Metehan Türkmen: Türkiye-İsrail Rekabeti: Türk Dünyasını Neler Bekliyor?

Suriye’de yaşanan köklü rejim değişikliğinin ardından ortaya çıkan otorite boşluğu, Ankara ile Tel Aviv’i karşı karşıya getiren ana gerilim hattı haline geldi. Türkiye’nin sınır güvenliğini kalıcı kılmak amacıyla Suriye’nin kuzey ve orta kesimlerinde kurduğu askeri ve kurumsal varlık, SETA raporlarında proaktif bir sınır savunması ve bölgesel sahiplenme adımı olarak görülüyor. Buna karşılık İsrail Ulusal Güvenlik Çalışmaları Enstitüsü (INSS), Türkiye’nin yeni Suriye ordusunu yapılandırma ve modernize etme çabasını, İsrail’in bölgedeki hava ve operasyonel üstünlüğünü kısıtlamaya dönük açık bir hegemonya hamlesi olarak tanımlıyor.
Bu stratejik ayrışma tarafları geniş kapsamlı ittifak arayışlarına yöneltmiş durumda. Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında imzalanan Mekke Ortak Savunma Antlaşması; BESA tarafından nükleer caydırıcılık, mali güç ve konvansiyonel ordu kapasitesini birleştiren bir “Sünni çevreleme hamlesi” şeklinde yorumlanıyor. Türk strateji çevreleri ise bu paktı, İsrail’in Yunanistan ve Kıbrıs Rum Kesimi üzerinden kurmaya çalıştığı cepheye karşı zorunlu bir dengeleme adımı olarak değerlendiriyor.
Bu tablo iki kritik soruyu beraberinde getiriyor: Ankara’nın tüm askeri ve siyasi ağırlığını güney sınırlarına kaydırması, Hazar Geçişli Orta Koridor ve Kafkasya dengeleri gibi Türk Devletleri Teşkilatı’nın (TDT) ana omurgasını oluşturan alanlarda bir dikkat ve kaynak kaybı yaratıyor mu, yoksa güney sınırlarını tahkim eden bir Türkiye TDT’nin küresel pazarlık gücünü daha da mı büyütüyor? Bir diğer temel mesele ise İbrahim Anlaşmaları ile bölgede alan açmaya çalışan İsrail’in, Mekke Paktı sonrasında bu çemberi kırmak için TDT coğrafyasındaki diğer ülkelerle ilişkilerini derinleştirme arayışıdır. Bu durum, teşkilatın gelecekte karşılaşacağı en hassas diplomatik sınavlardan biri olarak öne çıkıyor.

Sahadaki Doktrinler ve Asimetrik Savaş Gerçekleri

Milli İstihbarat Akademisi’nin Mayıs 2026 tarihli raporunda bölgedeki çatışmalar bir “modern harp laboratuvarı” olarak nitelendiriliyor. Rapor; endüstriyel üretim gücü, veri ağları, siber kabiliyetler ve hava savunma sistemlerinin artık savaşların kaderini belirlediğini vurguluyor. İki ülkenin de birbirinin ana karasına doğrudan bir kara harekâtı düzenleyecek lojistik imkânı bulunmuyor; bu durum tansiyonu belirli bir eşikte tutsa da asimetrik ve önleyici vuruş taktiklerini öne çıkarıyor.
İsrail’in Ebu Zuhur Hava Üssü’ne düzenlediği saldırı, Türkiye’nin HİSAR ve SİPER gibi yerli hava savunma sistemleriyle Suriye’de bir erişimi engelleme (A2/AD) kalkanı kurmasını engelleme niyetini açıkça gösterdi. Aynı zamanda İsrail Terörle Mücadele Enstitüsü (ICT), Türkiye’nin Somali’deki askeri varlığını ve geliştirdiği füze teknolojilerini kendisi için acil bir stratejik tehdit olarak izliyor. Sahada sinyal istihbaratı (SIGINT) faaliyetleri en üst düzeye çıkarken, olası taktik kazaların ve doğrudan çatışmaların önüne geçmek için perde arkasında hassas bir temas trafiği yürütülüyor.
Askeri planlamacılar açısından temel belirsizlik şurada düğümleniyor: İsrail’in üçüncü ülkelerdeki askeri varlıklara yönelik bu sınır ötesi önleyici saldırı doktrini, Hazar veya Orta Asya sahasındaki revizyonist güçler için ileride tehlikeli bir emsal oluşturur mu? TDT buna karşı nasıl bir ortak erken uyarı sistemi kurmalıdır? Maliyeti düşük İHA, SİHA ve füzelerin pahalı hava savunma sistemlerini hızla yıprattığı bir çağda, TDT ülkelerinin kritik enerji ve sanayi tesislerinin bu asimetrik tehditlere ne kadar hazır olduğu ve ortak bir siber/hava savunma şemsiyesinin ne hızla kurulabileceği hayati bir gündem maddesi haline gelmiştir.

Ekonomik Mücadele, Yaptırımlar ve Enerji Güzergâhları

Türkiye’nin İsrail’e uyguladığı kapsamlı ticari ambargo ile liman ve hava sahası kısıtlamaları, İsrail iç pazarında özellikle ham madde, çelik ve inşaat tedarikinde maliyet şoklarına yol açtı. SETA ve ekonomi çevrelerinin sahadan aktardığı veriler, bu ticaretin bir kısmının üçüncü ülkeler üzerinden dolaylı yollarla sürdürülmeye çalışıldığını, çünkü bağların tamamen kopmasının her iki ülkenin üreticileri üzerinde de ciddi enflasyon baskısı oluşturduğunu gösteriyor.
Siyasi kriz, Doğu Akdeniz’deki Leviathan ve Tamar sahalarından çıkarılacak gazın Türkiye üzerinden Avrupa’ya taşınması projelerini tamamen rafa kaldırdı. İsrail bu tıkanıklığı aşmak için Hindistan-Ortadoğu-Avrupa Koridoru’nu (IMEC) ve Kıbrıs-Yunanistan hattını yeniden canlandırmaya çalışıyor. Ankara ise Irak Kalkınma Yolu ve Hazar Geçişli Orta Koridor ile küresel ticaretin merkezinde kalmayı hedefliyor.
Doğu Akdeniz’deki güvenlik açığı, TDT üyesi Azerbaycan’ın TANAP hattı üzerinden sağladığı gazın ve potansiyel Türkmenistan kaynaklarının Avrupa için vazgeçilmez değerini daha da artırdı. Bu durum iki temel soruyu gündeme getiriyor: Doğu Akdeniz’deki kilitlenme TDT’yi Avrupa için alternatifsiz bir enerji merkezine mi dönüştürüyor, yoksa Batı destekli IMEC gibi baypas projeleri Orta Asya ve Kafkasya rotalarının cazibesini uzun vadede zayıflatabilir mi? Dahası, Akdeniz ve Levant hattındaki istikrarsızlıktan kaçan küresel lojistik ve finans yatırımları TDT için ortak gümrük, tarife ve altyapı adımlarını hızlandırma fırsatı sunarken, üye ülkelerin bu kaynağı çekebilecek kurumsal esnekliğe sahip olup olmadığı da ciddi bir değerlendirme gerektiriyor.
TDT nın Geleceği

Ortadoğu’daki gerilimin Türk Devletleri Teşkilatı’nın iç dengelerine zarar vermesini önlemek adına rasyonel ve ortak bir tutum sergilenmesi gerekiyor. INSS analizlerinin de işaret ettiği gibi İsrail, Türkiye’nin artan savunma kapasitesini dengelemek için bölgedeki iş birliklerini derinleştirme arayışındadır. Bu noktada TDT üyesi Azerbaycan’ın İsrail ile yürüttüğü askeri, teknolojik ve stratejik ortaklığın, Ankara-Tel Aviv geriliminden ayrı tutulması büyük önem taşıyor; bu bağın teşkilat içi dayanışmayı zedeleyecek bir araca dönüşmemesi için soğukkanlı bir devlet aklı ve arka kapı diplomasisi şart görünüyor.
Siber operasyonların, elektronik harbin ve bilgi manipülasyonunun öne çıktığı günümüz çatışma ortamında, Türkiye’nin sahadan edindiği savunma ve istihbarat tecrübesi Türk Devletleri İstihbarat Teşkilatları Birliği (TÜRK-İST) çatısı altında kurumsallaştırılmalıdır. Bu adım, üye ülkelerin kritik altyapılarını hedef alabilecek dış kaynaklı siber sızmalara karşı ortak bir koruma kalkanı oluşturacaktır.
Sonuç olarak asıl temel soru şudur: Türkiye ile İsrail arasındaki bu çok katmanlı rekabet, Türk Devletleri Teşkilatı içinde fay hatları ve kırılmalar mı yaratacak; yoksa teşkilatın küresel enerjide, lojistikte ve siber güvenlikte kendine yeten, bağımsız ve küresel dengeleri şekillendiren egemen bir güce dönüşmesini hızlandıran tarihi bir itici güç mü olacaktır?

Metehan Türkmen
Kafkassam/Aşkabat

Kafkassam Editör
YAZAR

Kafkassam Editör

Yeni bir dünyaya uyanmak, dünyayı yeniden okumak isteyenler için, söylenecek sözü olanlar için merkezi Ankara’da olan KAFKASSAM’ı kurduk. Erivan, Bakü, Tiflis, Tebriz, Grozni, Moskova, Mahaçkale, Nazrin, Nalçik, Saratov, Ufa ve Sochi’de ofislerimiz temsilcilerimiz var. Kafkassam genelde kafkasya çalışmak için kuruldu Kafkasya genelinde çalışır. Ermenice Rusça Gürcüce İngilizce dillerinde yayın yapan kafkassam genç akademisyen ve stratejistlerle çalışmaya özen gösterir. KAFKASSAM’ın internet sitesi 2 Ocak 2010’da yayına girdi. İnternet sitesinde Kafkasya’daki ülkeler ve Türkiye ile ilişkileri hakkında makaleler, ropörtajlar, analizler ve yorumlara yer verilmektedir.

Yorum Yaz

Share a useful thought, question, or feedback.