Denis Korkodinov: Filistinliler İçin Garantili İdam

2 Mayıs 2026 tarihinde İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir, yaklaşan ellinci yaş gününü dava arkadaşları ve polis teşkilatı yönetimiyle birlikte kutladı. Kutlamanın merkezindeki ikram, tepesinde altın renginde bir **idam ilmiği** bulunan üç katlı bir pastaydı. İbranice yazılmış notta şu ifade yer alıyordu: *”Bazen hayaller gerçek olur.”* Bu olaydan beş hafta önce Knesset (İsrail Parlamentosu), Filistinliler için terörizm kapsamına giren suçlarda asılarak idamı zorunlu bir ceza haline getiren yasayı kabul etmişti. Sembolizm ile siyasi bağlamın bu örtüşmesi tesadüf değildir; bu, idam cezasının istisnai bir önlem olmaktan çıkıp etnik açıdan seçici bir adalet aracına dönüştüğü kurumsal sürecin tamamlanışını simgelemektedir.
30 Mart 2026’da kabul edilen “Teröristler İçin İdam Cezası Yasası”, İsrail siyasi yelpazesindeki aşırı sağcı güçlerin yıllardır yürüttüğü kampanyanın doruk noktası oldu. “Otzma Yehudit” (Yahudi Gücü) fraksiyonu tarafından parlamentodan geçirilen belge, terör eylemi olarak nitelendirilen ve ölümle sonuçlanan saldırılardan suçlu bulunan Batı Şeria sakinleri için asılarak idamı standart ceza olarak belirliyor. Yasa, 48 “hayır” ve bir çekimser oya karşı 62 “evet” oyuyla kabul edildi. Başbakan Binyamin Netanyahu, daha önce kamuoyu önünde tartıştığı bu girişimi desteklemek için bizzat oylama salonuna geldi. İsimli oylama kayıtları, iktidar koalisyonu ile muhalefetin bir kesimi arasındaki konjonktürel ittifakı belgeledi: Eski Savunma Bakanı Avigdor Liberman’ın fraksiyonu da yasayı desteklerken, koalisyonun bazı ultra-ortodoks üyeleri dini gerekçelerle idam cezasına karşı çıkarak “hayır” oyu kullandı.
Yasanın hukuki mimarisi, her detayı tek bir amaca hizmet eden çok katmanlı bir yapıdır: Filistinliler hakkında idam kararı verilmesi ve infaz prosedürünün maksimum düzeyde basitleştirilmesi, aynı zamanda bu cezanın İsraillilere uygulanmasının önüne aşılmaz engeller konulması. Yasa, iki paralel yargı rejiminde işlemektedir:
* **Batı Şeria’da:** Sadece Filistinlileri yargılayan ve mahkumiyet oranı %96’yı aşan askeri mahkemeler, artık asılarak idamı varsayılan (default) ceza olarak atamak zorundadır. Hakimler teorik olarak “özel durumlar” varlığında idamı ömür boyu hapse çevirme yetkisine sahip olsa da yasa bu kavramın tanımını yapmayarak yorumu yine hakimlerin takdirine bırakmaktadır. İdam kararı oy birliği yerine salt çoğunlukla alınabilmektedir. Yasa, af hakkını dışlamakta ve infazın kesin karardan sonraki 90 gün içinde gerçekleştirilmesini emretmektedir.
* **İsrail Sivil Yargısında:** Yahudi vatandaşların tabi olduğu bu sistemde idam cezası, yalnızca “İsrail Devleti’nin varlığını inkar etme” niyetinin kanıtlanması durumunda mümkündür; bu, Filistinlilere yönelik saldırıları farklı ideolojik yapılarla motive edilen Yahudi aşırılıkçılar için pratikte uygulanamaz bir maddedir.
Bu iki kademeli sistem, en başından itibaren uluslararası kurumların yoğun eleştirilerine maruz kaldı. BM insan hakları uzmanları grubu, yasayı “ayrımcı bir idam rejimi” olarak nitelendirerek bunun; “işgal altındaki Batı Şeria’daki Filistinlilerin askeri hukuka ve askeri mahkemelere tabi olduğu, İsrailli yerleşimcilerin ise olmadığı çifte hukuk sistemini kalıcılaştırdığını ve güçlendirdiğini” belirtti. BM İşkence Özel Raportörü Alice Jill Edwards, yasanın etnik veya ulusal temelli seçici uygulamasının “ayrımcı zararın özellikle ağır bir biçimi” olduğu konusunda uyardı. Amnesty International (Uluslararası Af Örgütü) ise Knesset’teki oylamayı “insan haklarına yönelik mutlak bir küçümseme ve zulmün halka açık gösterisi” olarak tanımladı.
Fransa, Almanya, İtalya ve İngiltere dışişleri bakanları ortak bir bildiri yayımlayarak yasanın “fiili ayrımcı karakterinden” duydukları endişeyi dile getirdiler. İspanya Başbakanı Pedro Sánchez, bunu “apartheid yolunda atılmış bir başka adım” olarak nitelendirdi. Ancak Amerika Birleşik Devletleri’nin tepkisi dikkat çekiciydi. Dışişleri Bakanlığı sözcüsü, “Amerika Birleşik Devletleri, İsrail’in terörizmden suçlu bulunan kişilere yönelik kendi yasalarını ve cezalarını belirleme egemenlik hakkına saygı duyar” dedi. Mevzuatın ayrımcı niteliğine dair herhangi bir eleştirel değerlendirme içermeyen bu ifade, bölgede daha fazla tırmanış için verilmiş fiili bir açık çek olarak algılandı.
İsrail Demokrasi Enstitüsü’nden hukuk profesörü Amihai Cohen, Yahudi vatandaşların bu yeni yasa kapsamına girmeyeceğini doğruladı. Ancak bu itirazların etkinliği, derin bir felç durumunda olan İsrail yargı sisteminin durumuyla sınırlıdır. Yargıç Seçim Komitesi’ni toplamayı reddeden Adalet Bakanı Yariv Levin, 7 Mayıs 2026’da yaptığı açıklamada, önerdiği muhafazakar adayların onaylanmaması durumunda Yüksek Mahkeme’nin boş kontenjanlar nedeniyle “yok olmasına” izin vereceğini kamuoyuna duyurdu.
İşte hukuk kurumlarının sistemli bir şekilde aşındığı bu bağlamda, yasanın kabulünden bile daha büyük bir uluslararası infial dalgasına yol açan o olay yaşandı. Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir, sosyal medyada ellinci yaş günü kutlamasından fotoğraflar paylaştı. Görüntülerde, tepesinde altın bir idam ilmiği ve “Bazen hayaller gerçek olur” yazısı bulunan üç katlı bir pasta görülüyordu. Etkinlikte, doğrudan Ben-Gvir’e bağlı olan İsrail Polis Teşkilatı üst yönetiminin de hazır bulunması, olaya kolluk kuvvetleri tarafından verilmiş resmi bir onay niteliği kazandırdı. Yaklaşan seçimlerde aday olan eski Başbakan Naftali Bennett, polis şefinin üst düzey subayların bu etkinliğe katılmasına izin vermesini “ahlaki ve etik açıdan ağır bir olay” olarak nitelendirdi.
Bu olayın kapsamlı bir istihbarat değerlendirmesi metodolojisiyle analizi, doğrulanmış gerçeklerin anlatı katmanlarından ayrılmasını gerektirir. Kutlamanın yapılması, ilmikli pastanın varlığı, polis yönetiminin katılımı ve fotoğrafların bizzat Ben-Gvir tarafından yayımlanması; farklı siyasi görüşteki İsrail medyası dahil olmak üzere çok sayıda bağımsız kaynak tarafından doğrulanmış gerçeklerdir. Görüntülerin teknik incelemesi, herhangi bir montaj veya yapay üretim belirtisi saptamamıştır. Pastanın idam yasasını simgelediği iddiası, hem iki olay arasındaki zaman yakınlığı hem de tebrik metni ve geçmişteki sembolik pratiklerle (yasa sürecinde Ben-Gvir ve ekibinin ilmik şeklinde rozetler takması gibi) doğrulanmaktadır.
Karşılaştırmalı analiz çerçevesinde bir başka yön dikkat çekmektedir. Ben-Gvir’in dijital izleri üzerinden oluşturulan psikografik portresi; hukuki girişimlerin pratik bir amaçtan ziyade bir “sinyal verme” işlevi gördüğü istikrarlı bir davranış modelini ortaya koymaktadır. Kısa vadede çatışmanın ana alanı, idam ilmiği sembolizminin radikalleşme ve safları sıklaştırma aracı olarak kullanılacağı enformasyon alanı olacaktır. Önümüzdeki bir ay içinde Yüksek Mahkeme’de yasayla ilgili hukuki savaşların yoğunlaşması muhtemeldir; ancak sonuç, yargı sisteminin kurumsal felç koşullarında siyasi baskıya ne kadar direnebileceğine bağlı olacaktır. Yargı sürecinin sonucu ne olursa olsun, yasanın kabul edilmiş olması gerçeği çatışma ortamına entegre edilmiş durumdadır ve tarafların gerilimin kabul edilebilir sınırlarına dair beklentilerini değiştirmiştir.

Denis Korkodinov, Uluslararası Siyasi Analiz ve Öngörü Merkezi “DIIPETES” Genel Direktörü

Kafkassam Editör
YAZAR

Kafkassam Editör

Yeni bir dünyaya uyanmak, dünyayı yeniden okumak isteyenler için, söylenecek sözü olanlar için merkezi Ankara’da olan KAFKASSAM’ı kurduk. Erivan, Bakü, Tiflis, Tebriz, Grozni, Moskova, Mahaçkale, Nazrin, Nalçik, Saratov, Ufa ve Sochi’de ofislerimiz temsilcilerimiz var. Kafkassam genelde kafkasya çalışmak için kuruldu Kafkasya genelinde çalışır. Ermenice Rusça Gürcüce İngilizce dillerinde yayın yapan kafkassam genç akademisyen ve stratejistlerle çalışmaya özen gösterir. KAFKASSAM’ın internet sitesi 2 Ocak 2010’da yayına girdi. İnternet sitesinde Kafkasya’daki ülkeler ve Türkiye ile ilişkileri hakkında makaleler, ropörtajlar, analizler ve yorumlara yer verilmektedir.

Yorum Yaz

Share a useful thought, question, or feedback.