Şİİ KİMLİĞİ VELAYET-İ FAKİH VE VEKİL GÜÇLER BAĞLAMINDA BİR DEĞERLENDİRME
Bu calışmada, İran dış politikasının tarihsel, ideolojik ve jeokültürel temellerini incelemeyi amaçlamaktadır. Çalışmada İran’ın dış polıtıka davranışlarının yalnızca güvenlik kaygıları veya güç dengesi çerçevesinde açıklanamayacağı, aynı yamanda şii kimliği, Velayet-i Fakih doktrini ve devrim sonrası oluşan stratejik kültür tarafından şekillendirildiği ileri sürülmektedir. Bu bağlamda İran’ın bögesel nüfuzunu sürdürmek amacıyla kullandığı vekil güç stratejisi; Irak, Suriye Lübnan ve Yemen örnekleri üzerinden analiz edilmektedir. Ayrıca İran’ın İbrahim Anlaşmalarına yönelik yaklaşımı ve bölgesel güvenlik algısı değerlendirilmektedir.
Din ile siyaset arasındaki ilişki insanlık tarihi kadar eskidir. Tarih boyunca siyasal otoriteler meşruiyetlerini güçlendirmek, toplumsal mobilizasyon sağlamak ve kolektif kimlik oluşturmak amacıyla dini referanslardan yararlanmıştır. İran örneği ise bu ilişkinin en belirgin görüldüğü vakalardan biridir.
İran Kimliğinin Tarihsel Temelleri
16. yy başlarında İran’da hakimiyeti ele alan Safevi hükümdari Şah İsmail de Şiiligi resmi bir mezhep olarak kabul ederken hiç bir zaman dini ve ahlaki kaygılar gütmemiş, İran kimliğini yeniden inşa etmek ve sünni İslama karşı güçlü bir alternatif oluşturmak , mümkün oldugunca farkli ve eşsiz bir kimlikle tarih sahnesine çıkmayı amaç edinmistir. İşte bu tarihten sonra şiilik, İran’ın siyasi varoluşunun en temel unsuru olarak varlığını sürdürmüştür. Daha sonraki Nadir Şah Zend Hanedanı ve son olarak Kaçar Hanedanı da resmi ideoloji olarak şiiligi devam ettirmiştir. Yani İran ulusunun en önemli kimliği şiiliktir diyebiliriz. Kaçarlar döneminde de yöneticiler meşruiyetlerini güçlendirmek ve toplumsal desteği saglayabilmek için dini argümanları referans almışlar, özellikle de şii kültürü yansıtan simge ve sembollerden faydalanmışlardır. (Abdulcabbar Kavak: Kaçar Hanedanı Döneminde 1795-1925 İran’da Faaliyet Yürüten Nakşibendi-Halidi Şeyhleri -Şırnak Ün. Ilahiyat Fak. Dergisi 2015)
Pehleviler döneminde Batılılardan etkilenerek laiklik anlayışını benimseyen yönetim, islamı toplum hayatından tamamen dışlamaya kalkmış, bunun sonucu olarak ta değişim isteyenlerin başını islamcılar çekmiştir. İran İslam Devriminin ilan edilmesiyle birlikte şiilik tekrar devletin resmi dini olarak yerini almış, Safeviler döneminde oluşturulmak istenen İranlilik moduna yeniden dönülmüştür. Tekrar vurgulamak gerekir ki İsna aşeri şiiliği, zerdüştlük ve islam ile yogurulmuş İrana mahsus bir dindir, İran’ın bir üst kimligidir. Bu da onun dış politikasına yön veren ana unsurdur. 1979 devriminden sonra Humeyni, Velayeti Fakih düşüncesini (yani dini otoritenin siyaseti ele alması) ülkeye hakim kılmıştır. (Hasan Onat :İran İslam Devrimi ve Şiilik e-makalat.com)
Şahlık yönetimini ortadan kaldıran unsurlar içerisinde Marksistler, sosyal demokratlar gibi sol çizgiden gelenler olmakla birlikte ağırlık noktasını şii ulemanin rehberlik ettiği müslümanlar oluşturmaktadır. Halkin Mücahitleri ise silahli mücadele taraftarı olan radikallerdir. (H.Onat ) Ancak ilerleyen dönemde yönetimi şii ulemanin oluşturduğu Uzmanlar Meclisi devralmistir. Şii ulemanın temelleri Safeviler döneminde Güney Lübnandaki Cebel-i Amil, Bahreyn ve Necef’ten gelen şii alimlere dayanmaktadir. (Habib Kartaloğlu: Safevi Hanedanlıgında Muhakkik ElKereki :Cebeli Amil Kökenli Muhacir Alimin Rolü 7.Uluslararasi Harran Kongresi Bilimsel Araştirmaları Tutanaklari- Menderes Kurt: Safevi Dönemi Şii Ulema ve Velayeti Fakihin Ortaya Çıkışına Zemin Hazirlayan Tarihi Süreç İran Çalısmaları Dergisi .08.08.2018) Sonraki yıllarda Ortadoğu’nun bir çok bölgesinde siyasi olaylarda ismi geçecek olan Sadr Ailesi de bunlar arasinda yer almaktadir. (Sadr= Bey Dinsel vakıfların yönetiminden ve bütün Safevi ülkesinde şii islamin yayılmasının koordinasyonundan sorumlu olan bir makamdır. Eş’arilikteki Ulul Emre itaat edilmesi anlayışına karşılık Şiilikte yönetme yetkisinin İmama ait olması esası yer almaktadır.
Bu aşamada şu önemli hususu vurgulamak gerekiyor ki bu Devrim sonrasın da İran’ın diş politika stratejisini ortaya koymaktadır. Başka bir ifade ile bugün İran neden devrim ihraç etme çabası içerisine girmek istemesine açıklık kazandıracak ve aynı zamanda Ortadoğu’nun farklı bölgelerinde vekil güçler oluşturmasının nedenlerini anlamamıza olanak sağlayacaktır. O da gelmesi beklenen 12. İmam inancıdır. Bu inanç, Devrim öncesi dönemde toplumu pasifize ederken devrimle birlikte artık bu bekleme dönemi sona ermiş ve 12. İmamın gelişine hazırlık dönemini başlatmıştır. Alınan bu kararla birlikte artık Şii ulema siyaset arenasında daha etkin bir rol üstlenmeye başlamıştır. (Dinmuhammed Ametbek: İran Dış Politikasının jeokültürel Kodları ANKASAM 2017) Buna benzer bir anlayışın Hristiyan siyonistlerde (ABD deki fundamentalistler) de eş zamanlı olarak ortaya çıkması , (Grace Helsell- Tanrıyı Kıyamete Zorlamak) kutsal metinlerde yer alan Apokaliptik Edebiyatın/Eskatoloji, batı ve doğu toplumlarının bilinçaltlarında hala saklı olduğunu ve her an kitleleri harekete geçirmede etkin bir rol oynamaya hazir olduğunu göstermektedir.
Devrim öncesi dönemde İran ve İsrail ilişkileri bölgesel çıkarlar ve Sovyetler tehdidine karşı daha olumluydu. İslam Devrimi sonrasında İran’ının Ortadoğuda daha aktif bir dış politika ürettiğini görmekteyiz. Bu da bir taraftan sünniligin temsilcileri Arap ülkeleri ve hatta Türkiye’nin ötekileştirilmesine İsrail ve ABD’nin düşmanlastırılmasına yol açmıstır. Böylece islami radikalizmin doruk noktasına çıktıgı 80 li yıllarda dünya üzerindeki müslümanları heyecanlandırmış ve vekil güçler harekete geçmistir. Bu da Ortadoğuyu dizayn etmek için bahaneler arayan İsrail ve ABD nin “ön alıcı saldırı” planını devreye sokmasına neden olmuştur. İbrahim Anlaşmaları ve Körfez krizi de bu planın bir parçasıdır.
İran Dış Politikasının İdeolojik ve Jeolültürel Kodları İnşacı yaklaşım; rasyonalist teorilerin (realizm, Leberalizm) aksine bu teori, bilginin ve toplumsal gerçekliklerin pasif bir şekilde keşfedilmediğini; bireylerin etkileşimleri, dilleri ve kültğrleri aracılığızla aktif olarak inşa edildiğini savunur. Bu noktada İran’ın dış politikasını belirleyen ana unsur “ iran kimligi” dir. Bir başka ifade ile uluslararası ilişkilerde İran İslam Devletine göre , bir İran ve onun güvenligi, bir de ötekiler vardir. İran devlet anlayisina göre ötekiler/İran dışındaki diğer devletler her zaman bir düşman olarak algılanmıştır.(Ametbeg)
İRAN’IN VEKİL GÜÇLERİ
Devrim muhafızları; Ayetullah Humeyni’nin talimatıyla kurulan bu örğüt, İran’ın içindeki ve dışındaki eylemlerin beyni olarak kabul edilir ve amacı rejimi iç ve diş tehditlere karşı korumak, devrim ilkelerini muhafaza etmek ve mevcut düzenli orduya alternatif bir güç oluşturmaktır. Humeyni’nin, ordunun/resmi iran ordusu siyasetten uzak durmasi vasiyetinde bulunması, bu yapıyı daha da güçlendirmiştir. (M,Mazlum Çelik: İran’ın Görünmez Eli Devrim Muhafızları FOKUS 12.03.2026) 1980’den itibaren İran ve İsrail arasındaki mücadele daha çok gizli operasyonlar ve vekalet savaşları ve dolayli yöntemlerle sürdürüldü. İran’ın Lübnan’da 1982 yılında Hizbullah’ı kurması, Safeviler döneminde İran’a göç eden mollaların bu sefer silahlı mücadele için tekrar Lübnan’a dönmesi, İsrail’in kuzey sınırında sürekli bir tehdit yaratmıştır. İran ayrıca Gazze’deki Hamas’a finansal ve askeri destek sağlayarak, İsrail’e karşı ikinci bir cephe oluşturmuştur. 13. Haziran 2025 İsrail’in İran’ın nükleer tesislerini hedef alan çok sayıda savaş uçağıyla geniş çaplı bir harekât başlatmasına kadar İsrail ve ABD’ nin vekil güçlerle mücadelesi devam etti.(Ozan Onel: İsrail İran Çatışmaları ve Tarihsel Seyir KAPDEM 13 Haziran 2025)
Irak’ta Haşdı Şabi; Şia kimliginin inşasında bir takim semboller vardır. Belki de bunların en önemlisi Irak’ın orta kesimlerinde yer alan ve aynı zamanda İmam Hüseyin’ in mezarının bulundugu Kerbela dır. Her yıl Muharrem Ayında Şiiler Kerbela’ya Hz Hüseyinin şehid edilmesi anısına “Erbain Yürüyüşü” düzenlerler. Bu nedenle Irak topraklari her zaman bünyesinde şii grupları barındırmış ve hatta Kerbela şii ulemanın yetiştirilmesinde bir merkez olarak varlıgını sürdürmüştür. Iraktaki şiilerin milis kuvvet haline dönüşmesi üç ayrı dönemde gerçekleşmiştir.
Saddam Huseyin Dönemi şii topluluklar üzerinde 1991 yılında uygulanan baskı sonucu İran destekli gruplar Irak İslam Devrim Yüksek Konseyi (ISCI) ve Bedir Tugaylari sahneye çıkmıştır.
ABD İşgal dönemi: Irak ordusunun Muttefik Kuvvetler ABD tarafından tasfiye edilmesinden sonra örgütlenen Mukteda Sadr önderligindeki kuvvetler Mehdi Ordusu (Feyzullah Tuna Aygun-Sercan Calışkan: Irak Siyasetinde Öngörülemeyen Aktör Sadr Hareketi ORSAM Mayis 2025)
2014 yılında DEAŞ tehdidine karşı Ayetullah Ali Essistani’nin fetvasıyla Kerbela’yı koruma amaçlı Haşdi Şabi örgütünün ortaya çıkması. Bilindigi üzere önce 1802 de Kerbela, Vahhabiler /Suudi tarafindan yagmalanmıştır. (Ferhat Erman Erdem -Yunus Yoldaş: Iraktaki Şii Milislerin Çatı Yapilanması Halk Seferberlik Güçlerinin/Haşdi Şabi Gelişimi Gelecegi ve Ulus Devlet İnşasına Etkileri. Turkiye Siyaset Bilim Dergisi)
8 Şubatta başlayan savaşın Irak sahasina yansıması son derece hızlı oldu. ABD ve İsrail’in Iraktaki bazı hedeflere yönelik hava saldırısına karşılık İran’ın , Iraktaki Amerikan varlığına ve Erdebil havalimanı gibi stratejik noktalara saldırıları, Irak’ı iç çatışmanın esiğine götürdü. ( Irak’ın Resmi Guvenlik Kurumları ve Haşdı Şabi Arasindaki Gerilim Hatti ORSAM 30.03.2026)
Ketaib Hizbullah , Bedir Örgütü ve Nuceba Hareketi resmi açıklamalar yaparak İran’ın, İsrail ya da ABD tarafından hedef alınması durumunda askeri güç olarak Tahran’ın yanında yer alacaklarını bildirmişlerdir. Bununla birlikte yaşanan bu gerginlik Bağdat’taki geçici hükumeti hassas bir sınavla karşı karşıya bırakmıştır. ( Iraklı Gruplar İran’ı Savunmak İçin Savaş Çanları Çalıyor: Bağdat Bölgesel Çatışmanın Merkezinde FOKUS06.02.2026)
Suriye’deki Şii Milisler; Suriye , Lübnan, Israil, Filistin Ürdün ve Kıbrısı içerisine alan Levant’ın kuzeyinde yer alan Suriye, pek çok etnik ve dini grubu barındırmaktadır. Esad ailesinin de yer aldığı Nusayriler dışında Iran Devrim Muhafizları tarafindan organize edilen Şii Milisler de bulunmaktadir. Bunlardan en dikkat çekeni Hizbullah tır. Irak merkezli Hareket Nuceba , Kataib Seyyid Essuheda Ebul Fazl El-Abbas Tuğayi, Afganlı mültecilerden oluşan Fatımiler Tuğayi ve Liva Zulfikar digerleridir. Rejimin kendisi tek başına isyana kalkışan güçlerle mücadelede başarılı olamayınca İran bu milis güçlerle boşluğu doldurarak sahada etkin bir rol almak istemiştir. (Suriye Gündemi 17 Aralik 2017) Hizbullah Lübnan sınırının , Şam ve Humus’un kontrolunu sağlarken Iraklı Şii milisler ise Şam ve çevresi, Halep ve çevresi ile İdlib’te Nubul ve Zahra gibi yerleşim yerlerinin savunmasinda kritik rol üstlenmiştir.
İran bu milis güçler vasitasiyla Lübnan Irak ve Suriye’de merkezi hükumetler üzerinde bir etki kurmaya çalışarak, bölgedeki oyun kurucular arasinda yerini sağlamlaştırmayı amaçlamaktadır. İç savaş öncesi de Suriye üzerinden Lübnan ve Filistindeki Hizbullah’a destek sağlamaktaydi. Esad’ın yıkılıp yeni Suriyenin kurulmasından sonra Şara yonetimi İran ile temkinli bir ilişkiyi tercih etmiştir. Çünkü İran’ı tamamen dışlayarak içerideki Şiilerin tepkisine yol açmak istemedigi gibi yakın ilişkiler kurarak İsrail ve ABD yi gücendirmek istememektedir. ( Ali Akbaba Suriye’nin Yeni Denge Arayışı :İran İle Mesafe mi Yakınlaşma mı FOKUS )
Yemende Husiler; Yemen, antik dönemlerde çeşitli Pers etkilerine maruz kalmış ve İran’ın stratejik hafızasında önemli bir yer edinmiştir. Buda İran’ın büyük bir imparatorluk gelenegine sahip oldugunun açık bir göstergesidir. Dolayısıyla İran’ın binlerce yıl öncesine ait bu stratejiden kolay kolay vaz geçecegi mümkün görünmemektedir. Bununla birlikte stratejinin uygulanma biçiminde taktiksel esnemeler ve yeni dengeleme arayışları kaçınılmaz olacaktır. İran – ABD ve İsrail savaşının uzaması, belirsizliklerin artması ve Hürmüz Boğazı’nın kapandıgı şu aşamada İran’ın asimetrik caydırıcılık stratejisinde, Husiler önemli bir araç olarak görünüyor. Babulmendep ve Kızıldenizde de yasanacak her hangi bir aksama sadece bölgesel degil aynı zamanda küresel bir krizin yaşanmasına neden olacaktır. Ancak Husilerin doğrudan savaşa dahil olması, gerek merkezi Yemen hükumeti ve gerek se ABD ve Israil nezdinde elde ettigi kazanımlarnın elinden gitmesine neden olacaktir. Gelinen bu aşamada Husilerin, bekle gör politikası uyguladıüı ve İran’dan gelecek talimatı beklediği görülmektedir. ( Redhwan AlKuthbi Husiler Savasa Dahil Olursa Ne Olur Kızıl Denizde Kritik Denge FOKUS)
Vekil Güçler ile ilgili son olarak şunları söyleyebiliriz. Husilerden Siyasi destek var ancak askeri müdahale yok. Hizbullah varoluşsal tehdit ile Lübnan gerçegi arasinda . Iraklı Gruplar merkezi devlet gerçegi ile eksen mantığı arasında (Redwan AlKhutbi :İran’ın Müttefikleri Harekete Geçecek mi FOKUS 20.05.2026)
İran, İbrahim Anlaşmalarını, kendi bölgesel etkisini sınırrlamaya yönelik bir çevreleme stratejisi olarak degerlendirmektedir. Bu nedenle İran, vekil güç stratejisini ve bölgesel nüfuz politikasını südürmektedir. Her ne kadar İran iç kamuoyunda tepki ile karşılanmakla birlikte İran’ın kısıtlı maddi kaynaklarına ragmen bu vekil güçlerin desteklenmesi Ortadogu’nun en etkili aktorlerinden olarak kalmasının temel sebeplerinden biridir. (Sefa Yuksel : İran’ın İleri Savunma Doktrini ve Bati Asyada Vekil Güç Stratejisi-Turkish Forum) Ayrıca İran’ın, ABD nin hegemonyasını sona erdidigi iddiasi da İran iç kamuoyunda onemli bir etki yaratmakta ve psikolojik bir üstünlük olarak sunulmaktadır . Çünkü Hurmuz Boğazinin kontrolunun hala İran’ın elinde oldugunu söyleyebiliriz.
Sonuç olarak İran dış politikasını anlamak için zalnıyca realist güvenlik yaklaşımları yeterli değildir. İran’ın tarihsel kimliği, Şiilik anlayışı, Velayet-i Fakih doktrini ve devrim sonrası oluşan stratejik kültürü birlikte değerlendirilmelidir. İran’ın vekil güç stratejisi, yalnızca askeri değil, aynı zamanda ideolojik ve jeokültürel bir nüfuz mekanizması işlev görmektedir.
Bölgesel normalleşme girişimleri ve İbrahim Anlaşmaları İran tarafından çevreleme politikası olarak algılanırken, İran da vekil güçler ve ileri savunma doktrini aracılığıyla bölgesel etkinliğini korumaya çalışmaktadır. Bu nedenle İran’ın gelecekteki dış politika davranışları analiz edilirken kimlik, ideoloji ve güvenlik unsurlarının birlikte ele alınması gerekmektedir.
İffet DÖNMEZ: İRAN TEHDİDİ VE ANALİZİ

