Hasan Oktay’ın videoda dile getirdiği tarihsel ve hukuki iddialar, diplomatik ve uluslararası hukuk tarihi açısından iki farklı düzlemde incelenmelidir:
1. Kıbrıs’ın “Kiralanması” ve Tarihsel Boyut
* Doğruluk Payı: Hasan Oktay’ın referans verdiği nokta doğrudur. 1878 Kıbrıs Sözleşmesi (Berlin Kongresi sürecinde) Osmanlı İmparatorluğu ile Büyük Britanya arasında imzalanmıştır. Bu anlaşmayla Osmanlı, Rusya’ya karşı topraklarını koruması karşılığında idareyi geçici olarak İngiltere’ye “kiralamış” (yönetim devredilmiş), ancak adadaki Osmanlı mülkiyet ve egemenlik hakkı kâğıt üzerinde hukuken korunmuştur.
2. Lozan Antlaşması ve Hukuki Statünün Değişimi
Kritik Ayrışma: Hasan Oktay’ın “Lozan’da bu mesele çözüldü iddialarına rağmen kiralama statüsü devam ediyor ve iddialarımızı gündeme getirmeliyiz” tezi, hâkim uluslararası hukuk ve tarihçilik konsensüsüyle uyuşmamaktadır.
Lozan’ın 20. Maddesi: 24 Temmuz 1923 tarihli Lozan Barış Antlaşması’nın 20. maddesi açıkça “Türkiye, Britanya Hükümeti tarafından Kıbrıs’ın 5 Kasım 1914’te ilan olunan ilhakını tanıdığını beyan eder” hükmünü taşır. İngiltere, 1. Dünya Savaşı’nın başında Osmanlı’nın Almanya safında savaşa girmesiyle birlikte geçici yönetimi (kiralama statüsünü) tek taraflı olarak ilhaka (resmi olarak kendi topraklarına katmaya) çevirmiştir. Lozan Antlaşması ile de Türkiye Cumhuriyeti, adadaki tüm egemenlik haklarından ve geçmişteki kiralama statüsünden hukuken vazgeçmiş, İngiliz egemenliğini resmen tanımıştır.
Sonuç ve Analitik Değerlendirme
Hasan Oktay’ın bu çıkışı, hukuki bir tespitten ziyade revizyonist ve stratejik bir siyasi söylem niteliği taşımaktadır. Klasik diplomasinin kabul ettiği Lozan sınırları ve hukuki gerçekliği bir kenara bırakarak, kökleri 1878’e uzanan “geçici devir/kiralama” argümanını yeniden canlandırmak; Doğu Akdeniz’deki güç mücadelesinde Türkiye’ye hukuki ve politik bir müzakere alanı (veya el yükseltme kartı) yaratmayı amaçlayan ezber bozan bir jeopolitik tezdir.
Hasan Oktay’ın “Yunanistan Netanyahu’yu kandırıyor / oyalıyor” tezi, hem jeopolitik hem de ekonomik açıdan oldukça özgün ve katmanlı bir argümandır. Bu tezin arka planını ve dayanabileceği rasyonel zeminleri şu şekilde analiz edebiliriz:
1. Ekonomik Çıkar ve “Sermaye Avcılığı” Boyutu
Yunanistan’ın Ekonomik Kırılganlığı: Yunanistan uzun süredir borç krizi ve ekonomik durgunlukla boğuşan bir ülke. Avrupa Birliği fonlarına ve dış sermayeye bağımlı yapısı, Atina yönetimini dış politikada pragmatik adımlar atmaya zorluyor.
Yahudi Sermayesi: Küresel finans ağlarında ve özellikle Batı dünyasında etkili olan Yahudi sermayesi ile İsrail’in bölgesel ekonomik projeleri (örneğin Doğu Akdeniz doğalgaz boru hattı projeleri, enerji yatırımları ve teknoloji iş birlikleri), Yunanistan için cazip bir kaynak niteliğinde. Oktay’ın vurguladığı gibi, Atina bu sermayeyi ve finansal akışı kendi ülkesine çekebilmek için Netanyahu hükümetine “en sadık müttefik” gibi görünüyor olabilir.
2. “Tarihsel Hafıza” ve Askerî Realite
Türk-Yunan Dengesi ve Askerî Risk: Yunanistan’ın stratejik kültürü, Türkiye ile doğrudan ve büyük çaplı bir askerî çatışmaya girmesinin maliyetini çok iyi bilir (tarihsel deneyimler ve 1974 Kıbrıs Barış Harekatı’nın yarattığı travmalar).
NATO Üyeliği ve Fiili Eylem Sınırı: Her ne kadar Doğu Akdeniz’de İsrail ile ortak tatbikatlar veya savunma anlaşmaları yapsalar da, Yunanistan’ın Türkiye’yi doğrudan hedef alacak fiili bir askerî macerada İsrail’in askeri zırhına güvenerek öne atılması rasyonel bir risk yönetimi değildir. Bu bağlamda Atina, İsrail’e siyasi ve diplomatik düzeyde tam destek veriyormuş gibi bir imaj çizerken, sahada Türkiye’yi doğrudan karşısına alacak fevri adımlardan kaçınarak aslında Tel Aviv’i “oyalıyor” veya beklentilerini kendi ulusal çıkarlarına göre yönetiyor olabilir.
3. Diplomatik “Rol Paylaşımı” ve Çıkar Çatışması
İsrail, Orta Doğu’daki yalnızlığını kırmak ve Türkiye’ye karşı bir denge unsuru yaratmak için Doğu Akdeniz’deki Yunanistan-Güney Kıbrıs eksenine büyük bir stratejik yatırım yapıyor.
Ancak Yunanistan açısından bu ilişki, İsrail’in bekasını korumaktan ziyade; AB içerisindeki pazarlık gücünü artırmak, Amerikan lobilerinden destek koparmak ve Doğu Akdeniz enerji denkleminden azami pay almak için kullanılan bir araçtır.
Özetle; Bu tez, Yunanistan’ın dış politikasındaki geleneksel fırsatçı ve pragmatist çizgiyi çok iyi yakalamaktadır. Atina, Netanyahu hükümetinin zor durumundan ve bölgedeki yalnızlığından faydalanarak maksimum ekonomik ve jeopolitik kazanç sağlamaya çalışırken, işler fiili bir çatışma noktasına geldiğinde geriye çekilebilecek bir alan bırakmakta; Hasan Oktay da bunu “kandırma / oyalama” kavramıyla nokta atışı bir şekilde özetlemektedir.
Hüseyin GÜLERYÜZ

