Hovhan Mandakuni: Ermenistan’ın güvenlik denkleminde Rus üssü tartışması ve Türkiye

Ermenistan’ın güvenlik denkleminde Rus üssü tartışması

Ermenistan Güvenlik Konseyi Sekreteri Alen Simonyan’ın 102. Rus Askeri Üssü’ne ilişkin son açıklaması, yalnızca Gümrü’deki Rus askeri varlığının geleceğiyle ilgili bir tartışma olarak görülmemeli. Açıklama, Ermenistan’ın yaklaşık otuz yıldır dayandığı güvenlik modelinin yeniden sorgulanmaya başladığını gösteren daha geniş bir siyasi tartışmanın parçası olarak değerlendirilebilir.

Simonyan’ın açıklamasına göre Ermenistan bugün Türkiye’den egemenliğine yönelik doğrudan bir tehdit görmüyor ve Rus askeri varlığını böyle bir tehdidi caydırmanın zorunlu aracı olarak değerlendirmiyor. Bununla birlikte Erivan, Rus üssünün geri çekilmesini talep etmiş değil. Konuyu gündeme getiren tarafın Moskova olduğu, Ermeni tarafının ise üssün geleceğini ileride görüşmeye açık olduğu belirtiliyor.

Bu birkaç cümle, Ermenistan’ın güvenlik politikasındaki temel denklemlerden birini yeniden gündeme taşıyor:

Türkiye’den gelebilecek tehdit algısı Rus askeri varlığı Ermenistan’ın güvenlik sistemi.

Rus askeri varlığının ortaya çıktığı dönem

Bu bağlantının kökeni, Ermenistan’ın bağımsızlığının ilk yıllarına uzanıyor.

1992’de Nahçıvan çevresindeki çatışmaların yoğunlaştığı dönemde Türkiye’nin Ermenistan’a askeri müdahalede bulunabileceği ihtimali Ankara’da ve bölgesel başkentlerde ciddi biçimde tartışılıyordu. Bağımsız Devletler Topluluğu ortak silahlı kuvvetlerinin başkomutanı Yevgeny Şapoşnikov, dış müdahalenin daha geniş çaplı bir savaşa yol açabileceği konusunda uyarılarda bulunmuştu.

Aynı dönemde Yeltsin’in yakın çalışma arkadaşlarından Gennady Burbulis ile yeni Rusya Savunma Bakanı Pavel Grachev’in Erivan ziyareti de dikkat çekti. Bu ziyaret, Moskova’nın Ankara’ya Ermenistan’a yönelik olası bir askeri müdahalenin bölgesel sonuçlarının ağır olacağı mesajını verdiği şeklinde yorumlandı.

Dolayısıyla Rus askeri varlığının başlangıçtaki siyasi mantığını anlamak için o dönemin güvenlik ortamına bakmak gerekiyor. Rusya’nın Ermenistan’daki askeri varlığı, Türkiye’nin olası askeri baskısının önemli bir güvenlik senaryosu olarak görüldüğü bir dönemde şekillendi.

Bu nedenle bugün Türkiye’ye yönelik tehdit algısının değiştiği yönündeki açıklamalar, doğal olarak Rus askeri varlığının gerekçesinin de yeniden tartışılmasına yol açıyor.

1993’te güvenlik denklemi daha da sertleşti

1993’te Kelbecer çatışmalarının ardından Türkiye’nin Ermenistan sınırını kapatması ve sınır bölgesindeki askeri varlığını artırması, Ankara’nın olası müdahalesini bölgesel güvenlik hesaplarının önemli bir unsuru haline getirdi.

O döneme ilişkin çalışmalar, Washington’ın da Ankara’yı doğrudan askeri müdahaleden kaçınması konusunda uyardığını gösteriyor.

Bu tarihsel deneyim önemli bir noktaya işaret ediyor:

Ermenistan’ı Türkiye karşısında koruma meselesi hiçbir zaman yalnızca Gümrü’deki Rus askerlerinin varlığından ibaret olmadı.

Ankara’nın hesapları aynı zamanda Moskova ile ilişkiler, Washington’ın tutumu, Türkiye’nin NATO üyeliği, Avrupa ülkeleriyle ilişkileri ve Türkiye’nin olası bir askeri müdahalesinin doğurabileceği uluslararası maliyetler tarafından şekillendi.

Otuz yıl sonra denklem değişti

Bugün ise güvenlik ortamı 1990’ların başından oldukça farklı.

Rusya’nın askeri kapasitesi, öncelikleri ve Türkiye ile ilişkileri değişti. Türkiye ile Rusya arasındaki ilişkiler de klasik anlamda bir düşmanlık ilişkisi olarak tanımlanamayacak kadar karmaşık hale geldi.

İki ülke;

ticaret,
enerji,
Karadeniz,
Ukrayna,
ulaşım,
bölgesel krizler

gibi birçok alanda aynı anda rekabet ediyor, işbirliği yapıyor ve birbirlerine bağımlı ilişkiler sürdürüyor.

Bu nedenle Rusya’nın Ermenistan’daki askeri varlığını Türkiye’ye karşı sınırsız ve koşulsuz bir güvenlik garantisi olarak değerlendirmek, bugünkü Rusya-Türkiye ilişkilerinin niteliğini yeterince hesaba katmayan bir yaklaşım olur.

Üstelik 2022 sonrasında Ermeni yetkililer de kamuoyu önünde 102. Üssün ülke güvenliği açısından taşıdığı önemi sorgulamaya başladı.

1995 tarihli anlaşma Rus askeri üssünü Ermenistan’ın güvenlik ve bölgesel istikrar sisteminin bir unsuru olarak tanımlamış, 2010’da yapılan düzenlemeyle üssün görev süresi 2044’e kadar uzatılmıştı.

Dolayısıyla bugün tartışılan mesele yalnızca “Rus askerleri Gümrü’den ayrılacak mı?” sorusu değil.

Asıl mesele:

Rus askeri varlığının üstlendiği güvenlik işlevleri ortadan kalkarsa bunların yerini ne dolduracak?

Ermenistan’ın karşı karşıya olduğu asıl güvenlik açığı

Bir askeri üssün kapatılması veya faaliyetlerinin azaltılması tek başına yeni bir güvenlik stratejisi oluşturmaz.

Rusya’nın üstlendiği veya üstlendiği düşünülen güvenlik işlevlerinin farklı alanlara dağıtılması gerekir:

Ermenistan’ın kendi silahlı kuvvetlerinin güçlendirilmesi,sınır güvenliği,
hava savunması, ihbarat ve erken uyarı kapasitesi, askeri teknoloji ve silah tedariki,
siyasi ve diplomatik caydırıcılık, farklı ülkelerle güvenlik işbirliği.

Bu noktada Ermenistan’ın son yıllarda farklı aktörlerle geliştirdiği ilişkiler önem kazanıyor.

ABD ile güvenlik diyaloğu, Fransa ve diğer Avrupa ülkeleriyle savunma işbirliği, Hindistan’dan gerçekleştirilen silah tedariki ve Avrupa kurumlarıyla artan siyasi ilişkiler, Erivan’ın güvenlik bağlantılarını çeşitlendirme arayışının parçaları olarak görülebilir.

Ancak burada önemli bir ayrım yapmak gerekiyor:

ABD, Fransa veya Hindistan’ın hiçbiri Rusya’nın Gümrü’deki askeri varlığının mekanik bir alternatifi değildir.

Her ülkenin Türkiye ile kendi ilişkileri, çıkarları ve sınırları bulunuyor. Dolayısıyla Ermenistan açısından mesele bir güvenlik ortağını başka bir güvenlik ortağıyla değiştirmekten ziyade, tek bir merkeze bağımlı güvenlik modelinden daha çeşitli bir modele geçebilmek.

Türkiye faktörü de değişti

Bu dönüşümün önemli unsurlarından biri de Türkiye’nin uluslararası konumundaki değişim.

Türkiye bir NATO üyesi ve ABD ile Avrupa ülkeleriyle çok katmanlı siyasi, ekonomik ve askeri ilişkilere sahip. Aynı zamanda Avrupa ile gümrük, ticaret ve finans alanlarında güçlü bağlantıları bulunuyor.

Bu durum, Türkiye’nin güvenlik ve dış politika kararlarının yalnızca Moskova-Ankara ilişkileri üzerinden değerlendirilmesini yetersiz kılıyor.

Dolayısıyla Ermenistan açısından Türkiye’yi caydırma meselesi de geçmişteki kadar basit bir denklem değil.

1990’ların mantığı büyük ölçüde:

“Türkiye’den gelebilecek askeri tehdide karşı Rusya.”

şeklinde kurulurken, bugünün şartlarında bunun yerini daha karmaşık bir denklem alıyor:

“Kendi savunma kapasitesi çok taraflı siyasi ilişkiler çeşitli askeri tedarik kanalları uluslararası caydırıcılık.”

Aynı gün iki farklı dosya: AB ve Rus üssü

Bu tartışmanın zamanlaması ayrıca dikkat çekici.

Aynı dönemde Kremlin, Ermenistan’ın Avrupa Birliği ile daha fazla bütünleşmesi ile Avrasya Ekonomik Birliği’ndeki üyeliğinin nasıl bağdaştırılacağı konusunda Moskova’nın çekincelerini yeniden gündeme getirdi.

Başbakan Nikol Paşinyan’ın Moskova ziyaretinin tarihi henüz kesinleşmemiş olsa da Ermenistan-Rusya ilişkilerinde aynı anda iki stratejik dosyanın öne çıktığı görülüyor:

1. Ermenistan’ın ekonomik yönelimi

2. Rusya’nın Ermenistan’daki güvenlik rolünün geleceği

Bu iki konu aslında aynı daha büyük sorunun farklı boyutları.

Ermenistan, otuz yılı aşkın süredir ekonomik, siyasi ve askeri ilişkilerinin önemli bölümünü Rusya merkezli bir sistem içerisinde yürüttü. Şimdi ise bu sistemin parçalarını yeniden değerlendirmeye çalışıyor.

1992’den 2026’ya değişen şey ne?

1992’de Ermenistan’ın güvenlik hesabında Türkiye’nin olası askeri müdahalesi önemli bir tehdit olarak görülüyordu. Bu nedenle Erivan, Moskova başta olmak üzere farklı uluslararası aktörlerden güvenlik desteği aradı.

Bugün ise coğrafya büyük ölçüde aynı kalmasına rağmen güç dengeleri, Rusya’nın bölgesel kapasitesi, Rusya-Türkiye ilişkileri, Türkiye’nin uluslararası konumu ve Ermenistan’ın dış bağlantıları önemli ölçüde değişmiş durumda.

Bu nedenle Ermenistan’ın önündeki soru artık yalnızca
“Rusya bizi Türkiye’ye karşı koruyacak mı?” değil.

Daha kapsamlı soru şu:

“Ermenistan, değişen bölgesel dengeler içerisinde kendi güvenliğini hangi araçların birleşimiyle sağlayabilir?”

Bu araçların başında kendi savunma kapasitesi geliyor. Bunun yanında farklı ülkelerden askeri teknoloji ve silah tedariki, ABD ve Avrupa ile siyasi-güvenlik ilişkileri, Fransa ve Hindistan’la savunma işbirliği ve Türkiye’nin Batılı müttefikleriyle kurduğu ilişkilerin Ermenistan’ın güvenlik hesabına etkisi bulunuyor.

Asıl mesele Gümrü’deki üssün kendisi değil

Bu nedenle 102. Rus Askeri Üssü’nün geleceği üzerine yürütülen tartışmanın daha derin anlamı, üssün kalıp kalmayacağından çok Ermenistan’ın güvenlik mimarisinin nasıl yeniden kurulacağıyla ilgili.

Rus üssünün varlığı Ermenistan’ın güvenlik politikasının tamamı olmadığı gibi, üssün çekilmesi de tek başına yeni bir güvenlik sistemi anlamına gelmez.

Asıl dönüşüm, Ermenistan’ın *ek bir güç merkezine dayanan güvenlik anlayışından, kendi askeri kapasitesini artırdığı ve farklı siyasi, ekonomik ve askeri bağlantıları birbirini tamamlayacak şekilde kullandığı daha çok merkezli bir güvenlik modeline geçip geçemeyeceği sorusunda düğümleniyor.

Bu açıdan Simonyan’ın açıklaması, **Rus üssünün geleceğinden çok Ermenistan’ın Rusya merkezli güvenlik anlayışını yeniden tanımlamaya başlaması** bakımından önem taşıyor.

Kafkassam Editör
YAZAR

Kafkassam Editör

Yeni bir dünyaya uyanmak, dünyayı yeniden okumak isteyenler için, söylenecek sözü olanlar için merkezi Ankara’da olan KAFKASSAM’ı kurduk. Erivan, Bakü, Tiflis, Tebriz, Grozni, Moskova, Mahaçkale, Nazrin, Nalçik, Saratov, Ufa ve Sochi’de ofislerimiz temsilcilerimiz var. Kafkassam genelde kafkasya çalışmak için kuruldu Kafkasya genelinde çalışır. Ermenice Rusça Gürcüce İngilizce dillerinde yayın yapan kafkassam genç akademisyen ve stratejistlerle çalışmaya özen gösterir. KAFKASSAM’ın internet sitesi 2 Ocak 2010’da yayına girdi. İnternet sitesinde Kafkasya’daki ülkeler ve Türkiye ile ilişkileri hakkında makaleler, ropörtajlar, analizler ve yorumlara yer verilmektedir.

Yorum Yaz

Share a useful thought, question, or feedback.