Şimdi yükleniyor

Akshin Karimov: Savaşla Diplomasi Arasında: ABD ve İran Stratejileri Hangi Gizemleri Ortaya Çıkarıyor?

ABD Başkanı Donald Trump’ın amacı İran’ı yok etmek değil, onu stratejik olarak teslimiyete zorlamaktır. Trump’ın uyarıları, İran’ın yıllardır görülmemiş düzeyde stratejik açıdan zor bir dönemine denk geliyor. Beyaz Saray, İran’ın zayıflığını ABD lehine kalıcı bir değişikliğe dönüştürmeye çalıştığı için güç kullanımı seçeneği hala masadadır.

Ancak güç kullanımı en son seçenektir ve görünen o ki, İran ne kadar zayıflasa da henüz ABD’nin hesapladığı (beklediği) seviyeye düşmemiştir. Olası bir savaş senaryosunda İran’ın, ABD’nin Orta Doğu’daki üslerine ve İsrail’in altyapısına misilleme darbeleri indirmesi beklenmektedir. Bu durum, ABD ve İsrail için ek bir sorunlu durum yaratmaktadır.

Buna rağmen ABD dünyanın süper gücüdür ve askeri açıdan İran’ı bombardıman altında bırakması zor bir mesele değildir. Karmaşık olan husus; İran’ın bu sürece nasıl cevap vereceği, Tahran’ın bu savaşa dayanmak için kendisinde ne ölçüde ideolojik ve askeri kaynak bulabileceği ve çevik karar alma yeteneğidir.

Uzun süreli bir askeri gerginlik (eskalasyon), ABD için stratejik engeller yaratabilir; Rusya ve Çin perspektifinde bir fırsata dönüşebilir. Bu nedenle Washington, maksimum düzeyde yüksek yoğunluklu darbelerle İran’ı kısa sürede mağlup etmenin yollarını arıyordu. Bu zordur; en azından 2025 yılının Haziran ayında ABD ile İsrail’in birleşik stratejisinin İran’ı tam anlamıyla geri adım attıramadığı sonucu göz önündedir.

Bu sebeple ABD ve İran, daha çok diplomatik-siyasi kanallarla uzlaşmaya öncelik vermektedir. Bu, özellikle stratejik olarak takatten düşmüş İran için eşsiz bir fırsattır. Çünkü ABD ile girilecek bir askeri konfrontasyon (karşı karşıya gelme), İran dairesinde rejim karşıtı mücadelenin mecrasını farklı bir yöntemle değiştirebilir. Eğer ABD; güç kullanımı modelini, İran yönetimine karşı silahlı isyan kartıyla aynı portföyde paketleyebilir ve toplumsal protestoları bununla uyumlu hale getirebilirse, o zaman İran elitleri arasındaki bölünmeler derinleşecektir.

Karmaşıklaşan elit tabaka durumu, doğrudan Dini Lider Seyyid Ali Hamaney’in halefliği için bir tehdittir. Ancak bu durum, İran’da genel olarak İslam Devrimi’nin yarattığı formasyonu değiştirmekten uzaktır. Bu anlamda, İran üzerindeki stratejilerin amacı, İran içindeki siyasi rekabete ve hesaplaşmalara yön vermeyi veya buna müdahale etmeyi önceliklendirmektedir.

İran’da güvenlik, istihbarat birimleri ve siyasi kurumlar dahil geniş bir yelpazenin “Hamaney sonrası” döneme hazırlandığı dikkate alındığında; ülkenin iç dinamiklerine yön vermek için Rusya ile ABD’nin rekabet ettiğini söylemek mümkündür. Vladimir Putin’in İran ile İsrail’in arasını düzeltmek için gösterdiği çabalar, Rusya’nın olası gerginlikleri önlediğine dair hikayeler (anlatılar) yaratmasını hızlandırıyor.

Bu durum, daha çok Rusya’nın İran iç dinamiklerinde kendisini hissettirmesiyle ilgilidir. Muhtemelen Rusya İran’daki muhafazakarlara, ABD ise liberal kampa odaklanıyor. Bir süre önce İran elitleri arasında Rusya ve ABD arasında “en üstün seçim” yapılmasına dair başlayan tartışmalar, bu meselenin stratejik bir canlılığıydı.

Ancak ABD’nin İran stratejisi, Rusya’nın yaklaşımlarının önündedir. Çünkü Beyaz Saray, hem İsrail ile müttefikliği hem de kendi ajandası bakımından İran’daki gündemi karmaşıklaştırabilmektedir. Rusya’dan farklı olarak ABD, İran’daki protestoları Tahran için daha büyük bir zayıflık katmanına dönüştürmeyi başarmaktadır. Bununla beraber Beyaz Saray, İran’ın bölgesel kayıplarını iç siyasi ve ekonomik gerginliklerle daha da artırmaktadır. Bu durum Washington’a şu an İran’ı istismar etme (kendi lehine kullanma) imkanı tanıyor.

Kısacası, ABD’nin İran’daki operasyonları yönetme kaynakları Rusya’dan daha güçlüdür. Bu nedenle İran stratejisini anlamak için anlık açıklamalardan veya taktiksel yerleşimlerden öteye bakmak gerekir. Bunun yerine Tahran’ın süreci, kendisine fayda sağlayan kalıcı bir stratejik değişikliğe nasıl dönüştürmeye çalıştığını araştırmak lazımdır. Aynı mantık ABD üzerine de projelendirilebilir.

İran’da kurumsal düzeyde ABD ile ilişkilerin rejimini yumuşatma planları ön plandadır. ABD ile askeri çatışma ihtimali arttıkça, İran’ın siyasi eliti Donald Trump yönetimi ile diplomatik ilişkilerin yeniden başlatılmasını talep etmektedir. Yani Dini Lider ve diğer muhafazakar çevreler ABD’ye karşı sert bir “direniş lügati” seçseler de, arka planda farklı bir davranış yörüngesi aktüeldir. Bu, İran siyasi liderliğini nükleer program dahil stratejik rotasını değiştirmeye ikna etme girişimidir.

Ancak İran, vakit kazanarak toparlanmayı ve böylece bir sonraki hedeflerini belirlemeyi planlamaktadır. Fakat ABD stratejisi, İran’daki protestolardan sonuç alamadığı sürece, Tahran ile müzakereler zemininde potansiyel bir “karşı-değişim” doktrini de hazırlama alışkanlığındadır.

Bu anlamda Donald Trump’ın İran’a “teşekkür” mesajları ile İran’ın Beyaz Saray politikası birleştirildiğinde, önemli bir pazarlık (anlaşma) seçeneğinin tartışılmak üzere gündemde olduğu hissedilmektedir. Bunun somut olarak neden ibaret olduğu hakkında fikir yürütmek için henüz erkendir; ancak ABD’nin küresel gücü dikkate alındığında, İran ekseni üzerinden Rusya ve Çin’in nabzını ölçtüğü kanaati şaşırtıcı görünmemelidir.

İran ise ABD ile ilişkilerde Orta Doğu’daki ek vekil (proksi) güçlerinden “ödün verebilir”. Muhtemelen ABD; İran’dan nükleer programın sınırlandırılmasıyla beraber, Tahran’ın Irak’ta desteklediği Şii hareketleri üzerinden elini çekmesini talep edecektir.

İsrail ise Yemen’deki Husileri mağlup etme sürecini önemli bir aşamaya taşıyabilir. Gelecekteki İran-İsrail ilişkilerinin düzenlenmesi sürecinde ABD’nin mi yoksa Rusya’nın mı kendisini “üst vitrine” yerleştirebileceği konusunda da tartışmaların başlaması muhtemeldir.

Akşin Kerimov

Yorum gönder