Rus uzman: Aliyev ve Nazarbayev SSCB’nin başına geçseydi ülke dağılmazdı

İranı ahvazda kim vurdu ?

İdlib anlaşmasına Amerika təhlükəsi

İranda askeri geçit törenine saldırı

Türkiye’nin Jeopolitik Konumu ve Bilişim Diplomasisinin Önemi

Gündem 11 Mart 2018
177

İlkokulda okuduğumuz dönemde, öğretmenlerimiz tarafından sürekli altı çizilen bir konudur Türkiye’nin Jeopolitik konumu. Kısaca Türkiye’nin jeopolitik konumu nedir diye bir bakalım;

Ülkemizin jeopolitik önemini arttıran unsurlar şunlardır:

*Avrupa ve Asya’yı birbirine bağlar.

*Avrupa, Asya ve Afrika’nın en yakın olduğu yerdedir.

*Üç tarafı denizlerle çevrilidir.

*Dünya ekonomik gücünün ve enerji transferinin geçiş noktasındadır.

*Kıtalar içinde yer almasına rağmen boğazlara ve açık denizlere sahiptir.

*Balkanların, Kafkasların ve Ortadoğu’nun en güçlü ülkesidir.

*Tarım ve hayvancılık gücü endüstriye dayalı olarak gelişmektedir.

*Önemli enerji yataklarına sahip bir ülkedir.

*Önemli enerji kaynaklarına sahip fakat sanayileşememiş ülkelere, sanayileşmiş bir ülke olarak komşudur.

*Türkiye’nin sosyal ve kültürel gücü, nüfusuna bağlı olarak da bütün dünyayı etkilemektedir.

Bu durumda Türkiye’nin jeopolitik konumunun çok önemli olması ülkemize yönelik tehditlerin de artmasına yol açmaktadır. Yeni sayılabilecek bir terim olan “Bilişim” aslında teknolojik iletişim türüdür. Ülkemizin jeopolitik konumu bilişim anlamında da oldukça önemlidir. Gönül ister ki, okullarda anlatılan Türkiye’nin jeopolitik konumunun önemine bir de bilişim altyapısı, bilgi transferi gibi başlıklar da eklensin. Yukarıda belirtilen , “Tarım ve hayvancılık gücü endüstriye dayalı olarak gelişmektedir” maddesinde, tarım ve hayvancılıkta üreticiyiz ama endüstriye bağlıyız anlamı çıkıyor. Bu anlamda, endüstri 4.0 ı hiçbir teknoloji geliştirmeden tamamen mevcut teknolojilerin entegre edildiği ve hatta, adeta transit geçiş noktasına dönüştüğümüz gerçeği ise tam bir trajedidir. Çünkü, üretmeyen toplumlar acı çekmektedir. Sanırım toplum olarak en büyük şansımız, teknoloji başta olmak üzere daha birçok konuda jeopolitik konumumuzun meyvesini yiyoruz. Asya, Afrika ve hatta Ortadoğu ülkelerine Türkiye’nin bilişim konusunda uzman firmaları aracılığı ile birçok ülkeye bilişim hizmeti veriliyor. Donanım üreticisi olamayan Türkiye, bu anlamda yalnızca Five-Eyes tarafından geliştirilen teknolojik donanımların satış, kurulum gibi hizmetlerini verirken, diğer taraftan nitelikli iş gücü olarak da yazılıma hakim olan vatandaşlarımızı da istihdam edebiliyor. Mevcut teknolojileri iyi takip ederek, zamanında Almanya’yı kurtaran gurbetçi Türkler misali, şimdide nitelikli iş gücü ile geliştirici gençler, dünyadaki bilişim yükünü sırtlayanlar arasında yerini almış görünüyor. Elbette, nitelikli iş gücü çok önemli ama niteliğin ne olduğunu iyi bilmekte fayda var. Burada nitelikten anladığımız, geliştirilen bir donanımı entegre etmek ve mevcutta olan bilgileri derleyip kullanmak ve satış yapmak ise bu nitelik evet gerekli ama yeterli değildir. Benimde bilişim zirvesinde denk geldiğim bilişim firması sahibi bir iş adamı “Ulusal Siber Güvenlik Politikalarının konuşulduğu bu panelde, Bilişim Diplomasisi’ni tartışmaya açıyorum. % 100 yerli diyebileceğimiz enstrümanlar tam anlamı ile biliniyorken ve biz bu enstrümanları üretmiyorken nasıl olur da %100 yerli ya da millî diyebiliyoruz. Acilen firmaların milli donanımlar üretmesi (işlemci, Anakart vb.gibi) gerekmekte ” dediğimde ülkemizde popülizmin geldiği boyutu gözler önüne seren bir duruş ile şunları söyledi; “öncelikle anakart ve işlemci yerine milli bir harddisk geliştirmeliyiz. Ama bu iş için en az 20 yıl gerekli. Amerika’yı bir daha keşfetmeye ne gerek var” dediğinde, firmasını 1996 yılında kurmuş olan bu iş adamı, hiçbir teknik bilgisi olmadan neye göre 20 sene diyebildiği anlaşılmadığı gibi bilişim sektörünün acil diplomatik çalışmalara ihtiyaç duyduğunu da gözler önüne sermiş oldu.

Aslında Bilim Diplomasisi terimi olarak kullanılmakta ve bu yeni bir olgu değildir. Tarihte büyük devletler çağın ünlü bilim adamlarını kendi başkentlerine cezbetmek için büyük çaba göstermişler, böylece hem ülkelerinde bilimsel çalışma canlanmasını hem de ülkelerinin saygınlık kazanmasını sağlamışlardır. Ama bilim çağı olarak nitelediğimiz çağımızda bilim diplomasisi her zamankinden çok daha önemli hâle gelmiştir. Bölgesel ve küresel düzeyde etkin olan ülkeler bütün dünyadaki çıkarlarını kollamak için her türlü vasıtayı kullanma arayışı içerisindedirler. Bu vasıtaların en önemlilerinden biri de bilim diplomasisidir. Bana göre desteği çok iyi olan ve şişirilmiş Elon Musk’ın ülkemizi ziyareti de bu diplomasinin bir sonucudur. Efsaneye göre Da Vinci’nin yaşadığı dönemlerde, Floransa’nın askeri danışmanlığını yaparken kullandığı harika teknik çizimleriyle ortaya çıkan zamanın en güncel savaş makineleri, Türkler tarafından kullanılmış ve Da Vinci’yi şoke etmişti. Yine efsaneye göre, Da Vinci annesini esir alan Türklere istemeden yardım etmek zorunda kalmıştı.

Kısacası, Bilişim Diplomasisi nedir sorusuna çok basit bir örnekle yanıt bulalım. Hepimizin malumu olan çerezler. Evet, bu çerezler (cookie) mobil ve masaüstü tarayıcılarda, ziyaret ettiğimiz sitelerde karşımıza çıkan basit bir teknolojidir. Hatta birçok site bizleri “Çerez Politikamız” başlığı ile bilgilendirmektedir. Çerez kullanımı, ziyaretçinin alışkanlıklarını analiz ve takip eden bir yazılımdır. Çerez üretimi sırasında kullanılması gereken LİSANS ise ağırlıklı olarak M.I.T (Maccasus) tarafından yayınlanmaktadır. Bu durumda, sizin yazdığınız çerez kodları, M.I.T. ‘nin de gözetiminde ve gerektiğinde kullanımında olabilmektedir. Paniğe kapılacak bir durum yok aslında. Çünkü zaten neredeyse tüm teknolojimiz onlar tarafından geliştirildi ve isterlerse kullandığımız ilaç ya da konum bilgimize kadar her şeye erişim hakları var. (Hak dedim yanlış okumadınız, teknolojiyi kullanırken ödemesini yapıyor olabilirsiniz ama gizlilik politikalarını da kabul eden bizleriz.) Evet asıl diplomasi şimdi başlıyor. Ülkemizde ki akademi kuruluşları arasında ve literatüre teknoloji, bilişim anlamında her hangi bir şey katan her kim varsa ellerinden öpüyor ve ellerini başıma götürerek saygımı ifade etmek istiyorum. Ancak, çerez lisansı üreten bir üniversitemizin olmayışı oldukça üzücü. Örneğin ben sürekli M.I.T.’nin Yapay Zeka başlıklı eğitim içeriklerini takip ediyorum. Bilgilerini teorik olarak paylaşmaktan zevk alan Stephan Wolfram Sacha Arnoud ve Lisa Feldman gibi hocaların, kendi geliştirdikleri, uygulamalarını test ettikleri, test imkanı buldukları alanlarda uygulamalar geliştirdiklerini ancak ülkemizde Yapay Zeka ve programlama dili oluşturma veya donanım üretimi konularında, %100 yerli diyebileceğimiz bir teknik doküman olmadığını veya olanlarında çeviri olduğunu dile getirmekte fayda görüyorum. Çünkü gerek hocalarımız, gerekse özel sektör onca verilen devlet desteklerine rağmen popülizmden öteye geçemeyip, sadece taklit ederek ve Amerika’yı bir daha keşfetmeye ne gerek var söylemleri ile Bilişim Diplomasisini anlamak ya da uygulamak mümkün olamaz.

Bilişim diplomasisini işletmek adına bir örnek vermek gerekirse; bir güvenlik duvarı ya da veri kaybı önleme platformunu aldınız. Tüm paketler inceleniyor ve hassas bir verinin dışarı sızması durumunda, o veri tespit edilip yöneticiye bildiriliyor. Peki ya, güncellenen Microsoft paketleri ne aldı ne verdi bakabilen biri var mı? Daha da basit bir örnek vermek gerekirse, booking.com a Türkiye’de açılan dava sonucu, booking.com un Türkiye’de otel rezervasyonu yapmasına yasak getirildi. Peki, bu yasağı BTK başkanının yaptığı açıklamada olduğu gibi erişim engellenmesinin booking tarafından yapılması size ne ifade ediyor. Ya da Uber yasaklanırsa teknoloji kullanıcısı ve entegratörü olan Türkiye, bu yasağı uygulayabilecek teknolojiye sahip mi? Öte yandan, Googleplay ve AppStore gibi sanal mağazaların içerisinde bulunan sahte e-devlet uygulamaları için vatandaşın dikkatli olması çağrılarına vatandaşın önüne getirilip kullanımına sunulan akıllı telefon ve içerisindeki uygulamaların denetimini yapamayanlar şimdi de kalkıp sen bu uygulamayı nasıl kullanırsın diye yasaklamaları deneyecek? Elbette ki bu tam bir kaosu tetikler. Birçok yazımda belirttiğim Five-Eyes’ın tam olarak hedefi de bu kaos değil mi? Eğer bilişim diplomasisi işletilirse, satın aldığım bir akıllı telefona entegre edilen bir donanım yada kernel seviyesinde bir yazılım ile vatandaşa bırakmadan, devlet olarak vatandaşımın zarar görmesini engelleyebilir ve gerçek suçluları tespit edebilirim. Özel sektörün de hiçbir şey üretmeden ve sadece ikili ilişkiler ile Bilişim Bakanlığı söylemlerinin de önüne geçerek hakikat ile geliştirme yapan yeni nesillere destek verebiliriz.

Tüm bunların yanında Jeopolitik konumumuzun, Dünya ekonomik gücünün ve enerji transferinin geçiş noktası olmasının yanı sıra bilişim altyapılarının da geçiş noktası olduğumuz aşikardır. Bir taraftan 5G için İspanya’da atılan imza diğer taraftan İstanbul Büyükşehir Belediyemiz tarafından düzenlenen Otonom araç ihalesi ile bu geçiş noktası adeta bilişim teknolojileri, yapay zeka ve endüstri 4.0 ile perçinleniyor. Öte yandan Rusya’nın World Wibe Web in dışına çıkarak kendi internet yapımıza geçiş yapabiliriz söylemi, bizim de World wide web ile iletişime geçebilen bağımsız bir internet altyapısına kesin ihtiyaç duyacağımızın da bir başka göstergesidir. Rusya’nın tamamen Word Wide Web’den kopacağını geçenlerde Rusya’nın İnternet Geliştirme Bakan Danışmanı German Klimenko söyledi. Klimenko’ya göre ise eğer yarın internet kapatılırsa ülke hayatta kalır ve var olmaya devam eder. Bunun yanında Klimenko Kırımın Rusya’ya bağlanma sürecinde Kırım yarım adasında bazı internet servislerin çalışmadığını hatırlattı. (2)( İnternet olmazsa sizce Türkiye’de neler yaşanabilir?)

Şayet biz 2023 e kadar tam bağımsız bir bilişim altyapısı ve bilişim teknolojileri kullanamazsak Windows’tan kaçarken Linux e bağımlı kalma tehdidi ile karşı karşıyayız. Tüm bu bağımlılıkların da ötesinde, NATO ile Rusya arasında kızışan teknik savaşta, her iki teknolojiyi birbirine karşı kullanan iyi de bir stratejimiz bulunmaktadır. Bu stratejinin NATO’yu getirdiği durum ise Çek general tarafından açıklandı. ABD’li Breaking Defence dergisinin haberine göre, S-400’lerin teknik nedenlerden dolayı NATO savunma sistemlerine entegre edilemeyeceğini belirten Pavel, “Ancak bu şartlarda S-400’ler NATO için tehlike yaratıyor. Sorunu oluşturan S-400’ler değil, roket sistemlerinin işlevlerini normal olarak yerine getirebilmeleri için veri tabanına erişim sağlanması” dedi.

Çek General, NATO üyesi olan Türkiye’de, NATO müttefiklerine ait tüm kaynakların Rus sistemleri tarafından kayıt altına alınacak olmasının “risk” teşkil ettiğinin altını çizdi. (1)

Bu açıklama ile birbirinden bağımsız olan NATO ve Rusya askeri veri tabanının Türkiye’nin satın aldığı S-400 ler için gereken bilişim altyapısının, bu güne dek NATO standartları gereği kullanılan Microsoft ağırlıklı bilişim alt yapısı için büyük risk olduğu da kabul edilmiş oldu. Olurda NATO, arkadaş S-400 lerden daha çok veri tabanları ile müttefik olmayan bir ülke ile entegre olamayız ve buna sebep olan Türkiye’nin NATO’ya ait olan veri tabanlarının başka sistemlerle iletişime geçmesini kabul etmeyiz diyerek, mevcutta kullandığımız sistemlere verilen desteği kesiyoruz derlerse, vay halimize. Çünkü, bulunan bir çok açığın yaması bizlerle paylaşılmayabilir ve çok daha kombine zararlar verilerek bilişim altyapımız hedef alınabilir. Bu durumda, Rusya’nın teknolojik güdümü altına girmek de sanırım hiçbir Türk evladının kabul edebileceği bir durum değildir. Eminim, 2016-2023 stratejilerinde devletimiz bu tip sorunları ön görmüş ve gerekli adımları çoktan atmıştır. 4,5 G kavramını dünyaya dikte eden bir Türkiye Cumhuriyeti’nden bahsediyoruz. Şimdi 5G zamanı geldi. Siyasilerin imza törenlerinde yaptığı konuşmada 5G teknolojisini bizim geliştirdiğimiz sanılabilir ama sanılanın aksine biz, altyapı ve teknik geliştirme konularında nitelikli operatörler ile entegre başlığından henüz ötede değiliz. Elbette, bilgi birikimi ve tersine mühendislik için de bu gerekliydi. Ancak ünlü şarkıcı Dilberay’ın dediği gibi “Zorunda mıyım” ?

Zorunda olduğumuz tek bir konu var ve o da kesinlikle Türk ve Türki Cumhuriyet’ler ile İslam ülkeleri başta olmak üzere, kendimize ait olan ve global bilişim altyapıları ile güvenle entegre edilebilen bir bilişim altyapısını tamamen bağımsız olarak geliştirmeyi hedeflemeliyiz. Aksi halde Millilik adına ne konuşursak, popülist söylemlerden öteye geçemeyeceğiz. Neyse ki, Gerek Başbakanlık gerekse Cumhurbaşkanlığı düzeyinde yapılan açıklamalar ile “tarla bize ait olmalı ki mahsül de bizim diye bilelim” açıklaması, popülizmin bir nebze önüne geçti ve hakikat ile geliştirenlere can suyu verilmiş oldu. (3)

İran’da yaşanan Apple krizi (4), Rusya’nın World Wide Web’in dışında kalmak istemesi ve NATO tarafından yapılan S-400 açıklamaları bana göre dijital ambargonun ayak sesleri. Öte yandan da, yalın ayak geliştiricilerin yıldızının parlayacağı günlere doğru yaklaşıyoruz. İlim malumuna tabidir sözünden yola çıkarsak, bu güne dek %100 yerli diye adeta caka satanların kredileri tükenmiş ve Bilişim Bakanlığı sevdasına kapılanlar olmuş. Yalın ayak geliştiricilerin her söylem ve yazılı raporlarının haklı çıkması yeni nesil geliştiricilerin yalın ayaklıktan spor ayakkabılara kavuşmasını sağlarken, sektöre yanlış yön verenlerin de ceremesini koca bir Ulus’un çekmesini önlemeye çalışmaları hakikaten takdir edilesi bir kurtuluş savaşını andırmaktadır.

KAFKASSAM Siber Güvenlik Uzmanı

Burak BOZKURTLAR

1-) http://turkrus.com/600069-natodan-uyari-turkiyeye-s-400-yerlestiren-rusya-gizli-bilgilerimize-erisecek–xh.aspx

2-) http://kafkassam.com/rusya-interneti-mililestirmeye-hazir.html

3-) http://www.aksam.com.tr/siyaset/basbakan-yildirimdan-onemli-aciklamalar/haber-574502

4-) http://www.yeniakit.com.tr/haber/iran-kacakcilikta-iphoneu-sucluyor-195446.html

Yorumlar