Mehmet Akif Koç: İran Neden Durulmuyor? Protestoların 3 Temel Nedeni
İran Neden Durulmuyor? Protestoların 3 Temel Nedeni

İran’da son dönemde birkaç yılda bir tekrarlayan kitlesel protestolar ve sokak hareketleri, 2025’in son günlerinde yaklaşık iki hafta boyunca ülkeyi sarsan yeni bir türbülans yarattı. Hâlihazırda kontrol altına alınmış gibi görünse de bu kitlesel protestoların kapsam ve sıklığının artması, İran’daki iç siyasi ve sosyolojik şartları mercek altına almayı zorunlu kılıyor.
Özellikle bu son gösterilerin ekonomik krizle bağlantılı bir tetiklenme anına işaret etmesi, 2022 sonbaharındaki Mehsa Emini olaylarının ise kadın hareketleriyle bağlantılı bir tepkiden doğması, bu toplumsal hadiselerin kök sebeplerini farklı boyutlarıyla da incelemeyi gerektiriyor. Acaba İran’da sürekli kriz üreten sorunlu bir iç siyasi ve toplumsal atmosfer mi var, yoksa böylesi yapısal krizler zaten yok da doğrudan dışarıdan yönlendirilen yapay gösteriler mi izliyoruz?
Bu noktada benim tezim; İran’daki yapısal krizler ve yarılmış sosyoloji olgularına ilaveten, konjonktürel krizlerle dış operasyonel faktörlerin hep birlikte tepkimeye girerek, İran’daki memnuniyetsizlikleri büyük protestolar ve kitlesel tepkilere çevirdiği yönünde.
1) İran’daki politik sistem ve yapısal krizler
İran’ın kendine özgü sistemi, Humeyni’nin sadece siyaset bilimi içinde değil Şii gelenek içinde de yaptığı tarihi kıran bir çıkışa ve sıra dışı bir formülasyona dayanıyor. Necef sürgünü sırasında 1970’lerin hemen başında vazettiği Velâyet-i Fakih doktrini gereğince, toplumun velâyet ve vâsiliğini üstlenecek bir Veli-yi Fakih (Dini Lider veya Rehber) tüm sistemi kontrolü ve rehberliği altında tutar. Anayasaya göre, ordu komutanlarından yargı erki başkanına, istihbarat kurumlarından resmî medya kurumu başkanına kadar hemen tüm üst düzey konumlara atama yetkisini elinde tutan, savaş ve barış kararlarını veren, bütün erklerin üstünde konumlanan Rehberlik makamı, adeta bütün sistemin ana omurgasını oluşturur, kritik süreçleri başlatır ve sona erdirir. Neredeyse kâdir-i mutlak bir güce sahip olan bu makam sayesinde nihai otoritenin atanmış dinî/bürokratik yapılara verilmesi, cumhurbaşkanlığı ve parlamento için yapılan seçimleri halkın zihninde istifhamlı hale getirir.

Doğrudan Rehberlik makamının kontrolü altındaki Anayasayı Koruyucular Konseyi tarafından muhalif adayların sistematik biçimde elenmesi, hatta eski cumhurbaşkanlarının dahi seçimlere girmesinin engellenmesi gibi uygulamalar halk iradesini açıkça önceden filtrelemektedir. Seçimlerin gerçek iktidar üretmemesi, halkın seçtiği ancak şahin kanada mensup olmayan Muhammed Hatemi, Hasan Ruhani gibi cumhurbaşkanlarının sistem içi veto mekanizmaları ve paralel güç merkezleriyle işlevsizleştirilmesi gibi gelişmeler, özellikle genç kuşakta sandıkla değişimin mümkün olmadığı algısını doğurmaktadır ki İran gibi devrim ülkeleri açısından bu tür politik meşruiyet sorunları orta/uzun vadede sürdürülebilir olmaktan çıkmaktadır.
Bu tür yapısal krizlerin somut yansımaları; 2024 yazındaki gibi kritik bir cumhurbaşkanlığı seçiminde bile katılım oranının %40’ların dahi altında kalması ve günün sonunda bilhassa ılımlı/reformist veya muhalif kitlelerdeki hoşnutsuzluğun bir noktadan sonra sistem içi reform talebinden sistem karşıtı bir dile kayması olarak karşımıza çıkmaktadır.
2) Yarılmış sosyoloji: Etnik, mezhepsel ve kültürel fay hatları
İran’ın homojen bir toplumdan oluşmaması, tarihsel olarak periferide yaşayan etnik ve mezhepsel toplulukları büyük ölçüde “İranlılık” üst kimliği etrafında birleştirmeyi ana öncelik haline getirdi. İslam Cumhuriyeti döneminde de bu İran milliyetçiliği –“Fars milliyetçiliği” değil, ikisini birbirinden ayırmak gerekir- bu parçalı toplumun yapıştırıcı ve birleştirici kimliği olarak toplumun önüne kondu. Bu formül bir ölçüde başarılı da oldu, zira İran’ın son iki asırlık modern döneminde periferideki etnik/mezhepsel toplulukların merkezî idareye karşı silaha sarılıp ayaklandıkları dönemler hiç de az değil. 1890’lardaki Kürt isyanları, Meşrutiyet ve Birinci Dünya Savaşı döneminde Azerbaycan Türkleri, Araplar ve Bahtiyarî isyanları, İkinci Dünya Savaşı sırasındaki etnik motivasyonlu ayrılıkçı hareketler ve nihayet 1979 Devrimi sürecinde Kürtler ve Türkmenlerin ayrılıkçı başkaldırıları periferide daima canlı olan isyan dinamiğinin somut göstergeleri.
Tarihsel olarak hareketli olan bu dinamiğe ilaveten, 1979 Devrimi sonrasında Kürtler, Beluçlar, Ahvaz Arapları ve Türkmenlerin bir bölümünde ekonomik ve siyasi olarak çevreye itilmiş olma hissiyatlarının yanında, ülkenin yaklaşık %15’ini oluşturan Sünni azınlıkların devlet kadrolarından ve üst kademe bürokrasiden sistematik biçimde dışlanması uygulamaları dikkat çekici. Benzer şekilde bu bölgelerde zaman zaman ortaya çıkan protestolar ve sokak hareketlerinin, motivasyonu ekonomik ve kültürel hak talebi de olsa otomatikman “ayrılıkçılık” etiketiyle özdeşleş(tiril)mesi ve sert güvenlik önlemleriyle bastırılması da bu yabancılaşmayı belirli çevrelerde arttıran bir unsur oldu. Bu durumsa protestoları zaman zaman ekonomik değil kimliksel ve varoluşsal hale getiriyor.

İran sosyolojisindeki ikinci yarılma aksı, İslam Cumhuriyeti sistemine destek veren ve karşı çıkan kitleler arasında görülüyor ki bu basitçe seküler-dindar ikilemine sıkıştırılamayacak kadar karmaşık bir ayrıma işaret ediyor. Devletin güçlü olduğu zamanlarda dindarlığı zorunlu, denetleyici ve yeri geldiğinde cezalandırıcı bir forma sokması; zorunlu hicap, ahlak devriyeleri (geşt-i irşad), kültürel yasaklar gibi uygulamalar yoluyla günlük hayatın neredeyse tamamını siyasallaştırması dindar olmayan kitlelerde açık bir zorlanmaya yol açıyor. Günün sonunda bu kitleler açısından dindarlık bir inanç pratiği olmaktan çıkıp, iktidarın kendisi üzerinden yeniden üretilip sürdürüldüğü bir baskı ve teşvik unsuruna dönüşüyor ki başta Mehsa Emini protestoları olmak üzere sokak olaylarında bu yarılmanın açık izlerini bulmak mümkün. Bu yarılmışlık realitesine kadın hareketlerinin kattığı dinamizm de 2022 sonbaharında ilave bir kriz parametresi oluşturmuştu.
3) Konjonktürel / jeopolitik ve ekonomik krizler
Yukarıda zikrettiğim yapısal sorunlar ve yarılmış sosyolojik çerçeveye ilaveten, bazı konjonktürel ve jeopolitik krizleri de ayrı bir dış sebepler kümesi olarak bunlara eklemek gerekir. İlk iki maddedeki sorunları katalizör bir etkiyle derinleştiren bu konjonktürel krizleri temelde üç kategoride analiz edebiliriz:
i) Nükleer program kaynaklı yaptırımlar ve ekonomik çöküş: Aralarında ABD’nin de bulunduğu P5+1 ülkeleriyle İran arasında, nükleer dosyadaki anlaşmazlığa çözüm bulabilmek için Temmuz 2015’te imzalanan Kapsamlı Ortak Eylem Planı’nın (KOEP) Trump tarafından Mayıs 2018’de ABD’nin geri çekildiğinin açıklanarak çöpe atılmasıyla yeni bir gerginlik sarmalına girildi. 2025 Ocak’ta ikinci kez göreve başlayan Trump döneminde ABD öncülüğündeki yaptırımlar İran ekonomisini yapısal olarak daha kırılgan hale getirdi. Bu yaptırımların da etkisiyle, önceki dönemlerde yüksek seyreden enflasyon daha kronik hale gelirken, işsizlik özellikle gençler arasında oldukça yükseldi. Orta sınıfın eridiği ve yoksulluğun siyasal sadakati aşındırdığı bu tür kriz anları böylesi devrim ülkeleri açısından toplumsal şartları daha da kırılganlaştırır. Ancak ekonomi yönetiminin kötü performansı ve ülke içindeki sorunlu ekonomik yapı bu tür sokak protestoları döneminde daha göze batmaktadır. İran örneğinde, protestoların sadece “yaptırımlar yüzünden” olmadığı, devletin/hükümetin yaptırımların yarattığı ilave krizleri yönetememesi ve bedeli halka yüklemesi saiklerinin de ön plana çıktığı görülüyor. Bu da halkın en azından bir bölümünde dış düşman söyleminin ikna edici olmaktan çıktığını gösteriyor.
ii) Orta Doğu’daki güç mücadelesinin İran aleyhine dönmesi: ABD’nin 2003 Mart’taki Irak işgalinin ardından 2005 Anayasası ile birlikte bu ülkenin Şii çoğunluk üzerinden İran nüfuzu altına girmesinin ardından, 2003-2023 arasında İran’ın önünde geniş bir hareket alanı açıldı. 2011’den itibaren Suriye’de sahaya doğrudan müdahale eden, Yemen’deki Şiileri teşkilatlandırıp organize eden, Hamas ve Hizbullah’a desteğini yoğunlaştıran İran, bir dönem kendi yetkililerinin de gururla kaydettiği gibi Orta Doğu’daki dört başkenti doğrudan kontrol etme kapasitesine erişmişti. Ancak 7 Ekim saldırıları ve bilhassa Aralık 2024’te Suriye’deki İran müttefiki Baas rejiminin düşüşü, İran’ın bölgedeki egemenlik alanının da sonuna geldiğini göstermekteydi. İran’ın güvenlik ve savunma doktrini açısından oldukça kritik rolü olan Orta Doğu genelindeki nüfuz cepleri, bölgesel güç olma döneminde ilave katkı yaratırken, zayıflama döneminde ise bu sefer yük oluşturmaya başlamış durumda.
iii) ABD-İsrail baskısı ve geri adım attırma stratejisi: Bilhassa Aralık 2024’teki dönüm noktasından itibaren İran, İsrail-ABD ikilisi karşısında kırılgan bir duruma düştü, yakın müttefiklerinin aldığı ağır darbeler sonrası, Tahran ve ülkenin büyük şehirleri de Haziran 2025’te doğrudan hava bombardımanına tabi tutuldu. Bu savaş realitesi ve sürekli saldırıya uğrama ihtimali, İran’daki sorunları derinleştiren bir dış dinamik işlevi görüyor artık. Batı’nın bu süreçte doğrudan veya dolaylı savaş yöntemleri yoluyla İran’da İslam Cumhuriyeti yönetimini tamamen devirmekten ziyade iç meşruiyetini aşındırmak, elitler arasındaki bölünmeleri derinleştirmek ve taviz vermeye zorlamak suretiyle baskıyı arttırdığı görülüyor.
***
İran’daki krizlerin, sokak protestoları ve kitlesel tepkilerin tek bir sebebi yok; ben bu sebepleri üç ana grupta topluyorum ve mevcut yapısal politik krizler ve sosyolojik ayrışmalara ilaveten, zaman zaman nükseden jeopolitik ve konjonktürel krizlerin de var olan sorunları daha keskinleştirip katalizör etkisiyle derinleştirdiğini düşünüyorum. Dolayısıyla birkaç yılda bir zaten hareketlenme potansiyeline ve içeride sürekli bir ayrışma ve memnuniyetsizlik üretme iklimine sahip olan İran’da, son on yıldaki ilave dış faktörlerin istikrarsızlıkları arttırdığını değerlendiriyorum.
Ancak bu noktada dış baskı arttıkça İran devletinin içeride daha güvenlikçi hale geldiği ve bu şiddet kullanımının da iç protestoları zaman zaman radikalleştirdiği dikkat çekiyor. Böylece protestolar hem içsel hem dışsal dinamiklerle sürekli yenide




Yorum gönder