Ortadoğu’yu anlamak için artık yalnızca bombaların nereye düştüğüne bakmak yetmiyor. Asıl hikâye, bombalar düşmeden önce başlayan hazırlıklarda, diplomatik cümlelerin arasındaki boşluklarda ve tarafların birbirine gönderdiği örtülü mesajlarda saklı.
Son günlerin ABD, İsrail, İran ve Avrupa basınını yan yana koyduğumuzda ortaya çıkan tablo tam olarak böyle bir tablo. Görünen yüzünde İran’a yönelik yeni Amerikan yaptırımları, Gazze’de devam eden operasyonlar, Batı Şeria’daki gerilim ve İsrail’in İran’ın yeniden silahlandığına ilişkin kaygıları var. Fakat istihbarat perspektifinden bakıldığında bütün bu başlıkların tek bir dosyada birleştiği görülüyor: Bir sonraki savaşın hazırlığı mı yapılıyor, yoksa yeni bir pazarlığın zemini mi oluşturuluyor?
Washington’ın İran’a yönelik yeni ekonomik hamlesi bu açıdan kritik. ABD, İran’ın finansal damarlarını kesmeye çalışırken doğrudan askeri saldırı yerine ekonomik baskıyı öne çıkarıyor. Fakat Tahran’ın cevabı da önemli: Misilleme tehdidi.
Burada klasik bir güç mücadelesinden daha fazlası var. Washington İran’ın parasını ve uluslararası ekonomik bağlantılarını hedefliyor; Tahran’ın elindeki en güçlü karşı koz ise enerji. Hürmüz Boğazı bu nedenle yalnızca coğrafi bir geçiş noktası değil, bütün dünya ekonomisinin üzerinde duran stratejik bir kaldıraç.
İran’ın Hürmüz’ü fiilen tehdit edecek bir adım atması yalnızca ABD ile İran arasındaki hesaplaşmayı büyütmez. Avrupa’yı, Asya’yı ve küresel enerji piyasalarını doğrudan denkleme sokar. Bu nedenle Avrupa basınının temel korkusu İran’ın ne kadar güçlü olduğu kadar, Washington’ın baskısının hangi noktada kontrol edilemez bir karşılığa yol açacağıdır.
İsrail cephesinde ise tehdit algısı çok daha farklı. Netanyahu’nun İran’ın oğullarından birine suikast girişiminde bulunduğu yönündeki açıklaması, doğrulanması gereken bir iddia olmanın ötesinde siyasi bir mesaj taşıyor: İran tehdidinin artık yalnızca devlet kurumlarına değil, İsrail yönetiminin en üst düzeyine kadar ulaştığı vurgulanıyor.
İsrail’in güvenlik aklı açısından daha önemli olan ise İran’ın savaş sonrasında ne kadar hızlı toparlandığı. Eğer Tahran gerçekten füze ve insansız hava aracı kapasitesini yeniden inşa ediyorsa, İsrail açısından zaman düşman lehine çalışıyor demektir.
Tam bu noktada Gazze ve Batı Şeria dosyaları devreye giriyor.
Gazze’de ateşkes arayışları sürerken İsrail operasyonlarının devam etmesi, Washington ile Tel Aviv arasında henüz bir kopuş yaratmasa da çıkar önceliklerinin farklılaşmaya başladığını gösteriyor. ABD daha geniş bir diplomatik çerçeve kurmaya çalışırken İsrail güvenlik şartlarının yerine getirilmesini istiyor.
Batı Şeria ise daha tehlikeli bir ihtimal taşıyor. İsrail güvenlik makamlarının “patlama” riskine ilişkin uyarıları gerçekleşirse, Gazze’nin ardından yeni bir cephe ortaya çıkabilir. Böyle bir senaryo İsrail’in askeri ve siyasi kapasitesini aynı anda zorlar.
Suriye de bu denklemin dışında değil. Şam ile Tel Aviv arasında başlayan temaslar, İran etkisinin azaltılması ve Suriye’nin yeniden bölgesel sisteme dahil edilmesi açısından önem taşıyor. Dolayısıyla Suriye önümüzdeki dönemde yalnızca bir çatışma alanı değil, aynı zamanda pazarlık alanı olabilir.
Bütün bu parçaları bir araya getirdiğimizde karşımıza ilginç bir tablo çıkıyor.
Washington ekonomik baskıyla İran’ı masaya çekmeye çalışıyor. İsrail İran’ın yeniden güçlenmesini engellemek istiyor. İran caydırıcılığını korumaya çalışıyor. Avrupa ise yeni bir savaşın enerji ve güvenlik maliyetinden korkuyor.
İstihbarat okumalarında bazen en önemli veri, tarafların söylediği değil, söylemedikleridir.
Şu anda üç soru kritik:
İran gerçekten yeniden silahlanıyor mu?
ABD, İsrail’i Gazze konusunda ne kadar zorlayabilir?
Ve İran, ekonomik baskıya karşılık vermek için Hürmüz kozunu gerçekten kullanır mı?
Bu üç sorudan ikisinin cevabı “evet”e yaklaşırsa, Ortadoğu’daki mevcut sessizlik yanıltıcı olabilir.
Çünkü bazen savaş, ilk füze atıldığında başlamaz.
Savaş, taraflardan birinin artık diplomasinin kendisine yeterli olmadığını düşündüğü gün başlar.
Bugün Ortadoğu’da asıl izlenmesi gereken şey de tam olarak bu eşiktir.
YAKUPHAN OKUT

