40 günlük savaş İran’ın iç dengelerini radikal bir biçimde dönüştürdü. İran uzmanı Doç. Dr. Ramin Sadık’a göre, Devrim Muhafızları dinî otoriteyi saf dışı bırakarak muktedir odak hâline geldi.– İran-ABD-İsrail üçlüsünün 28 Şubat’ta başlayan savaşı başta enerji alanı olmak üzere küresel etkiler üretti. Fiili olarak 40 gün süren savaş İran iç dengelerini de radikal bir biçimde dönüştürdü. Bölge dinamiklerini en iyi bilen isimlerden Doç. Dr. Ramin Sadık, yaşanan fiili durum ve gelinen sonuç itibarı ile Devrim Muhafızları mutlak iktidar niteliği kazandı. Daha önce iktidarı paylaştığı dini otoriteyi büyük oranda saf dışı etmenin yanında Cumhurbaşkanlığı, Dışişleri Bakanlığı dahil kültür, medya, ekonomi alanlarında da belirleyici unsur haline geldiler. İran’da muktedir odak artık askeri otorite tespitinde bulundu. Azerbaycan kökenli uzmana göre bu durumun iç ve dış dengeler açısından radikal sonuçları olacak.

GÜVENLİK KONSEPTİ ÇÖKTÜ
Doç. Dr. Ramin Sadık gazetemize yaptığı değerlendirmede savaşın üç ülke arasında cereyan ettiğini ancak ilerleyen süreçte siyasi, askeri ve ekonomik açıdan önce tüm Körfez coğrafyası sonrasında küresel etki ürettiğini aktardı. Doç. Dr. Sadık, İran ilk günlerden itibaren çok sayıda üst düzey yetkilisini kaybetti. Bu durum İran açısından iç güvenlik konseptinin zayıflığını gösterdi. Siyasi olduğu kadar dini ve askeri liderliğinde imhası ile burada hiç kimse güvende değil algısı yerleşti ve konsept çöktü.

Bu noktada İran’ın tutunabildiği en önemli faktör İsrail’e atılan füzelerdi. Her ne kadar bunların büyük çoğunluğu engellense de İsrail ciddi manada savunma stokunu tüketti ve bu durum savaşın maliyetini İsrail açısından arttırdı. Şahed dronlarının engelleri aşarak özellikle kilit konumdaki İsrail Hava Savunma Sistemlerine verdiği zarar ve İsrail halkında oluşan panik İran namına kaydedilen artılar oldu.
İran’ın asimetrik savaşı “ben yanıyorsam her yerde yanabilir” boyutuna yükseltmesi çılgınlık dozunu göstermesi açısından kayda değerdi. Körfez ülkeleri, Türkiye ve Azerbaycan gibi komşularını hedef alan saldırılar başlardaki saldırıya maruz kalan haklı taraf durumunu olumsuz etkiledi.

İKTİDAR ALANI YENİDEN ŞEKİLLENİYOR
Azerbaycan Kökenli Uzman Doç. Dr. Ramin Sadık, İsrail-ABD ikilisinin stratejik zayıflığının krizi derinleştiren en başat etken olduğu görüşünde. Ramin Sadık, ABD/İsrail kanadı önceliği ideolojik beyin olan dini otorite Ali Hamaney ve çevresini ortadan kaldırmaya verdi. Bu yöntemin amacı İran’da karar alma mercilerini felç etmekti. Ancak İran’da karar almanın ikili yönetim anlayışından ibaret olduğunu hesap edemediler. Bu nedenle de İran’da dini otorite ve çevresi zayıflarken Devrim Muhafızları çok daha güçlendi. Cumhurbaşkanı ve hükümet ve sivil alan çok daha daralırken iktidar Devrim Muhafızlarının kontrolüne geçti. Artık karar alma mekanizması Devrim Muhafızlarında. Rejimin içkin niteliğinin bu aşamadan sonra değişmesi ve yeniden Molla rejimi karakteristiği kazanması çok zor. Velaey-i Fakih kurumu ve belirleyici dini figür yapısının kendisini yeniden tahkim şansı kalmadı. İran askeri karakteri baskın bir rejime doğru hızla evriliyor. Devrim Muhafızları sistemin yeni ve tek sahibi oluyor. Eski ikili yapıda hükümet ve dini rejim vardı ve dini rejim hükümetin üstünde konumlanıyordu. Yeni süreçte dini rejim ağır darbe aldığı için yerini askeri klikler aldı. Askeri klikler yani Devrim Muhafızlarının yönetimi elden bırakmaları mümkün değil, zira İran’da ekonomik üstünlükleri çok fazla. İran’da hemen her sektörde dini rejim ile Devrim muhafızlarının bariz ağırlıkları vardı. Enerjiden, gıda, finans, inşaat sektörüne kadar. Büyük bir ekonomik kazanç pastası var. Eskiden dini rejimin takdiri kadar Devrim muhafızları yani askeri çevre bundan faydalanmaktaydı; şimdi artık tüm pay neredeyse askeri kliklerin eline geçti. Mevcut tablo elbette bazı çatışmaları da beraberinde getiriyor. Hale hazırda Meclis Başkanı Galibaf, Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan ve Dışişleri Bakanı Arakçi bu bağlamda Devrim Muhafızı tarafından yoğun eleştiri alıyor. ABD ile müzakereleri uzatan etken de aynı askeri klik. Ele geçirmiş oldukları gücün elden çıkmasını istemedikleri için görüşmeler ve müzakereler olacaksa, ya kendilerinin istediği şekilde sonuçlanmasını, yahut da kendilerinin bizzat müzakere masasında olmasını talep ediyorlar’ dedi.

HÜRMÜZ ŞANTAJ ARACINA DÖNÜŞTÜ
Ramin Sadık’a göre Hürmüz tam anlamı ile bir şantaj ya da blöf aracına dönüştü. İran’ın boğazı kapatması savaşın ilk günlerinde acele alınan bir karardı diyen Sadık, ancak gelinen noktada ABD’nin tamamen boğazı ablukaya alması, İran’ı zorlayan bir gelişme oldu. ABD bu adımla Körfez ülkelerinin bağımlılığını artırırken Çin’e petrol sevkiyatını kesti; ki en büyük kazanımı bu oldu. Üçüncü olarak da Uzakdoğu’da petrole ihtiyacı olan kendine yakın ülkelere Venezuela’dan elde ettiği yahut kendi petrolünü satma fırsatı yakaladı. İran’ın ablukayı kaldırmak istediğini yaşanan gelişmelerden anlıyoruz; evet İran çok sıkışmış durumda ve alternatifler aramakta. Bu noktada Pakistan’dan yeni koridorlar açılmasını beklemektedir. Lakin Pakistan da bu yardımı, İran’ın ABD ile müzakerelere oturması ve savaşı bitirmesi noktasına kadar mümkün şeklinde görüş belirtti.

TÜRKLERİN ROLÜ BELİRLEYİCİ OLDU
Ramin Sadık’ın dikkat çektiği bir diğer husus ise savaş süresince Azerbaycan Türklerinin sessizliği belirleyici unsur olarak kayda geçti. Etnik manada genel bir sükunetin hakim olduğunu vurgulayan Ramin Sadık, Türklerin sahip olduğu nüfus nedeniyle sergileyeceği tavır çok önemliydi.

Bu tavır da Türkiye faktörü önemliydi. Çünkü stratejik hesaplar bölge ve Türk dünyası adına başka denklemlerin olduğu yönündeydi. Yine Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan’ın bir Türk olması ve İran Türklerinin ondan beklentileri de önemliydi. Dolayısıyla İran Türkleri ülkenin en önemli makamında temsil edildiklerini düşündükleri için çatışmalardan sonra Pezeşkiyan’ın ve hükümetinin elinin daha güçleneceğini düşündüler. Gelinen nokta Pezeşkian iktidar lakin muktedir olmadığını ortaya koysa da Türklerin beklentileri sürüyor.

İran, Türk varlığı ile hiçbir zaman barışık olmadı. Kültür, siyaset, ekonomi, coğrafya, güvenlik ve tüm alanlarda bu tutum sürdü. Buna en bariz örnek devlet güdümlü Seher TV’dir. Türkleri temsil eden tek medya unsuru hüviyetindeki kanal İran’daki Türklerin sesi olmaktan çok Güney Azerbaycan gerçekliğinin aleyhine propaganda yapan bir yayın kuruluşu özelliği taşıyor. Dolayısıyla kuruluş amacı İran’daki Türklerin sesi olması değil, kuzey Azerbaycan özelinde İran politikalarının propagandasıdır.

İran Hürmüz planını açıkladı: Hiçbir şey savaş öncesi gibi olmayacak
Buna rağmen İran devlet kanalları çatışmalar süresince ilginç bir yöntem uygulayarak sık sık Tebriz sokaklarında halka mikrofon uzattılar ve ABD/İsrail saldırılarını kınamalarını istediler. Bu görüntüler dünyaya servis edilerek sanki bütün İran’daki Türkler rejimin yanındaymış gibi bir algı oluşturmaya çalıştılar. Bu algılarına tabii inananlar çıkabilir; ancak asıl mesele şu: İran rejimi daha önce çok da önem vermediği halde başı sıkışınca Azerbaycan Türklerinin desteğine ihtiyaç duydu. Bu çok açık’ ifadelerini kullandı.

