Şimdi yükleniyor

Nataly Aleksanyan: Kilise İçindeki Etik Krizi ve Şeffaflık Mücadelesi Üzerine

 

Son günlerde Başpiskopos Hovnan Derderyan’ın kaleme aldığı yazı etrafında yürütülen karalama kampanyası, sağduyu sınırlarını ve uygar bir eleştirinin gerektirdiği asgari nezaket kurallarını açıkça aşmıştır. Bu saldırılar ne yazık ki kişisel, saygısız ve etik açıdan kabul edilemez bir boyuta ulaşmıştır.

Üzülerek belirtmeliyiz ki, bu tür yöntemler; dini makamın itibarını sarsan, kurumun kutsiyetine zarar veren ve mevcut yönetim yapısını baskıcı yöntemlerle elinde tutan odaklara hizmet etmektedir. Başpiskopos Hovnan’ın tamamen şeffaf, katılımcı ve demokratik ilkelerle hareket ettiği, din görevlileri üzerinde herhangi bir dayatmayı reddettiği bilinirken, bu saldırıların yapılması düşündürücüdür.

Söz konusu yazı kamuoyuna sunulmadan önce, bölgedeki tüm din görevlilerine inceleme, tartışma ve görüş bildirme amacıyla gönderilmiştir. Hatta bu konuda özel bir toplantı düzenlenmiş, her din görevlisi hiçbir baskı altında kalmadan fikrini beyan etme imkânı bulmuştur. O süreçte belgenin içeriğine dair ne yazılı ne de sözlü hiçbir itirazın gelmemiş olması bir gerçektir.

Bu tablo, Başpiskopos Hovnan’ın kilise hiyerarşisine saygı duyduğunu ve sorumluluk bilinciyle hareket ettiğini kanıtlamaktadır. Ancak, bazı din görevlilerinin (Ter Yeremia, Ter Vazgen Boyacyan, Ter Yegishe Ksachikyan ve Ter Gevorg Abiev gibi isimlerin), görüşlerini toplantıda dile getirmek yerine farklı bir yöntem seçmiş olmaları endişe vericidir. Bu kişiler, yazı yayımlanmadan önce metni çeşitli çevrelere ve “merkezi otoriteye” yakın isimlere sızdırarak, bunu Başpiskopos Hovnan’a karşı bir “suç delili” gibi sunma gayretine girmişlerdir.

Bu davranışı sadece etik dışı olarak tanımlamak yetersiz kalır; bu, kilise içi ilişkilerin temel nezaket kurallarının ihlalidir. Özgür bir ülkede hizmet veren bu kişilerin, açık bir diyalog yerine gizli sızdırmaları tercih etmesi manidardır.

Kilisedeki görüş ayrılıkları; merkeze gönderilen gizli ihbarnamelerle, bir piskoposun bilgisayarına gizlice girip oradan “sızdırılan belgelerle” veya şantaj dosyaları oluşturarak çözülemez. Bugün net bir şekilde görülmektedir ki; kiliseyi tehditlerle, hakikati susturarak, gizli jurnallerle ve asılsız iftiralarla yönetme anlayışı, kurumu kronik bir krizin eşiğine getirmiştir.

Eğer bu isimlerin içeriksel bir itirazı olsaydı, bunu toplantıda açıkça ifade edebilirlerdi. Demokratik bir ortamda bu fikirlerini söyleselerdi herhangi bir idari yaptırımla da karşılaşmazlardı. Ancak, özgür bir ülkede görev yapmalarına rağmen, katılımcı bir süreçten sonra geriye dönük “şikâyet” mekanizmalarını işletmek, dürüst bir yaklaşımdan ziyade bir yıpratma operasyonuna hizmet etmektedir. Bu, sorumluluktan kaçan ve kurumsal barışı baltalayan bir tutumdur.

Başpiskopos Hovnan kimsenin sesini kısmamış, aksine geniş kapsamlı bir tartışma zemini oluşturmuştur. Bugün ona yöneltilen suçlamalar, aslında kurumsal sorunları cesaretle dile getiren bir din adamını itibarsızlaştırma çabasıdır. Başpiskoposun sergilediği şeffaf liderlik modeli, belli ki statükodan beslenen odakları rahatsız etmektedir.

Unutulmamalıdır ki; kilisenin iyileşme yolu korku ve sessizlikten değil, hakikatin kabul edilmesinden ve dürüst bir diyalogdan geçer. Bu gerçeği, şahsi çıkarlarını kurumsal menfaatlerin önüne koyanlar dışında herkes görmektedir.

Yorum gönder