileceği arabuluculuk rolü, yalnızca diplomatik bir girişim değil, aynı zamanda insani bir sorumluluktur. Tarih boyunca kriz anlarında denge politikası izleyebilen Türkiye, tarafları aynı masa etrafında buluşturabilecek nadir aktörlerden biridir.
Gerilimin düşürülmesi, karşılıklı güven artırıcı adımların atılması ve yaptırımlar yerine müzakerenin tercih edilmesi; hem bölge halklarının hem de küresel istikrarın yararına olacaktır.
Sonuç olarak, savaşın değil barışın; tehdidin değil diyaloğun; güç gösterisinin değil adaletin kazanması gerekmektedir. Ramazan ayında yükselen her savaş ihtimali, insanlığın ortak vicdanında bir yara açmaktadır. Bu yaranın sarılması ise ancak akıl, sabır ve diplomasi ile mümkündür.
Türkiye’nin yapıcı rolü, bu karanlık tabloyu aydınlatabilecek önemli bir umut ışığıdır. Ortadogu bir çöl gibi anımsanıyor. Çöllere fidan ekerek kuraklığın yerini, bolluk, bereket ve huzurun alması Türk diplomasi eşliğinde olacaktır.
ABD ile İran arasında başlayan ve İsrail’in dahil olarak kendi hedefleri doğrultusunda başlattığı savaş süreci aynı zamanda Ortadoğu’da ekonomik istikrarı bozan bir süreci meydana getirmektedir. Güvenlik politikaları doğrultusunda süreci ele alırken ekonomik istikrarın korunması için adım atmalıyız.
Araştırmacı Yazar
SEKVAN FİDAN



Yorum gönder