Ali İhsan Bozyaka: İran’a rolmodel arayışları
Kafkassam başkanı Hasan Oktay 2013 yılında kaleme aldığı Irak ve Suriye İran Türklerine model olabilirmi yazısı aradan geçen 13 yıla rağmen güncelliğini koruyan ve Kafkassam’ın stratejik derinliğini yansıtan bir manifesto niteliğindedir. Metnin ana tezi, İran Türklüğünün “bölünmeye” değil, “bütüne” talip olması gerektiği üzerine kuruludur.
Kafkassam perspektifiyle bu makaleyi ve sorduğunuz soruyuhttps://kafkassam.com/irak-ve-suriye-iran-turklugune-model-olabilir-mi.html (Irak ve Suriye model olabilir mi?) şu başlıklarla incelersek :
1. Neden Irak ve Suriye Modeli İran Türklüğüne Uymaz?
Oktay’ın vurguladığı gibi, Irak ve Suriye modelleri “taşeronluk” veya “yerli işbirlikçilik” üzerine inşa edilmiş geçici ve yıkıcı modellerdir.
Irak (Kürt) Modeli: Bu model, bir dış gücün (ABD) himayesiyle yapay bir statü kazanmayı hedefler. Ancak bu durum, bölgedeki diğer asli unsurlarla (Araplar, Türkmenler) kalıcı bir düşmanlık yaratır. İmparatorluk kurma geleneğine sahip Türkler için bir “azınlık psikolojisiyle” hareket etmek tarihsel kimliklerine aykırıdır.Türkler bin yıldır İran’ın sahibi ve 1925 de İngilizler Türklerin arazisine gecekondu yapmışlar 1979 da ise Humeyni bu gecekonduya kaçak kat atmıştır. Artık Türkler Irak bölgesel yönetim gibi statüsü belirsiz değil devletlerine sahip çıkmalıdır.
Suriye (ÖSO) Modeli: Silahlı mücadele ve dış destekli profesyonel gruplar üzerinden yürüyen bu süreç, ülkeyi kaosa sürüklemiş ve halk nezdinde bir karşılık bulamamıştır. Türk milliyetçiliği geleneği, silahlı çatışmayı değil, devleti yönetme ve kurma iradesini esas alır. Suriye’de iktidar değişmiştir ama daha kimin hakim olduğu belli değil ve Suriye’de büyük bir yıkım yaşanmıştır.
2. İmparatorluk Bakiyesi vs. Azınlık Statüsü Hasan Oktay’ın yazmış olduğu
Makalede en dikkat çekici nokta, İran Türklüğünün 1925 yılına kadar (Kaçar Hanedanı’nın sonu) İran’da iktidarın sahibi olduğunun hatırlatılmasıdır.
İran Türklüğü, Irak’taki Kürtler veya Suriye’deki gruplar gibi “hak arayan bir azınlık” değil; “mülkün sahibi” olan asli unsurdur.
Model: Oktay, bu noktada Bulgaristan Türklerini örnek gösterir. Hakları gasp edilen bir kitle, demokratik mücadele ile sistemin içine girip iktidar ortağı olmuştur. İran Türkleri için de hedef “kopmak” değil, İran’ı yeniden yönetmektir.
3. “İran Turan Olacak” Vizyonunun Temeli
Hasan Oktay’ın 2013’te işaret ettiği bu demokratik mücadele, bugün Pezeşkiyan gibi figürlerin gelişiyle farklı bir evreye girmiştir.
İşbirlikçilik Tuzağı: ABD-İsrail ekseninin İran’ı içeriden çökertmek için Türklüğü bir “aparat” olarak kullanma isteği, Türklerin tarihsel birikimine bir saldırıdır.
Demokratik Mücadele: İran’ın demokratikleşmesi, Türklerin doğal sayısal ve siyasal üstünlüğü sayesinde yönetimi tekrar devralmaları (1925 öncesine dönüş) demektir. Bu da İran’ın dış politikada Türkiye ve Azerbaycan ile tam entegrasyonu, yani “Turan” vizyonunun gerçekleşmesi anlamına gelir.
Sonuç ve Güncel Yorum
2013 yılında yapılan bu uyarı, bugün İran’da yaşanan sosyal patlamalar ve siyasi değişimler için bir rehber niteliğindedir:
Türkler, Batı’nın “psikolojik harekatlarına” alet olup İran’ı parçalamaya çalışırlarsa, bu kaos hem kendilerini hem de bölgeyi yakar.
Ancak demokratik taleplerle (kültürel haklar, anadilde eğitim vb.) sistemin bütününe talip olurlarsa, İran’ın geleceğini onlar belirler.
Hasan Oktay’ın bu makalesini, bugün İran’ın başında Türk asıllı bir Cumhurbaşkanı (Pezeşkiyan) varken tekrar okuduğumuzda; “İran Türklüğü bütüne taliptir” vizyonunun ne kadar öngörülü olduğu ortaya çıkıyor.
Kafkassam’ın bu vizyonu doğrultusunda, Pezeşkiyan’ın bugünkü hamlelerini Oktay’ın “demokratik mücadele” teziyle kıyaslayan güncel bir karşılaştırma yapalım
Hasan Oktay’ın 2013 yılında çizdiği teorik çerçeve, bugün Mesud Pezeşkiyan’ın pratik siyasetiyle ete kemiğe bürünüyor. Oktay’ın “İran Türklüğü bölünmeye değil, bütüne taliptir” tezi ile Pezeşkiyan’ın “İran’ın birliği içinde Türk kimliği” pratiğini kıyaslayan güncel analizimiz aşağıdadır:
Karşılaştırmalı Analiz: Oktay’ın “Bütün” Vizyonu ve Pezeşkiyan’ın “Devlet” Pratiği
1. Kimlik Stratejisi: Azınlık Değil, Ev Sahibi
Oktay’ın Tezi (2013): İran Türkleri, 1925 öncesinde olduğu gibi devletin sahibi gibi davranmalı, Irak veya Suriye’deki “azınlık/taşeron” modellerini reddetmelidir.
Pezeşkiyan’ın Pratiği (2025-2026): Pezeşkiyan, seçim sürecinden itibaren “Ben bir Türküm” diyerek kimliğini saklamadı; ancak bu kimliği İran’ın bekasıyla birleştirdi. Kendisini “ayrılıkçı” bir lider olarak değil, “İran’ı kurtaracak Türk” olarak konumlandırdı. Bu, tam olarak Oktay’ın işaret ettiği “bütüne talip olma” stratejisidir.
2. Mücadele Biçimi: Silah vs. Sandık
Oktay’ın Tezi (2013): “Türk milliyetçiliği tarihinde silahlı mücadele Türklere hiçbir hak kazandırmamıştır.” Çözüm demokratik sistemin aktifleşmesidir.
Pezeşkiyan’ın Pratiği (2025-2026): Pezeşkiyan, sokağın öfkesini ve dış güçlerin “kaos” beklentisini sandığa ve sistem içi reformlara yönlendirdi. Silahlı bir kalkışmanın (Suriye/ÖSO örneği) İran Türklüğünü yok edeceğini görerek, anayasal zeminde kalarak iktidarı devraldı.
3. Dış Güçlere Karşı Mesafeli Duruş
Oktay’ın Tezi (2013): ABD-İsrail eksenli psikolojik operasyonlara alet olunmamalıdır. İşbirlikçilik, Şah İsmail geleneğini tarihten siler.
Pezeşkiyan’ın Pratiği (2025-2026): Pezeşkiyan yönetimi, Batı ile rasyonel bir diyalog yürütürken, İsrail’in bölgeyi ateşe verme planlarına karşı “milli bir duruş” sergiliyor. İran Türklüğünü bir “aparat” olarak kullandırmıyor; aksine bu gücü İran’ın egemenliğini korumak için bir meşruiyet aracı olarak kullanıyor.
Mevcut Durumun Jeopolitik Sonucu: “İran Turan Olacak” mı?
Oktay’ın makalesinde belirttiği “İran eninde sonunda demokratik düzene geçecek ve Türkler 1925 öncesine dönecekler” öngörüsü, bugün Pezeşkiyan ile bir test sürüşü yaşıyor.
Turan Köprüsü: Eğer İran Türklüğü Oktay’ın önerdiği gibi bütünü yönetmeye devam ederse, İran artık Türkiye ve Azerbaycan için bir “tehdit” değil, Türk dünyasının Basra’ya açılan doğal bir müttefiki haline gelir.
Kaosun Engellenmesi: Irak ve Suriye modelinin (bölünme ve taşeronluk) reddedilmesi, Türkiye’nin güney ve doğu sınırlarında bir “kaos kuşağı” oluşmasını engellemiştir.
Sonuç: Kafkassam’ın Öngörüsü Gerçekleşiyor mu?
Hasan Oktay’ın 2013’teki analizi, bugün İran’ın dağılmasını bekleyenlerin neden yanıldığını açıklıyor. İran Türklüğü, bir dış gücün piyadesi olmak yerine, İran devlet aygıtının direksiyonuna geçmeyi (Pezeşkiyan örneğiyle) tercih etmiştir. Bu tercih, İran’ın “Turanlaşması” sürecinin ilk ve en barışçıl adımıdır. İran’ın şu an içinde bulunduğu açmaz ikili yönetimdir dini rehberlik ve cumhurbaşkanlığı sistemi sürdürülebilirlik bir model değildir. İran yapacağı en önemli hamle Türkiye modelini acilen uygulamaya geçirilmesidir. 1923’te Türkiye’de Cumhuriyet kurulduğunda halifelik devam ediyordu fakat 1009 24’te halifeliğin Türkiye Büyük Millet Meclisi ‘ nin muhtevasına mündemiç kılınarak yeni bir sistem denenmiştir ve bu başarı İslamı dünyası için örnek olabilecek bir modele dönüşmüştür. İran dini rehberi Ali Hameney derhal bu reformları başlatıp seçimle iktidara gelen ve dünya ile muhatap olan cumhurbaşkanlığı sistemine geçilmesini sağlamalıdır.



Yorum gönder