Muhterem Coşkun Sarı: Hasan Oktay’ın Güney Kafkasya Denklemine Bakışı

Zengezur’dan Önce Barış: Hasan Oktay’ın Güney Kafkasya Denklemine Farklı Bakışı ve Bakü’ye Karşı Yeni Oyunun Perde Arkasında Netenyahu mu var

Hasan Oktay’ın yaklaşımı, Güney Kafkasya’da koridor rekabetini ve ikili pazarlıkları aşarak Türkiye, Azerbaycan ve Ermenistan arasında kalıcı barışa dayalı yeni bir bölgesel düzen kurulmasını öngörüyor. Bu yaklaşımın temel tezi açık: Koridor barışın ön koşulu değil, barışın sonucu olmalıdır.

Kaynak: KAFKASSAM, 10 Ekim 2026 — [Hasan Oktay: Erivan ısrar etti, Ankara “hayır” dedi — Bakü’ye karşı yeni oyunun perde arkası](https://kafkassam.com/hasan-oktay-ir%C9%99van-israr-etdi-ankara-yox-dedi-bakiya-qarsi-yeni-oyunun-p%C9%99rd%C9%99arxasi.html?utm_source=chatgpt.com)

Güney Kafkasya’da Azerbaycan ile Ermenistan arasında nihai barış anlaşmasının imzalanması, bölgesel ulaşım güzergâhlarının açılması ve Türkiye-Ermenistan ilişkilerinin normalleşmesi birbirinden ayrı düşünülemeyecek süreçlerdir. Buna rağmen bölgedeki tartışmalar çoğu zaman koridorların statüsü, sınırların açılması ve tarafların birbirlerinden beklediği tavizler etrafında şekilleniyor. Bu durum, barışın kendisini ulaşım projelerinin ve jeopolitik rekabetin gölgesinde bırakabiliyor.

KAFKASSAM Başkanı ve siyaset bilimci Hasan Oktay’ın analizlerinde öne çıkan farklı yaklaşım, sorunu yalnızca Azerbaycan ile Ermenistan arasındaki bir anlaşmazlık olarak değil, Türkiye’yi de doğrudan ilgilendiren üçlü bir barış ve bölgesel bütünleşme meselesi olarak ele almasıdır. Bu bakış açısı, geleneksel kazan-kaybet denkleminden uzaklaşarak Güney Kafkasya’da hukuki güvencelere, karşılıklı güvene ve ekonomik iş birliğine dayalı bir düzen kurulmasını hedefliyor.

1. Ankara’nın tutumu: Azerbaycan’ı dışarıda bırakan normalleşmeye hayır

Hasan Oktay’ın değerlendirmesine göre Erivan’da bir grup, Azerbaycan ile nihai barış anlaşmasını imzalamadan Türkiye ile ilişkilerini normalleştirmek ve sınırların açılmasını sağlamak istiyor. Ankara ise Türkiye-Ermenistan ilişkilerinin geleceğini Azerbaycan-Ermenistan barışından bütünüyle bağımsız değerlendirmeye yanaşmıyor.
Bu yaklaşımın temelinde Türkiye-Azerbaycan stratejik ortaklığı bulunuyor. Türkiye’nin Ermenistan ile sınırlarını açması, diplomatik ilişkilerini geliştirmesi ve ekonomik bağlantıları yeniden kurması, Bakü’nün güvenlik kaygılarından ayrı düşünülemez. Ankara’nın tutumu, Azerbaycan’ı bölgesel barış sürecinin dışında bırakan bir normalleşme modelinin sürdürülebilir olmayacağı düşüncesine dayanıyor.
Oktay’ın savunduğu üçlü barış yaklaşımının ayırt edici yönü de burada ortaya çıkıyor. Sürecin yalnızca Bakü ile Erivan arasındaki ikili anlaşmaya indirgenmesi yerine Türkiye, Azerbaycan ve Ermenistan arasındaki ilişkilerin eş zamanlı olarak normalleşmesi hedefleniyor.
Bu yaklaşım, Türkiye’nin yalnızca gelişmeleri izleyen bir ülke değil, bölgesel barış düzeninin kurulmasında doğrudan rol üstlenen bir aktör olmasını öngörüyor. Oktay, Ermenistan ve Azerbaycan tarafından barışı geciktirenlerin bölgedeki aktörlerin planlarına göre hareket edenler olduğunu söylerken aslında bir gerçeğin de altını çiziyor. O da Azerbaycan üzerinden Türkiye’nin baskılandığı, Azerbaycan barışa uzak tutularak Türkiye’yi Ermenistan ile ikili barışa zorlayarak hemen akabinde ise Türkiye Azerbaycan ilişkilerini bu gelişmeden dolayı bozmak. Oktay bu hamleyi Netenyahunun yaptığını her fırsatta dillendiriyor. Yaygın kanaate göre Netenyahu seçimleri kaybedeceği ve seçimlere kadar Azerbaycan Türkiye ilişkileri üzerinden Türkiye’ye açıktan cephe almayı hatta Azerbaycan’da Türkiye organizeli olduğu iddia edilecek bir darbe teşebbüsü gerçekleştirerek Türkiye Azerbaycan ilişkilerini tamamen bozmak istediğini söylemektedir.

2. Ermenistan Anayasası ve barışın hukuki zemini

Azerbaycan yönetimi, Ermenistan Anayasası’nın atıfta bulunduğu Bağımsızlık Bildirgesi’nde Dağlık Karabağ’ın Ermenistan’la birleştirilmesine ilişkin ifadeleri, gelecekteki toprak iddiaları bakımından sorunlu görüyor. Bu nedenle Bakü, anayasal düzenleme yapılmasını nihai barış anlaşmasının imzalanması açısından temel şartlardan biri olarak öne çıkarıyor. Oysa Türkiye bölgedeki gelişmelerin olası olumsuz etkilerini gördüğü için önkoşulsuz bir barışı savunurken Oktay acile üçlü barış ilkesini işletmeye dillendirmeye çalışıyor. Oktay Laçın koridoru ve Dağlık Karabağ sorununun bir daha gündeme getirilemeyecek şekilde Azerbaycan lehine çözüldüğü için bu korku üzerinden politik söylem üretmenin bir faydası olmayacağını hatta Ermeni ayrılıkçı hareketin hortlamasına sebep olabileceğini söylüyor.

Erivan açısından ise anayasa değişikliği yalnızca hukuki bir mesele değil, aynı zamanda ciddi bir iç siyaset sorunu olarak görülüyor. Milliyetçi çevrelerin, muhalefetin ve diasporanın olası tepkileri, hükümetin hareket alanını daraltıyor. Ayrıca Ermenistan’da yapılan son seçimlerde Paşinyan hükümeti anayasayı değiştirebilecek nitelikli çoğunluğu sağlayamadı. Bu nedenle tarafların müzakere sürecinde vardığı uzlaşmaların kalıcı barışa dönüşmesi, hukuki güvencelerin yanı sıra iç siyasi engellerin aşılmasına da bağlı. Azerbaycan bu süreci biliyor olmasına rağmen ısrarını sürdürmesi barışa pek gönüllü olmadığı yönünde bir izlenim oluşturuyor.

Hasan Oktay’ın yaklaşımında ise barışın hukuki temeli önemli bir yer tutuyor. Ancak burada kritik ayrım şu: Anayasal sorunun çözülmesi barışın önünü açabilecek bir unsur olsa da bölgesel normalleşmenin bütün sorunlarını tek başına ortadan kaldırmaz. Sınırların açılması, ulaşım bağlantılarının kurulması, karşılıklı güvenin geliştirilmesi ve siyasi ilişkilerin normalleşmesi de aynı sürecin parçalarıdır. Oktay onun için ön koşulsuz üçlü barış anlaşmasının imzalanması ve ardında ise sorunların çözümü mümkün olur diyor.

3. Zengezur Koridoru: Barışın ön koşulu mu, sonucu mu?

Hasan Oktay 10 Kasım ateşkes anlaşması imzalandığından bu güne Zengezur koridoru diye bir meselenin bu anlaşmada olmadığını iddia etmektedir. Bu iddia Azerbaycan ve Türkiye resmi söyleminin tamamen zıddına bir söylemdir. Oktay bu görüşünü 10 Kasım anlaşmasının 3,4,5,6 maddelerinde “Dağlık Karabağ’daki temas hattı boyunca ve Laçin koridoru boyunca, hafif silahlı 1.960 asker, 90 zırhlı personel taşıyıcı, 380 adet otomobil ve özel teçhizatlı Rusya Federasyonu Barışı Koruma Birliği konuşlandırılacaktır.
Rusya Federasyonu Barışı Koruma Birliği, Ermenistan Silahlı Kuvvetleri’nin çekilmesine paralel olarak konuşlandırılacaktır. Rusya Federasyonu Barışı Koruma Birliği’nin konuşlanma süresi 5 yıl olup, taraflardan birinin bu hükmün uygulanmasını sonlandırma niyetini 6 ay önce bildirmesi haricinde, bu süre 5 yıllık periyotlar halinde uzayacaktır.
Anlaşmaların taraflarca uygulanması üzerindeki kontrol etkinliğini artırmak amacıyla, ateşkesi kontrol etmek için bir Barışı Koruma Merkezi kurulacaktır.
Ermenistan Cumhuriyeti Kelbecer bölgesini 15 Kasım 2020 tarihine, Laçin bölgesini de Dağlık Karabağ’ın Ermenistan ile bağlantısını korumak amacıyla Laçin koridoru (5 km genişliğinde) haricinde 1 Aralık 2020 tarihine kadar Azerbaycan Cumhuriyeti’ne geri verecektir, bununla birlikte Suşa şehri durumdan etkilenmeyecektir. Tarafların mutabakatıyla, önümüzdeki üç yıl içinde, Laçin koridoru boyunca Stepanakert ile Ermenistan arasındaki bağlantıyı sağlayacak yeni bir trafik hattının inşası planları oluşturulacak ve bu hatta Rusya Barışı Koruma Birliği’nin yerleştirilmesi sağlanacaktır. Azerbaycan Cumhuriyeti, Laçin koridoru üzerinden iki taraflı ulaşım yapan vatandaşların, araçların ve malların güvenliğini garanti eder.”
açıkça yazılan Laçın koridorunu perdelemek için anlaşmanın 9. Maddesinde yer alan “Bölgedeki tüm ekonomi ve ulaşım hatları açık tutulacaktır. Vatandaşların, araçların ve malların her iki taraflı kesintisiz hareketini organize etmek için Ermenistan Cumhuriyeti, Azerbaycan Cumhuriyeti’nin batı bölgeleri ve Nahçıvan Özerk Cumhuriyeti arasında ulaşım hatları temin edilecektir. Ulaşım üzerindeki kontrol Rusya FSB’ye bağlı Sınır Servisi Servisi tarafından gerçekleştirilir.
Tarafların mutabakatı ile Nahçıvan Özerk Cumhuriyeti ve Azerbaycan’ın batı bölgeleri arasında yeni ulaşım hatları inşası teminat altına alınmıştır. Maddesi ile zengezur koridoru beklentisi oluşturmuştur. Oktaya göre bu anlaşmada Zengezur koridoru yoktur ve Laçın koridoruna Azerbaycan ve Türkiye kamuoyundan tepki gelmesin diye böyle muğlak ifadeler kullanılmıştır. Oktay daha sonraki süreçte Laçın koridoru ve Dağlık Karabağ süreci hukuken Azerbaycan lehine bittiği için artık Azerbaycan ve Türkiye devlet erkânının bu ifade etrafında değil üçlü barış etrafında bir söylem geliştirmelidir diyor.
Güney Kafkasya’daki tartışmaların merkezinde yer alan Zengezur Koridoru, çoğu zaman bölgesel ulaşım bağlantılarının yeniden kurulmasının ötesinde, jeopolitik nüfuz mücadelesinin bir aracı olarak ele alınıyor. Oysa Hasan Oktay’ın yaklaşımından hareketle sorulması gereken temel soru, hukuk ve uluslaralarsa ilişkiler açısından koridorun açılması mümkün değilken Zengezur söylemi bölgesel barışa nasıl hizmet edeceğidir.

10 Kasım 2020 tarihli üçlü ateşkes bildirgesinin dokuzuncu maddesi, bölgedeki ekonomik ve ulaşım bağlantılarının yeniden kurulmasını öngörüyordu. Ancak bu hüküm, tek başına özel statülü bir “Zengezur Koridoru” düzenlemesinin bütün şartlarını belirlemiyor. Koridorun statüsü, güvenliği ve işletilmesine ilişkin anlaşmazlıklar da barış sürecinin karmaşıklaşmasına neden oluyor.

Hasan Oktay’ın alternatif yaklaşımı, öncelik sırasını tersine çevirmeyi öneriyor: Önce barış, hukuki güvence ve bölgesel uzlaşma; ardından ulaşım projelerinin karşılıklı yarar temelinde hayata geçirilmesi.

Bu çerçevede koridor, bir tarafın diğerine kabul ettirmeye çalıştığı siyasi bir taviz olmaktan çıkarılarak bölgesel ekonomik bütünleşmenin parçası hâline gelebilir. Böylece ulaşım bağlantıları, yeni gerilimlerin nedeni değil, barışın somut kazanımlarından biri olur. Oktay üçlü barış sonrası AB ülkelerindeki geçiş önceliklerini sürekli gündeme getirerek koridor kavramına karşı olduğunu sürekli gündeme getiriyor hatta böyle bir koridrun açılma ihtimalinin sıfır olduğunu söylüyor.

4. İkili pazarlıklardan üçlü barış modeline

Geleneksel yaklaşım, Azerbaycan-Ermenistan barışını bir mesele, Türkiye-Ermenistan normalleşmesini ise başka bir mesele olarak ele alabiliyor. Hasan Oktay’ın savunduğu model ise iki sürecin birbirini tamamlaması gerektiği düşüncesine dayanıyor.

Bu modelin temel unsurları şöyle özetlenebilir:

Öncelik: Koridorun açılmasını Türkiye ve Azerbaycan’ın söyleminde olduğu gibi barışın ön koşulu hâline getirmek yerine, barışı ulaşım ve ekonomik bütünleşmenin temeli olarak görmek Oktay’ın ileri sürdüğü önemli bir konudur.

Tarafların kapsamı: Süreci yalnızca Azerbaycan-Ermenistan anlaşmasına indirgememek; Türkiye-Ermenistan normalleşmesini de bölgesel barış düzenine dâhil etmek. Oktay’a göre barış anlaşmasına Azerbaycan dahil edilmediği takdirde Ermenistan Türkiye yakınlaşması Türkiye Azerbaycan düşmanlığına dönüştürülme riski söz konusu.

Sınırların açılması: Türkiye-Ermenistan sınırının geleceğini, Azerbaycan’ın güvenlik kaygılarından bağımsız değerlendirmemek.

Ekonomik bütünleşme: Tek bir güzergâha odaklanmak yerine ticaret, demiryolu, karayolu, enerji ve lojistik bağlantılarını birlikte ele almak.

Bölgesel sahiplenme: Güney Kafkasya’nın geleceğinin yalnızca dış güçlerin rekabetiyle belirlenmesini önlemek ve bölge ülkelerinin kendi aralarında kalıcı uzlaşmalar kurmasını sağlamak.

Burada söz konusu olan, Türkiye’nin veya Azerbaycan’ın çıkarlarından vazgeçmesi değil; bu çıkarların uzun vadeli güvenlik ve ekonomik iş birliği içinde korunabileceği bir düzen oluşturmaktır.

5. Rusya’nın bölgesel etkisi ve dış aktörlerin rolü

Rusya, Güney Kafkasya’daki tarihsel ve siyasi etkisini korumak isteyen başlıca aktörlerden biri. Bölgesel ulaşım güzergâhları, Ermenistan’ın güvenlik tercihleri ve Azerbaycan-Ermenistan ilişkilerinin seyri, Moskova’nın bölgedeki konumunu doğrudan ilgilendiriyor.

Hasan Oktay’ın değerlendirmesinde, barış sürecinin uzaması ve koridorlar üzerindeki belirsizliklerin devam etmesi, dış aktörlerin bölgedeki nüfuzlarını sürdürmelerine imkân tanıyabilecek unsurlar olarak ele alınıyor. Bununla birlikte, Rusya’nın her gerilimi bilinçli olarak sürdürdüğü veya bütün gelişmeleri tek başına yönettiği sonucuna varmak için ayrıca somut kanıtlar gerekir.

Aynı dikkat ABD ve İsrail’in rolü değerlendirilirken de gösterilmelidir. Oktay, Türkiye ile Azerbaycan arasındaki olası görüş ayrılıklarının dış aktörler tarafından kendi çıkarları doğrultusunda kullanılabileceğini ileri sürüyor. Özellikle Türkiye-Azerbaycan ilişkilerinin zayıflaması, Güney Kafkasya’daki güç dengelerini değiştirebilecek bir gelişme olur.

Ancak bir gelişmeden hangi aktörün yararlanabileceğini göstermek ile o gelişmeyi söz konusu aktörün planladığını kanıtlamak aynı şey değildir. Dolayısıyla “Bakü’ye karşı yeni oyun” iddiası, doğrulanmış bir olgudan ziyade somut verilerle sınanması gereken bir stratejik değerlendirme olarak ele alınmalıdır. Türkiye Güney Kafkasya’da barışın tesisi için uğraşırken Azerbaycan üzerinden Türkiye’ye tehdit kanallarının harekete geçirildiği göz önünde bulundurulursa Hasan Oktay’ın endişe ve ikazlarının ne kadar haklı olduğu ortaya çıkar. İşte bu noktada Azerbaycan’ın Türkiye’deki ileri karakol trol ekipleri İsrail’in kontrolünde hareket ettiği iddiası gündeme geliyor ki bu ekip Oktayın Türkiye Azerbaycan ilişkilerini tek başına bozduğu iddialarını ileri sürüyor.

6. C6 ve Hazar geçişli enerji bağlantıları: Barışın jeoekonomik boyutu

Türkmenistan’da 8 Ekim 2026’da düzenlenen C6 toplantısında Hazar geçişli boru hattına yönelik ilginin yeniden öne çıkması, Güney Kafkasya’daki barış tartışmasının daha geniş bir jeoekonomik çerçevede değerlendirilmesi gerektiğini gösteriyor. Orta Asya ülkeleri ile Azerbaycan arasındaki iş birliği, enerji kaynaklarının Hazar Denizi ve Güney Kafkasya üzerinden Türkiye’ye ve Avrupa’ya ulaştırılması açısından yeni imkânlar oluşturabilir.

Bu bağlantılar, yalnızca enerji ihracatını değil, ticaretin, lojistiğin ve bölgesel yatırımların gelişmesini de etkileyebilir. Azerbaycan bir transit ve bağlantı merkezi olarak önem kazanırken Türkiye, Orta Asya ile Avrupa arasındaki ekonomik ilişkilerde daha güçlü bir konuma gelebilir. Ermenistan’ın da bölgesel ulaşım ağlarına katılması, uzun vadede ülkenin ekonomik seçeneklerini genişletebilir.
Ancak enerji ve ulaştırma projelerinin siyasi açıklamalarla kendiliğinden gerçekleşmeyeceği unutulmamalıdır. Finansman, teknik altyapı, güvenlik, hukuki düzenlemeler ve ülkeler arasındaki siyasi uzlaşma belirleyici olacaktır.

Bu nedenle C6 çerçevesindeki enerji iş birliği ile Türkiye-Azerbaycan-Ermenistan arasında önerilen üçlü barış yaklaşımı birbirini tamamlayan iki süreç olarak düşünülebilir. Güney Kafkasya’da kalıcı barış, Orta Asya’dan Avrupa’ya uzanan bağlantıların güvenilirliğini artırabilir; ekonomik bütünleşme de barışın taraflarına somut kazanımlar sağlayabilir. Hasan Oktay Türk Devletler Teşkilatının önemine dikkat çekerken Hazar ötesi devletler teşkilatı kuruluyor ve buna Azerbaycan da dahil edilerek Türkiye Türk Devletler Teşkilatından tasfiye ediliyor görüşünü ileri sürerken Netenyahu’nun devreye girip Türkiye’yi dışlama hamlesi gerçekleşiyor görüşü bir kez daha dikkatle dinlenmeli. Son zamanlardaki Türkiye Azerbaycan arasındaki gerginliğinin arkasında yatan sebebin bu olma ihtimali söz konusu olabilir.

7. Hasan Oktay’ın yaklaşımını farklı kılan nedir?

Hasan Oktay’ın analizlerinin ayırt edici yönü, sorunu yalnızca savaşın galibi ve mağlubunun talepleri üzerinden değerlendirmemesi. Onun yaklaşımı, bölgesel rekabetin yerine geçebilecek bir iş birliği düzeninin nasıl kurulabileceği sorusuna odaklanıyor.

Bu çerçevede üç temel farklılık öne çıkıyor.

Birincisi, öncelik sırasının değiştirilmesi. Koridorun açılması barışın ön koşulu olmaktan çıkarılarak barışın sağlayacağı sonuçlardan biri olarak ele alınıyor. Bu, tartışmayı yalnızca güzergâhın statüsünden çıkarıp bölgesel güvenlik ve ekonomik bütünleşmeye taşıyor.

İkincisi, tarafların birlikte değerlendirilmesi. Azerbaycan-Ermenistan barışı ile Türkiye-Ermenistan normalleşmesi birbirinden kopuk süreçler olarak görülmüyor. Üç ülkenin güvenlik kaygılarının ve siyasi beklentilerinin aynı bölgesel çerçevede ele alınması öneriliyor.

Üçüncüsü, dış aktörlerin etkisini azaltacak bölgesel sahiplenme. Rusya, ABD veya başka güçlerin bölgesel dengeler üzerindeki etkisini bütünüyle ortadan kaldırmak gerçekçi bir hedef olmayabilir. Ancak bölge ülkelerinin doğrudan anlaşmalar yapması, dış aktörlerin anlaşmazlıkları kendi nüfuzlarını artırmak için kullanabilecekleri alanı daraltabilir.

Bu yaklaşımın başarısı, yalnızca düşünsel tutarlılığıyla değil, tarafların somut çıkarlarını ne ölçüde uzlaştırabildiğiyle ölçülmelidir. Üçlü barış fikri alternatif bir stratejik çerçeve sunmaktadır; bunun uygulanabilirliği ise Ermenistan’ın anayasal düzenlemesi, Azerbaycan’ın güvenlik talepleri, Türkiye’nin normalleşme politikası ve bölgesel aktörlerin tutumlarıyla sınanacaktır.

Sonuç yerine Zengezur’dan önce barış sonra zaten barış

Güney Kafkasya’nın geleceği, yalnızca hangi koridorun açılacağına veya hangi ülkenin daha fazla siyasi nüfuz kazanacağına bağlı değildir. Asıl mesele, ulaşım ve enerji bağlantılarının hangi hukuki ve siyasi düzen içinde işleyeceği, tarafların birbirlerinin egemenlik ve güvenlik kaygılarını nasıl karşılayacağı ve bölgesel iş birliğinin nasıl kalıcı hâle getirileceğidir.

Hasan Oktay’ın yaklaşımı bu sorulara farklı bir cevap öneriyor: Azerbaycan-Ermenistan barışı, Türkiye-Ermenistan normalleşmesi ve bölgesel ulaşım projeleri birbirinden koparılmamalıdır. Koridor tartışmaları barışın önüne geçirilmemeli; barış, ekonomik bütünleşmenin ve karşılıklı güvenin başlangıç noktası olmalıdır.

Türkmenistan’daki C6 toplantısında Hazar geçişli boru hattına gösterilen ilgi de bu yaklaşımın jeoekonomik boyutunu ortaya koyuyor. Orta Asya, Hazar, Güney Kafkasya, Türkiye ve Avrupa arasında kurulacak bağlantılar, ancak siyasi istikrar ve güvenilir hukuki düzenlemelerle sürdürülebilir hâle gelebilir.

Bu nedenle temel stratejik önerme şudur: Zengezur’dan önce barış; koridor rekabetinden önce bölgesel uzlaşma; dış güçlerin nüfuz mücadelesinden önce bölge ülkelerinin ortak iradesi. Hasan Oktay’ın analizlerinde öne çıkan alternatif bakış, Güney Kafkasya’yı bir çatışma alanı olmaktan çıkarıp küresel ticaret, enerji ve ulaşım ağlarının güvenilir bir parçasına dönüştürme hedefinde anlam kazanıyor. Hasan Oktay üçlü barışta ısrar ederken bölgeye yeni bir aktör gelmemeli derken hukuki hiçbir dayanağı olmayan Zengezur koridorunda ısrar edilirken birden karşımıza TRIPP yolu gündeme getirildi ve Türkiye bir kez daha Güney Kafkasya denkleminde devre dışı kaldı diyor. Hatta Oktay bu projenin Netenyahu projesi olduğu Erdoğan Paşinyan ve Aliyev’i İstanbul’da buluşturmaya çalışırken Netenyahunun teşebbüsü ile Waşingtonda Aliyev Paşinyan Trumpun sağında solunda yer alarak TRIPP projesini imzaladığını iddia ediyor. Gördüğümüz kadarı ile Hasan Oktay Ömer Seyfetinin Pembe incili kafkan hikayesindeki Muhsin Çelebi gibi tek başına mücadele ediyor.

Kafkassam Editör
YAZAR

Kafkassam Editör

Yeni bir dünyaya uyanmak, dünyayı yeniden okumak isteyenler için, söylenecek sözü olanlar için merkezi Ankara’da olan KAFKASSAM’ı kurduk. Erivan, Bakü, Tiflis, Tebriz, Grozni, Moskova, Mahaçkale, Nazrin, Nalçik, Saratov, Ufa ve Sochi’de ofislerimiz temsilcilerimiz var. Kafkassam genelde kafkasya çalışmak için kuruldu Kafkasya genelinde çalışır. Ermenice Rusça Gürcüce İngilizce dillerinde yayın yapan kafkassam genç akademisyen ve stratejistlerle çalışmaya özen gösterir. KAFKASSAM’ın internet sitesi 2 Ocak 2010’da yayına girdi. İnternet sitesinde Kafkasya’daki ülkeler ve Türkiye ile ilişkileri hakkında makaleler, ropörtajlar, analizler ve yorumlara yer verilmektedir.

Yorum Yaz

Share a useful thought, question, or feedback.