Türkmenistan’da düzenlenen Bağımsız Devletler Topluluğu (BDT) zirvesinde İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, İran ile BDT ülkeleri arasında “BDT+1” adı altında yeni bir iş birliği formatı oluşturulmasını önerdi. Enerji, yatırım, sanayi, ulaştırma ve bilimsel-teknik iş birliğini öncelikli alanlar olarak sıralayan Tahran yönetiminin bu girişiminin arkasında somut bir stratejik hesap bulunuyor: İran, coğrafi konumunu siyasi ve ekonomik nüfuz aracına dönüştürerek komşularıyla ilişkilerini derinleştirmek ve uluslararası izolasyonun maliyetini azaltmak istiyor.
Ancak öneri, İran’ın BDT’ye tam üye olması anlamına gelmiyor. Tahran, tam üyeliğin getireceği kurumsal yükümlülüklere bağlı kalmadan, topluluk ülkeleriyle iş birliği yapabileceği ayrı bir mekanizma oluşturmayı hedefliyor. Böylece İran, katı bir kurumsal çerçeveye girmeden kendi çıkarlarına en uygun alanlarda iş birliği geliştirebilecek. Bununla birlikte, “BDT+1” şimdilik İran’ın bir önerisinden ibaret; BDT ülkelerinin ortaklaşa aldığı bir karar değil.
İran’ın hedefi: Avrasya’nın ulaşım kavşağı olmak
Pezeşkiyan açısından Sovyet sonrası coğrafyanın Rusya pazarlarını ve Hazar limanlarını Güney Kafkasya, Orta Asya ve Basra Körfezi’ne bağlayan ulaşım ve ticaret ağları hayati önem taşıyor. İran, bu konumunu ticareti ve transit taşımacılığı artırmak, komşu ülkelere güney deniz yollarına erişim sağlamak ve yeni pazarlara ulaşmak için kullanmak istiyor.
İran altyapısını kullanmaya istekli ülke sayısı arttıkça Tahran’ın ekonomik konumu güçlenecek, dış politikada hareket alanı da genişleyecek. Dolayısıyla girişimin asıl stratejik amacı yalnızca ticaret hacmini artırmak değil, İran’ı bölgesel ekonomik sistemin vazgeçilmez bağlantı noktalarından biri haline getirmek.
Yaptırımlar altındaki İran için ulaştırma altyapısı, ekonomik kazancın ötesinde bir anlam taşıyor. Komşularıyla kurduğu altyapı ve ticaret bağları, uzun vadeli projelere ortak çekmesini ve olumsuz uluslararası koşullara rağmen diğer ülkelerin Tahran’la ilişkilerini sürdürmesini teşvik edecek karşılıklı bağımlılıklar oluşturabilir.
Ancak coğrafi avantaj, tek başına ekonomik üstünlük sağlamaya yetmez. İran’ın demiryollarına, karayollarına, limanlara ve sınır kapılarına yatırım yapması; güvenilir nakliye ve ödeme mekanizmaları kurması gerekiyor. Yaptırımlar finansmanı zorlaştırıyor, proje maliyetlerini artırıyor ve yabancı şirketleri yalnızca mesafe ve tarifeleri değil, siyasi riskleri de hesaba katmaya zorluyor. Bu nedenle İran’ın transit potansiyeli, yük taşımacılığının mutlaka bu ülke üzerinden gerçekleşeceği anlamına gelmiyor.
Rusya ile iş birliği var, ancak çıkarlar aynı değil
Tahran’ın girişimi, Rusya açısından da Batı pazarlarının dışında yeni ticaret kanalları geliştirme ve İran’la ekonomik ilişkileri derinleştirme fırsatı sunuyor. Moskova ile Tahran; ulaştırma ve lojistik, enerji ve ulusal para birimleriyle ödeme gibi alanlarda iş birliğini artırabilir.
Bununla birlikte, İran’ın yalnızca Rusya’nın Avrasya stratejisine hizmet eden bir aktör olarak değerlendirilmesi yanıltıcı olur. Tahran kendi hedeflerinin peşinde ve Moskova’nın küçük ortağı konumuna yerleşmekten ziyade bağımsız hareket alanını genişletmeye çalışıyor. Her iki ülke de yaptırımların baskısını hissederken ortak çıkarlar, pazarlar, yatırımlar ve siyasi nüfuz üzerindeki rekabeti ortadan kaldırmıyor.
“BDT+1” formatı tam da bu açıdan İran’a esneklik sağlıyor. Tahran, ortak bir siyasi blok kurmadan veya bütün katılımcıların dış politikalarını uyumlu hale getirmesini beklemeden ekonomik ilişkilerini geliştirebilir. Rusya, Çin, Türkiye, Avrupa Birliği ve ABD ile farklı düzeylerde ilişkiler yürüten BDT ülkeleri açısından da böyle bir esneklik avantaj olabilir. Ancak diplomatik bir platformun sonuç üretmesi, somut projelere, finansman kaynaklarına ve açık iş birliği kurallarına bağlı.
Azerbaycan açısından fırsatlar ve rekabet
Azerbaycan için İran’ın girişimi hem ekonomik fırsatlar hem de stratejik hesaplar içeriyor. Bakü, İran’la ticareti artırmak, demiryolu bağlantılarını geliştirmek ve Rusya’yı İran üzerinden Güney Asya pazarlarına bağlamayı amaçlayan Kuzey-Güney Ulaştırma Koridoru’nu güçlendirmekle ilgileniyor. Bu güzergâhın gelişmesi, yük taşımacılığını artırabilir ve her iki ülke için yeni ekonomik imkânlar yaratabilir.
Ancak iş birliği, bölgesel ulaşım rekabetini ortadan kaldırmıyor. Azerbaycan, Hazar havzasını Güney Kafkasya ve Avrupa pazarlarıyla birleştirerek Avrasya lojistiğindeki rolünü güçlendirmek istiyor. İran ise mümkün olduğunca fazla yükün kendi topraklarından geçmesini ve transit gelirlerini artırmayı hedefliyor.
Dolayısıyla Bakü ile Tahran’ın bölgesel bağlantıları geliştirme konusundaki çıkarları örtüşse de hangi güzergâhların öncelik kazanacağı ve yatırımların hangi hatlara yöneltileceği konusunda farklılaşabilirler.
Bu nedenle Azerbaycan açısından belirleyici olan, Tahran’ın siyasi açıklamalarından çok iş birliğinin somut şartlarıdır. Yatırım miktarı, altyapının taşıma kapasitesi, geçiş ücretleri, sınır kapılarındaki işlem süreleri ve kesintisiz ulaşım güvenceleri, projelerin gerçek değerini belirleyecektir.
Azerbaycan’ın İran’la iş birliğini geliştirmesi ekonomik açıdan yararlı olabilir. Ancak bunun tek bir transit güzergâhına bağımlılık yaratmaması gerekiyor. Bakü’nün alternatif ulaşım hatlarını ve ortaklarını koruması, müzakere gücünü artıracaktır.
Enerji iş birliği de rekabeti ortadan kaldırmıyor
Enerji, İran ile BDT ülkeleri arasında iş birliğinin gelişebileceği bir başka alan. İran önemli petrol ve doğal gaz rezervlerine sahipken, topluluk ülkelerinin de kendi kaynakları ve ihracat öncelikleri bulunuyor. Elektrik ticareti, enerji kaynaklarının karşılıklı değişimi ve ortak altyapı projeleri bu çerçevede yeni fırsatlar yaratabilir.
Bununla birlikte, karşılıklı fayda söyleminin arkasında pazarlar, yatırımlar ve enerji akışları üzerindeki kontrol mücadelesi devam ediyor. Yaptırımlar da İran’ın dahil olduğu büyük ölçekli projelerin finansmanını ve uygulanabilirliğini sınırlıyor.
“BDT+1” neden beklenen sonucu vermeyebilir?
Pezeşkiyan’ın girişiminin önündeki temel engel coğrafi konumdan yoksunluk değil, siyasi hedeflerle ekonomik kapasite arasındaki mesafe. BDT ülkeleri ortak çıkarları bulunan, ancak öncelikleri ve dış politika tercihleri bütünüyle örtüşmeyen devletlerden oluşuyor. Ticaret stratejileri, uluslararası yönelimleri ve yaptırım risklerine ilişkin değerlendirmeleri birbirinden farklı.
Bu nedenle İran’ın önerisinin kendiliğinden derin bir ekonomik entegrasyon mekanizmasına dönüşmesi beklenmemeli. Daha gerçekçi ihtimal, katılımcı ülkelerin somut çıkar gördükleri alanlarda ikili veya çok taraflı anlaşmalar yapmalarına imkân sağlayan esnek bir platform oluşturulmasıdır.
İran, ulaştırma, enerji ve ticareti dış politikasının araçları olarak kullanarak Avrasya bağlantı ağlarında daha güçlü bir konum elde etmeye çalışıyor. Rusya için bu girişim Tahran’la iş birliğini genişletme; Orta Asya ülkeleri için güney pazarlarına erişimi artırma; Azerbaycan içinse transit imkânlarını geliştirirken güzergâh ve ortak seçme özgürlüğünü koruma fırsatı sunabilir.
Sonuçta, yeni bir diplomatik format tek başına bölgesel güç dengesini değiştirmez. Gerçek avantaj, işletmelere güvenilir altyapı, rekabetçi taşıma maliyetleri ve öngörülebilir kurallar sunabilen ülkelere geçecektir.
İran yaptırımların ve altyapı yetersizliklerinin üstesinden gelemezse “BDT+1” siyasi bir açıklama olarak kalabilir. Buna karşılık Tahran önerisini finanse edilebilir, uygulanabilir projelerle destekleyebilirse Avrasya’nın ulaşım ve ticaret güzergâhları üzerindeki rekabette daha etkili bir aktör haline gelebilir.
Azerbaycan açısından temel mesele ise bu rekabette taraflardan birine bağımlı olmak değil; alternatiflerini koruyarak bölgesel iş birliğinden mümkün olan en yüksek ekonomik ve stratejik faydayı sağlamaktır.

