Uluslararası sistem, son yılların en kırılgan ve öngörülemeyen dönemlerinden birini yaşıyor. Ukrayna’da kan kaybeden Rusya ile küresel pazarları borç sarmalıyla boğmaya çalışan Çin’in yarattığı devasa güç boşluğu, Hazar’ın doğusunda yeni bir dönemi başlattı. “The Rise of the Organization of Turkic States: Is Turkic Cooperation Filling a Geopolitical Vacuum?” adlı rapor, tam da bu noktada, Batılı stratejistlerin Avrasya’daki bu büyük uyanışı hangi kavramsal zaaflarla okuduğunu açıkça itiraf ediyor.
Analist Cornell, Batı dünyasının en büyük hatasını şu çarpıcı satırlarla ortaya koyuyor:
“Turkey, by contrast, is sometimes viewed as Middle Eastern but most often as part of Europe… As for Central Asia and the Caucasus, their classification is more varied. Typically, they are considered part of Eastern Europe, sometimes lumped together with Russia… The point is that Turkic cooperation stretches across these bureaucratic boundaries and impacts what bureaucracies variously define as Europe, Eurasia and the Middle East.”
Batı bürokrasisi, dünyayı masa başında yapay kompartımanlara (Orta Doğu, Avrupa, Avrasya masaları) bölerek yönetmeye alışmıştır. Ancak Türk Devletleri Teşkilatı (TDT), bu statik sınırları fiziki ve stratejik olarak yıkmaya başlamış olan, sınır ötesi bir akla sahip olduğunu gösteriyor. Batılı devletler kendi iç bürokratik hantallıklarıyla boğuşurken, TDT nın sahadaki esnek operasyonel kabiliyeti bu kavramsal körlüğü bizim lehimize bir avantaja dönüştürmektedir. TDT, Batı’nın yapay haritalarının çizdiği sınırların çok ötesinde, Akdeniz’den Orta Asya’ya uzanan organik bir can damarı inşa etmektedir.
Batı medyasında uzun süredir işlenen ve TDT’yi yalnızca Türkiye’nin tek taraflı bir genişleme alanı ya da şahsi bir dış politika argümanı olarak gören sığ yaklaşım, raporda rasyonel bir dille çürütülüyor. Cornell, bu illüzyonun arkasındaki gerçeği şu şekilde tırnak içine alıyor:
“In other words, the perception of the OTS as somehow beholden to Turkish President Erdogan is a red herring… The evolution of Turkic cooperation makes it clear that Turkey has played a significant role as the largest and most powerful Turkic country – but likewise that it is far from the only power setting the agenda of Turkic cooperation. Kazakhstan, Azerbaijan and more recently Uzbekistan have played important roles in their own right.”
Bu tespit, bölgedeki aktörlerin piyon değil, birer özne olduğunun altını kalın çizgi ile çizmektedir. TDT’nin tarihsel ve yapısal taşıyıcı kolonları uzun yıllar boyunca Kazakistan ve Azerbaycan olmuş; Özbekistan’ın stratejik katılımı ise bu yapıya nihai jeopolitik ağırlığını kazandırmıştır. TDT; Moskova veya Pekin güdümlü bölgesel örgütlerin (KGAÖ veya ŞİÖ) aksine, dayatmacı bir “abi” devletin tahakkümüne değil, rotasyonel ve eşit ağırlıklı orta güçlerin (Middle Powers) rasyonel çıkarlarına dayanmaktadır. Bu eşitlikçi ve yerel sahiplenme duygusu, örgütü dışarıdan gelecek “eksen kayması” suçlamalarına ve sabote girişimlerine karşı sarsılmaz bir diplomatik korumaya almaktadır.
TDT’nin son yıllarda geçirdiği en radikal ve en hızlı dönüşüm, şüphesiz güvenlik ve savunma sanayii alanında yaşanmaktadır. Küresel rapor, bu sessiz askeri entegrasyonun kronolojisini şu şekilde itiraf ediyor:
“The OTS’s organizational move into the field of security and defense dates to the summit in Samarkand in 2022. The member states ‘went beyond consultations by adding a new dimension to their security cooperation – they called for closer cooperation and military collaboration in the defense industry’… Azerbaijan has offered to host the first military exercises under the banner of the OTS.”
Türkiye’nin sahada (Karabağ, Suriye ve Libya) rüştünü ispatlamış modern askeri kapasitesi ve insansız hava aracı (UAV) doktrini, Orta Asya başkentleri için Rusya ve Çin karşısında en rasyonel dengeleyici unsurdur. Temmuz 2025’te TDT çatısı altında ilk kez kurulan Savunma Sanayii Başkanları mekanizması ve peş peşe icra edilen ortak tatbikatlar, üye orduları ortak bir harekat kabiliyetine taşımaktadır. Kazakistan ve Özbekistan’ın öncülük ettiği yapay zeka hamleleri ve Gabala’da atılan ortak alfabe adımı, yalnızca kültürel bir bağ değildir. Bu adımlar, gelecekte kurulacak ortak siber savunma ağları, dijital gümrük yazılımları ve kesintisiz entegrasyon için hayati bir kodlama altyapısıdır.
TÜRKMENİSTAN VE “OTS PLUS” (TDT+) MANEVRASI
Bir diğer nokta ise, Gabala Zirvesi’nde temelleri atılan genişleme enstrümanıdır. Cornell, etnik sınırların ötesine geçen bu yeni stratejiyi şu sözlerle analiz ediyor:
“With the rapid rise of the OTS, the organization’s approach to non-Turkic regional states is a pressing matter. At the Gabala summit, a solution was proposed in the instrument of ‘OTS plus,’ a new partnership format designed for the organization’s relationship with non-Turkic countries. It is to be assumed that Georgia and Tajikistan, and possibly in time Armenia, are the main targets of this program…”
TDT’nin sadece Türkî devletlerle sınırlı kalması, Orta Koridor üzerindeki Gürcistan ve Tacikistan gibi hayati geçiş ülkelerini yabancılaştırabilirdi. “OTS Plus” (TDT+) formatı, bu devletleri dışlamadan, coğrafi ve ticari olarak sisteme entegre etmenin en rasyonel formülüdür. Anayasal tarafsızlığı nedeniyle açık askeri paktlara imza atmaktan kaçınan Türkmenistan, TDT’nin bu esnek yapısı sayesinde, bölgedeki devleri doğrudan karşısına almadan Azerbaycan ve Tacikistan ile ortak tatbikatlara (Birlik-2025 gibi) dahil olabilmektedir. Bu esneklik, Türkmen gazının Hazar geçişli boru hatlarıyla (TCP) Türkiye üzerinden Batı’ya aktarılması projesinde Aşkabat’ın elini rahatlatan stratejik bir manevra alanı yaratmaktadır.
SONUÇ
“While this is unlikely to be welcomed by either Russia or China, thus far the importance Russia assigns to its relationship with Turkey has implied that Moscow is willing to tolerate the expansion of Turkey’s presence in Central Asia and the Caucasus. This is a major development that strengthens the security of Central Asian states… Western powers would do well to recognize the role of Turkic cooperation in strengthening the geopolitical environment…”
Cornell’in tespiti, TDT’nin Batı’nın büyük stratejik çıkarlarıyla (Orta Koridor’un açılması, Rus-Çin etkisinin dengelenmesi) büyük oranda örtüştüğünü doğru teşhis etmektedir. Ancak akılda tutulması gereken önemli nokta ise, Batı’nın bu sürece desteği her zaman kendi çıkarlarıyla sınırlı ve pragmatik kalacaktır.
KKTC’nin gözlemci statüsünün Batı ve AB ile ilişkilerde yarattığı diplomatik pürüzler, Orta Asya cumhuriyetlerinin uluslararası hukuka sadık kalarak sergilediği pragmatik denge zemininde yönetilmelidir. Örtülü diplomasi kanalları kararlılıkla işletilerek konunun TDT’nin ana omurgasını sakatlamasına izin verilmemelidir. Gürcistan ve Tacikistan’ın bu yeni halkaya dahil edilmesi süreçlerinde politik ve ekonomik enstrümanlarımız aktif olarak sahaya sürülmeli, bu geçiş ülkeleri doğrudan Türkiye-Azerbaycan eksenine raptedilmelidir. Siber alanda Kazakistan ve Özbekistan ile yürütülen ortak yazılım projelerinin veri merkezleri doğrudan TDT çatısı altında millileştirilmeli, küresel sistemlere olan bağımlılık kontrol altında tutulmalıdır.
TDT, küresel analistlerin de gördüğü üzere Avrasya’daki güç boşluğunu başarıyla ve süratle doldurmaktadır. Batı’nın örgüte yönelik “şahsi proje” algısı kırılıp örgütün kurumsal, rasyonel ve eşitlikçi yapısı öne çıktıkça küresel meşruiyeti daha da perçinlenecektir.
Metehan Türkmen
Kafkassam / Aşgabat

