ORHAN FİDAN: TÜRKİYE’NİN JEO-LOJİSTİK VE ORTADOĞU STRATEJİSİ YENİ DÜNYA DÜZENİNİN SEYRİNİ DEĞİŞTİRECEK

Yeryüzünde zulmün baki kalmayacağına, haksızlıkların sonsuza kadar hüküm sürmeyeceğine, mazlumun ahının yerde kalmayacağına iman ediyoruz. Annesinin şen gülüşleriyle değil, bomba sesleriyle uyanan bir çocuğun gözyaşı; evladını bağrına basmak yerine toprağa veren bir annenin bakışı; ailesini koruyamamanın ağırlığı altında ezilen bir babanın çaresizliği; çağların en gür hitabından daha tesirli, en pahalı taçlarından daha ağır, en sert ordulardan daha sarsıcıdır.

Dr. Devlet Bahçeli

İsrail’in Filistin’de sergilediği insanlık dışı eylem ve saldırıların ne denli büyük acılara, dünyanın gözü önünde yaşanan vahşete sebep olduğunu en güzel şekilde izah eden Sayın Dr. Devlet Bahçeli’nin sözleri tarihe büyük bir not olarak geçmelidir.

Birliğin, dirliğin, sosyal toplum yapısının ve kamusal nizamın korunması için çok ciddi adımlar atılması gerekiyor. Devlet ve millet bütünleşmesini sağlamak, aynı zamanda Türkiye Yüzyılı hedefleri doğrultusunda “Terörsüz Türkiye” ve “Terörsüz Ortadoğu” anlayışıyla belirlenen hedeflere ulaşmak için gayret etmeliyiz.

Birliğin olduğu yerde dirlik, dirliğin olduğu yerde düzen, düzenin olduğu yerde kamusal disiplin ve devlet nizamı galip gelir. Bu değerlerin güçlü olduğu toplumlarda halk, millet bütünlüğü altında toplanır. Bu bütünleşme; bayrak, dil, din, vatan, ordu ve devletin milletle kucaklaşmasıyla tezahür eder.

İsrail’in Filistin’de gerçekleştirdiği eylemlere İslam dünyasının yeterince destek vermemesi ve özellikle İslam İşbirliği Teşkilatı’nın çözüm noktasında yetersiz kalması ayrıca üzerinde durulması gereken önemli bir konudur.

Türkiye’nin Suriye’de doğru stratejiler eşliğinde yürüteceği güvenlik ve barış diplomasisi hamleleri büyük önem taşımaktadır. Suriye yeniden güçlü bir devlet olma yolunda ilerlerken, bu coğrafyanın Osmanlı mirasçısı olduğu gerçeği unutulmamalıdır. Aynı şekilde Irak için geliştirilecek politikaların da aynı hassasiyetle ele alınması önem arz etmektedir.

Irak’ın, 1. Dünya Savaşı’na kadar Osmanlı toprağı olduğu gerçeğinden hareketle; tarihten günümüze uzanan büyük çözüm politikaları doğrultusunda süreçleri değerlendirmeliyiz.

Dinimiz İslam, kitabımız Kur’an’dır. Aynı Allah’a iman eden Ortadoğu coğrafyasındaki toplumların birlikteliğini bozmak adına mezhepsel çatışmalar üzerinden ayrıştırılmaya çalışıldığı gerçeğini göz ardı etmemeliyiz.

Çanakkale Savaşı’nda, Kurtuluş Savaşı’nda ve 15 Temmuz hain darbe girişiminde hepimiz tek vücut olduk. Çünkü hedefimiz ortaktı. “Ev kira olabilir ama vatan bizimdir.” ilkesiyle milletin bütünleşmesi, sadece darbecileri değil; onlara destek veren yabancı gizli servisleri de korkulu rüya hâline getirmiştir. Bizleri ayrıştırmak, dış politikada güç kazanmamızı engellemek ve iç politikada kaosa sürüklemek isteyenlerin hedefinin; mazlum milletlerin yarasına merhem olmaya çalışan Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin gücünü kırmak olduğunu unutmamalıyız.

Yurt bir bütündür, vatan tektir, bayrak ulu bir sancaktır ve devlet korunması gereken bir sistemdir. Türkiye’nin geleceği demek; gençliğin madde bağımlılıklarından korunması, yaşlılara hürmet gösterilmesi ve hastalara şefkatle yaklaşılması demektir. Bunlar medeniyetimizin bizlere bıraktığı önemli miraslardır.

Bayramlar; unuttuğumuz değerleri hatırlamak, manevi miraslarımızı yaşatmak ve gelecek nesillere aktarmak için büyük bir nimettir. Bu yüzden sahip olduğumuz değerlerin kıymetini, onları kaybetmeden bilmeliyiz.

Dün Filistin, Suriye ve Irak için demokrasi bahanesiyle yürütülen süreçler ayrışma ekseninde ilerletildi. Bugün İran üzerinde devam eden çatışmaların akıbeti ortadadır. Peki, ileride enerji ve maden hedefleri doğrultusunda bu süreçler KKTC ve Doğu Akdeniz eksenine taşınırsa ne yapacağız?

Bu yüzden Türkiye’nin; Suriye, Irak ve KKTC üçgeninde çok ciddi stratejik adımlarla ilerlemesi büyük önem taşımaktadır. Bu adımlar; güvenlik ve barış diplomasisiyle birlikte ekonomi, gıda, hayvancılık, tarım ve su politikalarını da kapsamalıdır. Aynı zamanda Ortadoğu’da radikal oluşumların artışına karşı şeffaf yönetim anlayışıyla halkın birlik ve bütünlüğünü sağlamak gerekmektedir.

Batılı gizli servislerin gelecekte Sünni-Şii çatışmalarına yön vermek istedikleri şimdiden görülen bir gerçektir.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin, bu tür bölgesel kaoslara fırsat vermeden; sorunlar ortaya çıkmadan önce çözüm odaklı adımlar atması gerekmektedir. Selçuklu ve Osmanlı mirasçısı olarak Türkiye’nin bölgenin ağabeyi ve Ortadoğu’da sulhun merkezi olduğu anlayışı yalnızca masada değil, sahada da uygulanmalıdır.

İşte bu adımlar; çöllerin kuraklığını sona erdirip yeşeren umutların filiz vermesine vesile olacaktır.

İbrahim’in samimiyetine ulaşmak için önce İsmail’in teslimiyetine ulaşmamız gerekiyor. İsmailî teslimiyet, bizleri İbrahimî samimiyete götürecek en güzide adımdır.

21. yüzyılın Türkiye Yüzyılı olması için gayret sarf ederken olaylara sosyo-psikolojik, sosyo-kültürel ve sosyo-güvenlik analizleri çerçevesinde bakmalıyız.

Bu coğrafyanın sorunları bizlerin sorunlarıdır. Bizler konuşamazsak istişare edemeyiz, istişare edemezsek mülahaza yapamayız. Mülahaza edemezsek sulhu temin edemeyiz. Sulhun olmadığı yerde müzakere başlar ve müzakereyi yöneten bizler olmayız. Çözümün merkezinde olmadığımız bir sorun ise nizama değil, kargaşaya dönüşür. Bu kargaşalar zamanla ayrışmaya ve iç çatışmalara evrilir.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Türkiye Yüzyılı hedefleri doğrultusunda ilerlerken en büyük gayesi; bu sorunlara fırsat vermeden, sebep-sonuç ilişkisini doğru kurarak sorunları kendi içinde çözmektir. Bu gerçeği hepimizin kabul etmesi gerekiyor.

Dünya değişiyor, iklimler değişiyor, hava, su ve toprak değişiyor; ancak bilgi ve nezaketten uzak zihinler yerinde sayıyor. Bu yüzden Ortadoğu’da barış, birlik ve dirlik içerisinde yaşamak adına gösterilen gayretler amacına ulaşmakta gecikiyor.

Ülkemizin selameti, milletimizin refahı ve devletimizin bekası için bizleri içine çekmek istedikleri iç siyaset çatışmalarından uzak durmalıyız. Bu konuda çok dikkatli, gözlemci ve uyanık olmak zorundayız.

Nizamın temelinde akıl, aklın merkezinde irade, iradenin oluşumunda inanç, inancın temelinde ise güven duygusu vardır.

İstişare etmekten kaçınır, örtülü emellerle hareket edersek nizam bozulur. Sorumluluklarımızı yerine getirmekten kaçınırsak israf bize musallat olur. İsraf huzurumuzu kaçırır. Kaçan huzurun sebebini hükûmete ya da devlete değil, önce kendimize sormalıyız. Çünkü kişi kendi devletidir. İnsan ne kadar adil olursa; huzur, başarı, refah ve istikrar da o kadar artar.

“Komşusu açken kendisi tok yatan bizden değildir.” nasihatine layık olmak için gayret etmeliyiz. Kendi huzurumuz yerindeyken başkalarının huzurunu korumazsak, kader döner dolaşır ve bir gün bizim huzurumuz da zarar görür. İşte o zaman hakikatin ne olduğunu daha iyi anlarız.

Anadolu’nun köklü bir irfan geleneği vardır. Verilen sözü tutmak, sorumlulukları zamanında yerine getirmek ve çıkarcılıktan uzak durmak; Ahilik ve Bacıyan-ı Rum kültüründen bizlere miras kalmıştır. Susan insan sustuğu için değil; edep ve hayâ sahibi olduğu için susar, bekler ve gözlemler.

Anadolu coğrafyasının barometresi Türkiye’dir. Su kaynamaya başladığında ve basınç yükseldiğinde kılıç kınından çıkar, kin ıslah edilir. Medeniyet değerlerimizin farkında olarak dünden bugüne, bugünden yarına odaklanmalıyız. Dün neydik, bugün neyiz ve yarın ne olmak istiyoruz sorularını kendimize sormalıyız.

Olaylara ve süreçlere bu pencereden baktığımız zaman Filistin’de özgürlük galip gelir, Suriye’de devlet kültürü Osmanlı mirasçısı olarak yeniden şekillenir, Irak’ta yeni bir Kerbela yaşanmaz ve KKTC bağımsız, hür bir devlet olarak Birleşmiş Milletler öncülüğünde tanınır, Türkiye’nin güvencesi altında dünyaya açılır.

Bizler sorunun değil, çözümün bir parçası olmak için gayret ettiğimiz ve üstlendiğimiz sorumlulukları adil ve doğru bir şekilde yerine getirdiğimiz zaman muasır medeniyetler seviyesine ulaşırız. Aksi durumda insanların yüzüne gülüp arkasından taş atmanın İslam coğrafyasına hiçbir faydası olmayacaktır.

Araştırmacı Yazar
ORHAN FİDAN

Kafkassam Editör
YAZAR

Kafkassam Editör

Yeni bir dünyaya uyanmak, dünyayı yeniden okumak isteyenler için, söylenecek sözü olanlar için merkezi Ankara’da olan KAFKASSAM’ı kurduk. Erivan, Bakü, Tiflis, Tebriz, Grozni, Moskova, Mahaçkale, Nazrin, Nalçik, Saratov, Ufa ve Sochi’de ofislerimiz temsilcilerimiz var. Kafkassam genelde kafkasya çalışmak için kuruldu Kafkasya genelinde çalışır. Ermenice Rusça Gürcüce İngilizce dillerinde yayın yapan kafkassam genç akademisyen ve stratejistlerle çalışmaya özen gösterir. KAFKASSAM’ın internet sitesi 2 Ocak 2010’da yayına girdi. İnternet sitesinde Kafkasya’daki ülkeler ve Türkiye ile ilişkileri hakkında makaleler, ropörtajlar, analizler ve yorumlara yer verilmektedir.

Yorum Yaz

Share a useful thought, question, or feedback.