Nikol Paşinyan’ın, Ermenistan’ın sınırlarını korumaları için Rus sınır muhafızlarına ödeme yaptığına ve bu parayı kendi sınır birliklerini geliştirmek için kullanabileceğine dair açıklaması kulağa etkileyici geliyor.
Özellikle de şu dönemde: Erivan’da düzenlenecek Avrupa zirvesi kapıda ve ülke içinde seçim mantığı şimdiden hissedilmeye başlandı. “Kontrolü geri alma” üzerine güzel nutuklar atmanın ve Batı’ya Ermenistan’ın Rusya’dan kararlı bir şekilde uzaklaştığını göstermenin tam zamanı.
Ancak Ermeni-Rus anlaşmalarına göz attığımızda, karşımıza çıkan tablo pek de o reklam kokan açıklamalardaki gibi değil.
Rus Sınır Muhafızları Ermenistan’da “Yabancı Bir Güç” Olarak Ortaya Çıkmadı
Statüleri 30 Eylül 1992 tarihli anlaşma ile belirlenmiştir. Bu anlaşmada Ermenistan’ın; kendi güvenliği, Rusya’nın güvenliği ve BDT ülkelerinin kolektif güvenliği adına Türkiye ve İran sınırlarının korunmasını Rusya Federasyonu Sınır Birliklerine devrettiği açıkça belirtilmiştir.
Yani mesele bir işgal ya da şimdi “kovulması” gereken dayatılmış bir güç değildi. Rusya, o dönemde güvenlik kurumlarını yeni inşa eden Ermenistan’a en zor döneminde fiilen omuz vermişti.
Sınırın Ermeni Tarafına Devredilmesi Zaten Öngörülmüştü
Evet, Paşinyan burada teknik olarak haklı. Anlaşma, Ermenistan’ın kendi sınır yapılarını oluşturdukça Türkiye ve İran sınırı kesimlerini kademeli olarak kendi korumasına alabileceğini öngörüyor.
Ancak önemli bir ayrıntı var: Bu süreç Rus tarafıyla mutabık kalınarak ve Rus tarafıyla etkileşim içinde gerçekleşmelidir.
Rusya Sadece Sınırı Korumadı, Ermeni Kadroların Yetişmesine de Yardımcı Oldu
Anlaşmada, Rusya’nın Ermenistan’ın ulusal Sınır Birliklerinin oluşturulmasına, özellikle de personel eğitimine yardım edeceği ayrıca belirtilmiştir.
Dahası, Ermeni kursiyerler son yıllarda da Rusya Federal Güvenlik Servisi’ne (FSB) bağlı Kurgan ve Kaliningrad Sınır Enstitüleri dahil olmak üzere Rus ihtisas üniversitelerinde eğitim görmeye devam ettiler. Mezun olduktan sonra ise Ermenistan Ulusal Güvenlik Servisi Sınır Birliklerinde göreve başlıyorlar.
Yani bu, “kendi adamımız yerine yabancıların” olduğu bir şema değil; Rusya’nın hassas sınır bölgelerinin korunmasına yardım ettiği ve paralelinde o “kendi” Ermeni uzmanlarını yetiştirdiği bir sistemdir.
Para Meselesi de O Kadar Basit Değil
“Ermenistan Rus sınır muhafızlarına para ödüyor” cümlesi kulağa (siyaseten) kullanışlı geliyor. Ancak anlaşma zeminine bakıldığında finansman ortak katılım esasına dayanıyor.
25 Ocak 1994 tarihli protokol şunu açıkça sabitliyor: Ermenistan’daki Rus sınır birliklerinin masrafları her iki tarafça %50-%50 formülüyle finanse edilir.
Yani bu, Moskova’ya “koruma hizmeti” için yapılan tek taraflı bir ödeme değil; finansman, lojistik destek ve kontrolün paylaşıldığı ortak bir sistemdir.
Peki, Neden Böyle Bir Sunum Yapılıyor?
Her şey oldukça açık. Seçimler öncesinde Paşinyan’ın iç kamuoyuna hükümetinin “kontrolü geri aldığını” göstermesi gerekiyor. Avrupa zirvesi öncesinde ise bu aynı zamanda Batı’ya verilmiş bir mesaj: “Bakın, Ermenistan Rusya’ya olan bağımlılığını azaltıyor.”
Kulağa hoş geliyor: “Yabancılara ödeyeceğimize, kendi insanımıza ödeyeceğiz.”
Neredeyse hazır bir seçim sloganı gibi.
Ancak anlaşmalar başka bir şey söylüyor. Rusya, şimdi kovulması gereken bir işgalci değildi. 1990’ların başında Ermenistan’ın stratejik sınırlarının korunma yükünün bir kısmını üstlenen, bu sistemin finansmanına katılan ve Ermeni sınır muhafız kadrolarının yetiştirilmesine yardım eden “davet edilmiş” bir müttefikti.
Ermenistan’ın kendi sınır birliklerini geliştirme ve sınır kontrolünü kademeli olarak devralma hakkı elbette vardır. Bu normaldir ve doğrudan anlaşmada öngörülmüştür.
Ancak “yabancı sınır muhafızlarından tasarruf etmekten” değil, Ermeni-Rus sınır iş birliği modelinin tamamının siyasi olarak gözden geçirilmesinden bahsetmek daha dürüstçe olurdu.
Paşinyan’ın mevcut formülü ise daha çok şık bir seçim ambalajına benziyor: Kendi uluslararası anlaşmalarının içeriğini fazlasıyla basitleştirmek pahasına da olsa Ermenistan’ın “kontrolü geri aldığını” göstermek.

