Kıbrıs’ta Şehir Efsaneleri “İlhak ve Asimilasyon” (Kara Propaganda – Korku Yayma)

Trablus savaşına paralel ‘diplomatik savaş’ işaretleri

Armenia: Nation-Army Plan Raises Concerns About Society’s Militarization

Facts About Bitcoins

Mehmet Yüce: SENARYO RUSYA’DAN BEDEL ÖDEMEK TÜRKİSTANDAN: KIRGIZİSTAN –TACİKİSTAN ÇATIŞMASININ ARKA PERDESİ

Gündem 1 Mayıs 2021
760


Büyük İskender, akıl hocası büyük filozof Aristo’ya bir mektup yazıp sorar: “Zaptettiğim topraklardaki insanları yönetimim altında tutabilmek için neler yapmalıyım?”
Aristo, çözüm olarak şu tavsiyede bulunur:
İnsanların arasına nifak tohumları ekeceksin. Onları parçalara ayırıp savaştıracaksın. Birbirleriyle savaşınca, hakem olarak kendini kabul ettireceksin. Ama anlaşmaya giden bütün yolları da tıkayacaksın!
Bu şekilde hepsi birbirlerine güvenemediklerinden senin yönetimine muhtaç bir şekilde yaşamayı sürdüreceklerdir.
Aslında gerek SSCB gerekse Rusya bu politikası realize edip, ustaca kullanmış ve hata kullanmaya devam etmektedir.
1924 tarihinde diktatör Stalin Türkistan’daki birliği bozmak için Batı Türkistan’da yapay ve sorunlu alanları barındırılan sınırlar çizerek beş otonom cumhuriyet kurmuştur. Bunlar: Kırgız Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti, Özbek Sovyet Sosyalist Cumhuriyet, Tacik Sovyet Sosyalist Cumhuriyet, Türkme Sovyet Sosyalist Cumhuriyet ve Kazak Sovyet Sosyalist Cumhuriyet (Kırgız Özerk Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti kurulmuş 1936 yılında bu şekilde ismi değiştirilmiştir). Böylece başlangıçta sorunlu bir şekilde kurulan bu Özerk Cumhuriyetlerin 1991’de SSCB’nin dağılmasıyla bu sorunlar büyüyerek devam etmiştir. Söz konusu cumhuriyetler arasında hep sürtüşmeye neden olmuş, bir türlü çözülememiş ve her zaman Rusya’nın hakemliğine ihtiyaç duyulmuştur. Her hakemlik sonrasında ise Rusya’nın marifetiyle çözülmeden sorun dondurulurken Rusya bölgeden eli boş dönmemiş, bir takım avantajlar elde etmiştir.
Bugün Orta Asya’da (doğru ifadesi Türkistan’dır) yaşanan en önemli sorun çizilen “sınırlar” dır. Bölgedeki ülkelerin tümü arasında sınır sorunu bulunmaktadır. Bilinçli olarak sorun teşkil edecek şekilde çizilmiş sınırlar bir taraftan Bölge barışı ciddi bir şekilde tehdit ederken, diğer taraftan bölgede Rusya’nın hakemliğine gerek gerektirmektedir. Sınır sorunu yanında bir diğer ilginç sorun ise Anklav/Eksklav sorunudur. Fergana vadisinde sınırlar belirlenirken, bilinçli olarak oluşturulan, bir ülkenin başka bir ülke tarafından kuşatılmış toprak parçasına anlamına gelen Anklav sorunu hakikaten ibretlik bir manzarayı teşkil etmektedir. Mesela Özbekistan’ın Kırgızistan’da Soh, Şahimardan, Çonkara ve Jangıayıl adıyla bilinen dört anklav’ı bulunurken, Kırgızistan’ın da Özbekistan’ın ana sınırı içinde Barak adıyla bilinen bir anklav’ı yer almaktadır. Bunlar arasında en ilginci ise Kırgızistan’da Soh Anklavıdır. Çünkü bu yer Kırgızistan sınırı içinde egemenliği Özbekistn’a bırakılmış ve etnik olarak da Taciktir. Dolayısıyla Soh, Kırgızistan sınırları içinde olduğu halde Özbekistan açısından egemenlik, Tacikistan açısından soydaşlık sorununa kaynaklık etmektedir. Bu konuda daha önce yine Batkent’e Kırgız-Özbek (özellikle Özbek radikal millitanlar) çatışması olmuştur.
Netice-i kelam, 28 Nisanda Tacikastan’ın Kırgızistan sınır karakoluna ateş açmasıyla iki ülke arasında başlayan çatışmanın kaynağı yine sınır meselesi ve bu mesele ile alakalı su paylaşımı meselesinden kaynaklanmıştır. Görünür sebep bu iken bu olayın Rusya’nın Tacikistan ile askeri işbirliği yapması ve Rusya’nın Tacikistan’da Üs açmaya karar vermesi akabinde gerçekleşmiş olması manidardır. Hali hazırda Rusya suskundur. Kanaatimce bu olayla Rusya’nın bir taraftan ABD yanlısı Kırgızistan’ın yeni Cumhurbaşkanına “buranın hâkimi benim” mesajı verirken, diğer taraftan bölgede varlığı kuvvetlendirecek yeni dengeyi kurmaktadır. Tabi yine hakem rolü ile yine ellini öptürerek….yani değişen bir şey yok: Rusya senaryoyu yazıyor, oyuncuları ise Müslüman ve Türklerden seçiyor. Kazanan Rusya, kanı dökülen Müslüman ve Türkler…Kazanan Rusya, evini barkını terk etmek zorunda bırakılan, ciğeri yanan Müslüman ve Türkler… Rus analar sevinç çığlıkları atarken, Müslüman ve Türk anaların feryatları göğe yükseliyor… Ancak tüm bunlara rağmen yine Müslümanlar-Türkler Rusya’ya karşı kedi, birbirine karşı aslan olmaktan geri kalmıyor. Ne diyeyim Allah feraset versin….Çözüm ise Yunus Emre yıllar önce dilendirmiş: Gelin dostlar bir olalım….
Mehmet Yüce

Yorumlar