Turan Rzayev: Trump: “Dünyada Sadece İki Süper Güç Var — ABD ve Çin

ABD Prezidenti Donald Trump: “Dünyada Sadece İki Süper Güç Var — ABD ve Çin”
ABD Başkanı Donald Trump, şu anda dünyada sadece iki süper gücün olduğunu bildirdi: ABD ve Çin
Trump, *“Biz iki süper gücüz. Askeri güç bakımından yeryüzündeki en güçlü ülke ABD’dir. Çin ise ikinci kabul ediliyor. Kimse bize yaklaşamaz” dedi.
Bu, ne nezaket ne de diplomatik nezaket (etiket) için söylenmiş basit bir ifadedir. Bu, ABD’nin SSCB’nin yıkılışından sonra yaptığı  tarihi bir itiraftır. Kanaatime göre, Trump’ı bu itirafa mecbur bırakan Çin’in neler yaptığına bakmak gerekir.
Pekin acele etmeden, son derece zekice kurgulanmış bir ekonomik-siyasi plan dahilinde hareket ediyor. Çin, şu anda dünyanın en büyük alacaklı (kreditör) ülkelerinden biridir. 2000 yılından 2020 yılına kadar bu ülkenin bankaları, özellikle de Çin İhracat-İthalat Bankası ve Çin Kalkınma Bankası; Pekin’in Afrika, Doğu Avrupa, Latin Amerika ve Asya ülkelerine 500 milyar dolar kredi  sağlamasını ön ayak etti. Bu gösterge, Dünya Bankası’nın toplam kredilendirmesinin yüzde 83’üne eşittir.
Bu kredilerin temel amacı, söz konusu ülkelerin altyapısının geliştirilmesi, limanların inşa edilmesi ve mevcut limanların genişletilmesiydi. Zaman geçtikçe Çin kredileri sadece altyapı projeleriyle sınırlı kalmadı. Pekin, borç verdiği ülkelerin bankacılık sisteminin finansal ihtiyaçlarını da desteklemeye başladı.
Çin’in kredi verme modeli ise oldukça dikkat çekicidir. Şöyle ki, gelişmekte olan ülkelerle yapılan kredi sözleşmelerinin şartları “olağanüstü derecede gizli” tutuluyor. Aslında Pekin’in bunu neden yaptığı 2018 yılından sonra daha net görünmeye başladı. Özellikle 2020 yılından – COVID-19 pandemisinden sonraki dönemde küresel bir ekonomik gerileme müşahede edildi. Çin’in kredi verdiği birçok ülke, ekonomik daralma ve ihracat gelirlerinin azalması sebebiyle ciddi bir devlet borcu kriziyle karşı karşıya kaldı. Sri Lanka Zambiya, Gana  Surinam ve Ekvador da dahil olmak üzere bir dizi ülke devlet borçları hususunda temerrüt (defolt) ilan etti. Şu anda ise 50’den fazla ülkenin ciddi bir borç krizi içinde olduğuna dair veriler bulunmaktadır.
Bu temerrüt dalgası fonunda, Çin’in yukarıda adı geçen iki ana bankası borçların ödenmesini talep etti. Temerrüt durumuna düşen ülkelerin çoğunluğu borçları ödemekte zorlandı. Bundan sonra Çin, söz konusu ülkelerle devlet düzeyinde ayrıca müzakerelere başladı. Pekin; pandeminin etkilerinin ortadan kaldırılması ve borçların ödenmesi karşılığında birçok ülkede limanlar elde etmeye başladı. Tema (Gana), Kribi (Kamerun) veya Brunei’deki Muara gibi limanları Çin finanse etmektedir.
Pekin, genel olarak 90 ülkede 168 limanı ve 363 projeyi kapsayan yüzlerce projeyi finanse etmiştir. Bu yatırımlara altyapının finansmanı, işletme hakları ve lojistik entegrasyon dahildir.
Çin bununla da yetinmedi. Son yıllarda ülkenin ekonomik büyüme modelinde başarıyla işleyen *“liman-park-şehir”  modeli artık  “liman-demiryolu-maden”** modeline dönüştü. Örneğin Çin; Tanzanya ve Zambiya hükümetleriyle 2025 yılının Eylül ayında, Tanzanya-Zambiya Demiryolu projesinin onarılması, işletilmesi ve ekipmanla donatılması için 1,4 milyar dolarlık bir anlaşma imzaladı. Ulaşım koridoru, Tanzanya’nın Darüsselam limanından minerallerle zengin Zambiya’ya kadar uzanacak. Böylece Çin tarafından finanse edilen limanlar, artık denize çıkışı olmayan bölgeleri sahil şehirlerine bağlayan iç tedarik hatlarının başlangıç noktalarına dönüşüyor.
Pekin’in liman yatırımlarında sadece fiziki altyapı değil, dijital sistemler de ön plandadır. Limanlarda kullanılan yazılımlar, veri platformları ve otomasyon sistemleri büyük oranda Çin merkezlidir. Bu durum, küresel ticaret verilerinin merkezileşmesine, rakip sistemlerin devre dışı kalmasına ve dijital bağımlılığın artmasına neden olabilir.
Görüldüğü üzere Çin, öncelikle ülkelere kredi veriyor; borçlar ödenmediğinde ise o ülkelerin stratejik öneme sahip limanlarını uzun vadeli olarak kontrolü altına alıyor. Limanı olmayan ülkelerde ise mineral rezervlerinin çıkarılması için imtiyazlar elde ediyor. Böylece hem verdiği borcu geri alıyor hem de o ülkelerin kalkınma süreçlerine doğrudan etki etme imkanı kazanıyor.
Çin’in en dikkat çekici yönü ise şudur: Bu yayılmayı askeri üsler vasıtasıyla değil, ticari yatırımlar üzerinden gerçekleştiriyor. Bu strateji aynı zamanda daha az tepki (eleştiri) çekiyor, ekonomik iş birliği görüntüsü yaratıyor ve uzun vadeli bağımlılık formüle ediyor. Birçok projede liman işletmesi Çinli şirketlere devrediliyor, yük akışı Pekin tarafından yönetiliyor ve buna bağlı lojistik ağlar kuruluyor.
Çin bugün, hem devasa ihracatını yönetebilen hem de stratejik mineraller, sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) ve petrol gibi kritik ürünlerin ithalatını kolaylaştıran limanları finanse etmeye devam ediyor. Bu limanlar, Çin’in dış ticaret çıkarlarını korumak ve kreditör olarak gelirlerini artırmak amacını taşımaktadır.
Lakin mesele sadece finansal gelirlerle sınırlı kalmıyor. Çin bununla birlikte nüfuz, etki gücü ve veri tabanı elde ediyor. Ekonomik ve ticari hedeflere yönelmiş bu strateji, Çin donanmasının hem nicelik hem de nitelik bakımından hızla büyüdüğü bir döneme denk geliyor.
ABD durumu ancak şimdi tam anlamıyla kavramaya başlıyor. Trump’ın Çin ziyareti de bu bakımdan zaruriydi. Washington sürecin dışında kalmak değil, aksine onun bir parçası haline gelmek istiyor. Daha net bir ifadeyle, o masada yer almaya çalışıyor. Fakat geç kalıyor. Pekin artık bir sonraki aşamaya start verdi.
Tecrübeler gösteriyor ki, bu tür sistemli planlar tek bir amaca hizmet eder — kutuplaşmaya.
Pekin bugün olmasa bile, önümüzdeki on yılda kendi kutbunu inşa edecektir. Üstelik bu kutup, SSCB’de olduğu gibi ideolojik bağlar üzerine değil; ekonomik, lojistik, teknolojik ve finansal ilişkiler üzerine kurulacaktır. Tıpkı Birinci ve İkinci Dünya savaşlarından sonra Washington’ın yaptığı gibi…
ABD, Çin ile mücadelede yeni ve özgün seçenekler bulmak zorundadır. Aksi takdirde Pekin, sadece küresel ticarette değil, doların hegemonyasının zayıflatılmasında da ana güç haline gelecektir.

Kafkassam Editör
YAZAR

Kafkassam Editör

Yeni bir dünyaya uyanmak, dünyayı yeniden okumak isteyenler için, söylenecek sözü olanlar için merkezi Ankara’da olan KAFKASSAM’ı kurduk. Erivan, Bakü, Tiflis, Tebriz, Grozni, Moskova, Mahaçkale, Nazrin, Nalçik, Saratov, Ufa ve Sochi’de ofislerimiz temsilcilerimiz var. Kafkassam genelde kafkasya çalışmak için kuruldu Kafkasya genelinde çalışır. Ermenice Rusça Gürcüce İngilizce dillerinde yayın yapan kafkassam genç akademisyen ve stratejistlerle çalışmaya özen gösterir. KAFKASSAM’ın internet sitesi 2 Ocak 2010’da yayına girdi. İnternet sitesinde Kafkasya’daki ülkeler ve Türkiye ile ilişkileri hakkında makaleler, ropörtajlar, analizler ve yorumlara yer verilmektedir.

Yorum Yaz

Share a useful thought, question, or feedback.