KATAR EMİRİ AL THANİ’N MOSKOVA ZİYARETİ

ЕврАзЭс и Союза Тюркоязычных государств-началась борьба за сферу влияния

Türkiye’de Terörün Sonu Gelmiyor

Ermənistan üçün Rusiya təhlükəsi getdikcə artır

Orta Asya’da Bir Dönemin Sonu,

Gündem 5 Eylül 2016
568

‘Ucu Açık’ Bir Sürecin Başlangıcı…
Türk dünyasının ve Özbekistan’ın önde gelen liderlerinden Devlet Başkanı İslam Abduğanıyeviç Kerimov 78 yaşında hayatını kaybetti. Bağımsızlıklarının 25. yılında büyük bir bayrama denk gelen böylesi bir dönemde, beklenmedik bir anda liderlerini kaybeden Özbek halkına öncelikle başsağlığı diliyorum. Allah taksiratını affetsin.
Evet, Kerimov günahları ve sevaplarıyla tarihteki yerini aldı. Esas olan bundan sonraki süreç. 2000’li yılların başından bu yana sağlığıyla ilgili birçok spekülasyona maruz kalan Kerimov’un bu zamansız vefatı, Özbek halkı açısından çok önemli gelişmelere gebe bir dönemin başlangıcına işaret ediyor.
Hiç kuşkusuz bu vefat, sadece Özbek halkı ya da Özbekistan açısından değil; başta Orta Asya devletleri olmak üzere, tüm bölge ve hatta Doğu-Batı arasındaki güç mücadelesi boyutuyla küresel siyaset açısından da önemli bir kayıp.
Bu vefat sonrası “Genişletilmiş Avrasya” merkezli “Yeni Büyük Oyun”da “ucu fazlasıyla açık” yeni bir perdenin açılması kaçınılmaz. Nitekim şimdiden bazı senaryolar havada uçuşmaya başlamış durumda. Bu senaryoların ağırlıklı bir kısmının “Özbekistan domino taşı” üzerinden “bölgesel felaket” üzerine kurgulanmış olması da fazlasıyla dikkat çekici.
Bu iddiaların en önemli çıkış noktalarından birisi de, Özbekistan’ın sahip olduğu jeopolitik ve stratejik önemden kaynaklanıyor. Biraz daha açmak gerekirse… Orta Asya’yı ya da daha doğru ve geniş anlamıyla Türkistan’ı Avrasya’nın kalbi kabul eder isek, Özbekistan’ın da bu bölgenin kalbgâhı olduğunu rahatlıkla görebiliriz.
Yani; Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan, Afganistan ve Türkmenistan’ın tam ortasında boylu boyuna uzanan ve bölge ülkeleri üzerinde tarihi, coğrafi, siyasi ve demografik uzantıları, etkileri olan, kökleri bin yıllar öncesine dayanan bir devletten bahsediyoruz.
Bunun dışında, Özbekistan’ın bölgenin diğer dört ülkesinin sahip olduğu kadar dinamik ve genç bir nüfusa sahip olması (yaklaşık olarak 31-32 milyon ve 2050 projeksiyonlarında bunun 70 milyona ulaşacağı öngörülüyor), ülke dışında, başta yakın çevresindekiler olmak üzere 10-15 milyon civarında diasporadaki Özbek varlığı, bölgede yaşanan başta su ve sınır sorunları olmak üzere (nitekim, Kerimov bölgede bir savaşı başlatmak için tek bir kelimeyi telaffuz etmenin yeterli olacağını söylemiştir. Bu kelime, “sınır”dır) birçok yapısal-konjonktürel mahiyetteki mesele kaçınılmaz olarak Özbekistan’ı “dengesizliğin dengeleyicisi” ve “bölgenin güvenlik sigortası” ülke konumuna sokuyor. Ya da tam tersi de söylenebilir, örneğin olası bir istikrarsızlığın ya da iç savaşın tetikleyicisi…
Dolayısıyla, Özbekistan burada tek kelimeyle coğrafyanın kilidi durumunda. Özbekistan’ı kontrol etmeden coğrafyayı kontrol edebilmeniz ya da herhangi bir projeyi hayata geçirebilmeniz mümkün değil.
Bunu en iyi bilen ülkeler de ABD, Rusya ve Çin. Bunlar içerisinde Özbekistan’a karşı en dikkatli siyaseti izleyenler de son ikisi. Özbekistan’ın 2001’deki Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) üyeliği ve 2005’te ŞİÖ’yü arkasına alarak ABD’ye kapıyı göstermesi bunun en somut göstergesi; her ne kadar son yıllarda ABD ile ilişkilerde kısmi bir düzelme söz konusu olsa da…
Kısmi diyorum, çünkü ABD’ye karşı derin bir şüphe halen varlığını koruyor. Ne de olsa Özbekistan, eski Sovyet alanında gerçekleştirilen renkli devrimler/darbeler sürecine maruz kalan ülkelerden birisi. Mayıs 2005’teki başarısız Andican girişimine rağmen bu ülkeye yönelik denemeler/teşebbüsler halen devam ediyor. Son iki deneme 2010 ve 2016 yıllarında Fergana merkez olmak üzere, Özbekistan-Kırgızistan arasındaki ihtilafların bir bölgesel savaşa dönüştürülmesini esas alan senaryonun uygulamaya konulmasıyla yapıldı. Fakat dirayetli tutum ve sağduyu ile bu oyun bozuldu. Burada Kerimov’un izlediği siyaset, hiç kuşkusuz oldukça önemliydi.
Bunları sıralamamın nedeni, bundan sonraki süreçte Kerimov’un ölümünü fırsata çevirmek isteyen bölgesel-küresel güçlerin burada yapacağı olası hamleler.
Buradaki öncelikli hamle ise hiç kuşkusuz Kerimov sonrası iktidara gelecek ismin kim olacağıyla yakından ilgili. Kerimov’un vefatı öncesi bu güçlerce başlatılan mücadelenin sonucu sadece Özbekistan’daki siyasi yapıyı değil; kafalarındaki “Yeni Özbekistan” inşa süreci üzerinden “Yeni Avrasya” inşasını da büyük ölçüde etkileyecek.
Böylesi bir inşa sürecinde yaşanacak büyük bir dip dalganın ise Rusya, Çin, İran, Pakistan ve Hindistan başta olmak üzere bölgedeki tüm güçleri çok yakından etkilemesi kaçınılmaz. Dolayısıyla, Kerimov’un izlediği dengeye dayalı ince siyaseti devam ettirebilmek oldukça önemli. Peki bu yapılabilir mi Elbette! Sonuçta bölgede iki bin yıllık bir devlet geleneğine sahip bir ülkeden bahsediyoruz. Ayrıca bunun yapılabileceğinin en somut kanıtlarından birisi de Türkmenistan.
Hatırlatmak gerekirse Kerimov, Sovyetler Birliği’nin dağılması sonrası bağımsızlığını ilan eden ve görevi başında vefat eden ikinci devlet adamı. Birincisi, 2006 yılında hayata gözlerini yuman Saparmurat Niyazov Türkmenbaşı idi. Türkmenbaşı sonrası da çok sayıda kıyamet senaryosu havada uçuşmuş ama hiç birisi tutmamıştı.
Son olarak, bu yeni süreçteki önemli göstergelerden birisi de “Ankara-Taşkent hattı” olacak. Rahmetli Turgut Özal ile çok iyi bir başlangıç yapan, sonrasında inişli-çıkışlı bir seyir izleyen, son dönemlerde ise neredeyse dip yapma noktasına gelen Türkiye-Özbekistan ilişkilerinin alacağı yeni boyut, hiç kuşkusuz yeni dönemle ilgili önemli ipuçları verecek. Bunu hep birlikte bekleyip, göreceğiz.
Mehmet Seyfettin Erol

Yorumlar