ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, ABD’nin gelecekte Küba ile ilgileneceğini söyledi. Küba’yı “yoksul” bir ülke olarak nitelendiren Rubio şunları ifade etti:
Küba’da başarısız bir ekonomik model oluştu ve hükümet bunu düzeltmeyi başaramıyor.”
Ayrıca Rubio, ada ülkesinin Washington’un bazı rakipleri için dost bir bölgeye dönüştüğünü düşünüyor:
Bu bizim için kabul edilemez bir statükodur. Bununla ilgileneceğiz, ancak bugün değil.”
İran ile gerginliğin devam ettiği bir dönemde ABD’nin Küba’ya askeri müdahalede bulunması inandırıcı görünmüyor. M. Rubio’nun da belirttiği gibi, “ABD gelecekte Küba ile ilgilenecek.” Ancak Washington boş durmuyor. Öyle ki ABD hükümeti, Donald Trump tarafından 1 Mayıs’ta imzalanan kararname uyarınca, Küba ekonomisinin yaklaşık %40’ını kontrol eden GAESA holdingine yaptırım uyguladı.
Bu kararnamenin, ABD’nin Küba’ya yönelik kısıtlayıcı önlemleri sertleştirme amacı taşıdığı açıkça görülüyor. Bu nedenle Küba Dışişleri Bakanlığı, ABD’nin bu adımını sert bir dille eleştiren bir bildiri yayımladı.
Belgede, ABD’nin yeni kararlarının Küba ekonomisini uluslararası finans sisteminden daha fazla izole etmeye yönelik olduğu vurgulanıyor. Özellikle Küba ile bağlantılı faaliyet gösteren şirketlerin ve devlet işletmelerinin hedef alınması, ülkenin temel ekonomik sütunlarına bir darbe olarak değerlendiriliyor. Havana, bu adımların sadece ekonomik değil, aynı zamanda siyasi bir amaç taşıdığına ve Küba içindeki durumu daha da germeye hizmet ettiğine inanıyor.
Havana’nın endişesi anlaşılabilir. Yeni kısıtlamaların temel hedefi, Küba devlet ekonomisinin ana dayanaklarıdır. Özellikle turizm, finans ve sanayi sektörüne bağlı kurumların hedef alınması, amacın sadece baskı yapmak değil, ülkenin ekonomik döngüsünü felç etmek olduğunu gösteriyor. Washington, ekonomik durumu ağırlaştırarak ülke içindeki sosyal huzursuzluğu artırmak istiyor. Başka bir deyişle ABD, ekonomik krizi siyasi bir araca dönüştürmeye çalışıyor.
Özellikle enerji alanına yönelik adımlar durumu daha kritik hale getiriyor. Küba aylardır yakıt kıtlığı, elektrik sorunları ve üretimin zayıflamasıyla karşı karşıya. ABD’nin yeni kararları ise bu durumu daha da ağırlaştırıyor. Enerji arzına darbe vurmanın sadece ekonomik bir mesele olmadığı aşikâr; bu durum ulaşımın durması, hastanelerin faaliyetlerinin zayıflaması, gıda tedarikinin bozulması ve günlük hayatın felç olması anlamına geliyor. Havana da tam olarak bunu bir “insani baskı politikası” olarak sunuyor.
Bildiride en dikkat çeken nokta, ABD’nin diğer ülkelere de baskı yaptığına dair suçlamadır. Aslında bu tespit doğrudur. Washington bu yolla sadece Küba’yı cezalandırmakla kalmıyor, aynı zamanda Küba ile iş yapan yabancı şirketleri, bankaları ve finans kuruluşlarını da korkutmaya çalışıyor. Diğer bir ifadeyle ABD, ekonomik gücünü kullanarak diğer devletlerin bağımsız karar vermesine engel oluyor.
Washington’un bu politikasına devam edeceği tahmin edilebilir. Ancak Washington’un Çin ile rekabeti, Rusya-Ukrayna savaşında Kiev’e verdiği destek ve İran ile devam eden gerginlikle paralel olarak Küba’ya karşı yürüttüğü ekonomik savaş, ABD için olumsuz eğilimlere işaret ediyor. Bugün ABD’nin tek bir hedefi olmasa da, ayrı ayrı hedef aldığı ülkeler zamanla Washington’un kendisini “ortak hedef” olarak görmeye başlayabilir.

